Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Din ekseninde mücadele
Cumartesi, 03 Haziran 2006 - (14:56)
Maruf Çetin
Genel Yayın Yönetmeni

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Demokratik haklar ve özgürlükler söylemi; temellendirilebileceği bir erdem ve ahlak ilkesine dayanmıyor. Bu noktada başörtü özgürlüğü ile çıplaklık veya eşcinsellik özgürlüğü aynı düzlemde bulunuyor.


İnsan hakları ve özgürlükler konusunda çalışmalar yapan müslüman bir arkadaşımız, Hrant Dink olayına binaen bazı kişilerce ilginç karşılanan, fakat benim tepkime sebep olan bir teklifte bulunmuştu. Şöyle diyordu müslüman kardeşimiz:

"Biz müslümanlar olarak (müslümanlara ait çeşitli STK grupları altında) içeriğinde hakaret ve şiddet olmayan her tür, fikir düşünce ve ifadenin baskıya maruz kalmasını reddetmeli ve içeriğine katılmasak bile altına imzamızı atmalıyız."

Bu mantık, biz "ötekileri" savunalım ki onlar da bizi savunsun hesabına dayanıyordu. Oysa ki müslümanlar yalnızca Allah'ın hesabını yapmalıydılar.

"Peki" dedim, "eğer o fikrin, o metnin içeriğinde şiddet ve hakaret olmamakla birlikte açıkça küfür ve şirk varsa yine de altına imzanızı atacak mısın?"

Bu iflah olmaz bir paradokstur.

Demokratik haklar ve özgürlükler söylemi; temellendirilebileceği bir erdem ve ahlak ilkesine dayanmıyor. Bu noktada başörtü özgürlüğü ile çıplaklık veya eşcinsellik özgürlüğü aynı düzlemde bulunuyor. Açıktır ki çıplaklık ve eşcinsellik Allah'ın razı olmadığı konulardır ve bu durumda müslümanların da razı olması düşünülemez. Öyleyse Allah'ın emrettiği bir şeyi (başörtü), Allah'ın razı olmadığı bir şeyle (çıplaklık) aynı düzlemde nasıl savunabiliriz?

Müslümanlar şunu çok iyi anlamalıdır; "Deki benim dinim bana sizin dininiz size" ayetinin hükmü taktiktir, konjonktüreldir. Dinin temel stratejisi ve nihayi hedefi değildir. Nihayi hedef her türlü kötülük olarak betimlenen FİTNE'nin ortadan kaldırılıp dinin yalnızca Allah'a has kılınmasıdır. Bu nihayi hedefte kafirlerin dinlerini yaşamasına müsaade yoktur. Bu yüzdendir ki peygamber siyretinin ilk dönemlerinde "benim dinim bana, sizin dininiz size" diyen İslam, Mekke'nin fethinden sonra onların dinlerini tanımamış, yaşamasına müsaade etmemiş, bütün kutsallarıyla birlikte yerle bir etmiş, bütün hayat damarlarını koparıp atmıştır.

Din; Allah'tan bir hakkaniyet, yüce ahlak ve erdem üzere kurulu bir değerler sistemi inşa eder. Bu değerler sisteminin ayırıcılığında (furkan) iyilik ve kötülük ayrışır. İyilik tamamen hakim, kötülük tamamen yok oluncaya kadar mücadele devam eder. Son dinin kemale ermesiyle artık iyilik (hak) ve kötülük (batıl) kıstasları belirginleşmiş olup, kıyamete kadar da sarih olarak kalmaya devam edecektir. "Hak geldi batıl yok oldu" ayetinin hükmü bu olsa gerek...

Müslümanlar, savundukları ve mücadelesini verdikleri ilkelere bu iyilik (hak) ve kötülük (batıl) perspektifini mutlak surette eklemelidirler. Bu da daha dini/islami bir dilin kullanımını zorunlu kılıyor. Örneğin başörtüsünü dini ve ahlaki temelden hareketle savunmalı ve aynı düzlemde çıplaklık ve eşcinsellik ile de mücadele edilmelidir.

Müslümanlar, yalnızca inançlarından dolayı insanlara baskıda bulunan "ötekiler"e "biz de insanız, bize de özgürlük" mücadelesi vermemeli, "ötekiler"in de inanması için zihinsel ve enformatik baskı kurmalıdır. İbrahim'in Nemrud'a karşı; Musa'nın da Firavun'a karşı inanması için baskı kurması gibi...

"İçinizde iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir ümmet bulunsun!"

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Maruf Çetin'in Son 10 Yazısı
   Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
   Nureddin Şirin Ağabeyime
   Çok Eşlilik İbrahimi Bir Gelenektir
   Zülfü Livaneli İslamcılık'tan ne anlar?
   İsrailoğulları'nı bekleyen kıyamet
   Saddam’ın idamı ne anlama geliyor?
   Mezhep Çatışması, Propaganda ve Linç Kampanyaları
   Mezhep Savaşı ve Şia’nın “Sünni Devrimcilik” bağnazlığı
   İnsanca Yaşam ve Din İlişkisi
   Ayhan Bilgen ile İbrahim Kiras'a cevap
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.