Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Ayhan Bilgen ile İbrahim Kiras'a cevap
Cuma, 21 Temmuz 2006 - (16:17)
Maruf Çetin
Genel Yayın Yönetmeni

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Her suçlunun bir bahanesi, her inkarcının bir şüphesi vardır. (Hz. Ali)


Ayhan Bilgen Radikal gazetesinde yaptığı söyleşiyle -İslami bakış açısına göre- oldukça sorunlu açılımlar sağladı. Filhakika Bilgen'e yapılan eleştirilerin bazıları da bir o kadar sorunlu...

Bilgen sözkonusu röportajında İslamcı anlayışı mahkum ediyor, Türk İslam anlayışını mahkum ediyor ve yine Türkçü anlayışı mahkum ediyor. Buna karşın Kürt İslam yada Kürtçü kimliği eleştirmiyor sadece sosyolojik bir tesbitte bulunduğunu söylüyor. Kendi milliyetçiliğini atlayıp başkasının milliyetçiliğini eleştirmek ulusalcı duygunun turnusol kağıdı gibidir. Bu çifte standart yaklaşımı Bilgen'in açılımlarının -en azından bir kısmının- iyi niyetli olmadığını göstermeye yetmektedir. Bilgen kendisine yöneltilen olumlu ve olumsuz eleştirilerden ders çıkaracağına yeniden zehir zemberek bir açıklamada bulunarak meseleyi daha da karmaşık hale sokmuştur. Kanaatimce Bilgen'in, tartışmaların doğurduğu gürültü kirliliğinden rahatsız olmaya hakkı yoktur. Çünkü bu kirliliği doğuran kendisinin yanlı ve yanlış polemikleridir.

Bilgen'in kendisine yöneltilen eleştirilere "dört saat süren bir konuşmanın bir sayfalık yazıya indirgenmesinin ortaya çıkaracağı ifade eksikliklerinin üzerinden cımbızlamayla polemik yaratmak" şeklinde çıkışarak savunma yerine saldırı yapması kabul edilebilir bir açıklama değil. Okuyucu okuduğu ifadelerin muhasebesini yapar. Okuduğu metinde yanlışlıklar varsa bu yanlışlıklardan hareketle eleştirisini kurgular. Okuyucu kapalı kapılar ardında saatlerce süren konuşmaların olası muhasebesini yap(a)maz. Dikkatli konuşmak, her mikrofonu uzatanın karşısında kendinden geçmemek, bir sayfa olarak yayınlanacak bir röportaj için dört saat konuşmamak yazarın sorumluluğunda olan bir şeydir. Bu retorik ile okuyucuyu eleştirmesi haksızcadır. Kaldı ki eğer röportaj cımbızlanarak yanlış anlaşılacak şekilde sunulmuşsa röportajın tam metnini yada daha doğru bir metnini başka bir kanalda yayınlatabilir yada tashih edebilirdi. Ama Ayhan bey bunu yapacağına daha kolay olanı yapıyor ve kendisini eleştiren herkesi -en çok da islamcıları- faşist olarak damgalıyor.

Bilgen muhataplarının "kafa karışıklığı ve dikkatsiz okumaları"ndan dolayı söylediklerinin anlaşılamadığını belirtiyor. Buna kanıt olarak da aynı metinden bir köşe yazarının kendisinin "Kürtlere hakaret ettiği", bir başka yazarın ise; "Kürt milliyetçiliği yaptığı" sonucunu çıkarmış olmasını gösteriyor ve "bu birbirimizi anlamakta ne kadar zorlandığımızı ortaya koymaktadır" ifadesini kullanıyor. Ayhan Bilgen yine kolaycılığa kaçıyor ve yaş tahtaya basıyor.

Bir görüşün farklı kesimler tarafından farklı reflekslerle algılanması ve farklı şekillerde eleştiriye konu olması o görüşün anlaşılamadığını yada ona haksızlık yapıldığını yahut o görüşün doğru olduğunu göstermez. Mantıksal kurallar, her zaman sağlaması yapılabilir bir şekilde matematik kuralları gibidir. Aynı nesneyi farklı ölçü birimleriyle ölçerseniz hiçbir zaman aynı sonucu bulamazsınız. Bu yüzden Türkçü ve Kürtçü yada İslamcı reflekslerle meselelere yaklaşılması doğal olarak farklı sonuç ve tepkilerin doğmasına sebep olacaktır. Bu Bilgen'in kendisine haklılık payesi çıkarabileceği bir konu değil...

İslami Faşizanlık ne demek?

Bilgen Neşe Düzel ile röportajında şöyle demektedir:

İslami çevrelerde 'Kürt ya da Türk kimliğine vurguya ne gerek var? İslam kimliği hepimize yeter' diyen tehlikeli bir söylem de var. Kürt-İslam sentezinden çok daha kötü bir yere götürür bizi bu. Niye? Çünkü İslam'ın, kimlikleri, farklılıkları, dilleri reddeden bir algılama gibi servis edilmesi tam bir dayatmacı, 'faşizan' din anlayışını getirir.

Tek başına bu ifade bile son derece yanlış, haksız ve vahimdir.

Şimdi bu ifadeye mercekle biraz daha yakından bakalım ve bu sözün ne anlama geldiğini inceleyelim. Bilgen "Kürt yada Türk kimliğine vurgu yapmak" ifadesini kullanıyor. Öncelikle vurgu yapmanın ne anlama geldiğine bakalım. Vurgu yapmak bir şeyi kabul etmek, ifade etmek demek değil... İfade edilen şeylerin içerisinden bir parçanın daha fazla algılanmasını sağlamaktır. Dolayısıyla "Etnik kimliği vurgulamak" demek onu diğer konulardan daha fazla ön plana çıkarmak demektir. Vurgu yapmanın bu anlama geldiğini Türkçe konuşan herkes bilir. İnanmayanlar yada bilmeyenler de Türkçe Sözlüğe bakabilir. Bkz. http://www.tdk.gov.tr/tdksozluk/sozbul.asp?KELIME=vurgu.

Şu halde "kimlik vurgusu"nu reddetmek demek, kimliği reddetmek demek değildir. "Kürt yada Türk kimliğini vurgulamayalım, bunun yerine İslami kimliğimizi vurgulayalım" demek yalnızca etnik kimliğin VURGULANMASInı reddeder buna karşılık her tür birleştirici değerin kaynağı olarak islami kimliğin etnik kimliği tanımadığı yok saydığı anlamı çıkmaz. Örneğin cinsiyet de bir kimliktir. Bu bağlamda İslami bir bakış açısıyla cinsiyet kimliğinin feminizm de olduğu gibi birleştirici yada ayrıştırıcı bir unsur olarak ele alınamayacağını savunmak, cinsiyet kimliğini reddetmek anlamına mı geliyor. Bilgen burada farkında olarak yada olmayarak kavram kargaşası yaratmaktadır.

İslami perspektifte Kürt sorunu tanımı "Türk Kimliği" yayılmacılığının ülke içindeki diğer müslüman etnik kimlikleri yok saymış olduğu şeklindedir. Bu bağlamda; bir etnik kimliğin başka etnik kimlikler üzerinde baskıcı ve yayılmacı eğilimi faşizm; buna taraftar olma haline ise faşizanlık denmektedir. Eğer İslam kimliği vurgusu bir ulusal/etnik kimliğin başka kimlikler üzerinde deyim yerindeyse faşizanca eğilimine katkıda bulunacaksa; bu sahih bir islami duruş değil demektir. Belki Bilgen'in eleştirmesi gereken husus bu olmalıydı. Örneğin Türk ulusalcılığı İslam kimliğini Türk dışındaki diğer etnik kimliklerin bastırılması için kullanıyorsa bu İslamcı bir duruş değil, daha ziyade Türkçü bir duruştur. Bilgen'in örnek verdiği Stalin'in Sosyalist Enternasyonal'i de aslında Rus ırkının diğer tebaa ırklar üzerindeki tahakkümünü sağlamaya yönelik bir çabaydı Stalin dönemi uygulamalarını inceleyen birisi bunları rahatlıkla görebilir. Ama bu hiçbir şekilde Ümmetçi duruşa örnek olarak gösterilemez. Çünkü Ümmetçi duruş "Başınızdaki burnu kesik siyah bir habeşli bile olsa itaat ediniz" der ve her tür kast ve sınıf sistemini yok eder.

Türk İslam sentezcileri sorunu derinleştiriyor

Bilgen'in söz ve söylemlerindeki dikkatsiz ve yanlış ifadelere rağmen islami duyarlığa sahip bazı müslümanlar kendisini savunmuşlardır. Çünkü islami bir bakış açısınca kendisine yöneltilen bazı Türkçü/devletçi eleştiriler haksız bulunmuştur. Örneğin www.8sutun.com sitesinde İbrahim Kiras imzasıyla yayımlanan bazı yazılarda İslam adına Türkçü ve devletçi bir tavır sergilenmektedir ki bunun İslam ile uyuşur bir tarafı bulunmamaktadır.

Kiras şöyle demektedir:

Devlet nedir? Kabaca tanımlayacak olursak, “belirli bir coğrafya üzerinde yaşayan bir milletin (siz isterseniz buna halk deyin) idari teşkilatlanması”dır. Devletin yönetim organlarının başına kimi zaman –bize göre- yanlış insanların gelip, yanlış işler yapmaları mümkündür.

Kiras başından beri tanımlama ve kurgusuna yanlış yerden başlıyor. Oysa ki ülkemizde son 80 yıldır sözkonusu olan "devletin başına bazen yanlış insanların gelmiş olması" değildir. Devletin yanlış bir temel üzerine kurulmuş olmasıdır.

Kiras şöyle devam ediyor:

"Bu basit gerçeklerin farkında olmayan, “leğendeki bebeği de kirli suyla beraber atmaya kalkışan” çarpık bir bakış açısına sahip dar –ama etkin ve etkili- bir zümre var İslami camiada. Mazlum-Der Başkanına bunlar destek veriyorlar. Haddi zatında Mazlum-Der Başkanının fütursuzca dile getirdiği hezeyanlar bu çevrenin “fikir”leri… İslamcı etiketi altında tasnif edilen bu reaksiyoner zümrenin Türkiye’deki İslamcı hareketin geleneğiyle hiçbir ilgileri yok."

Kiras bununla Devrimci İslam anlayışına sahip müslümanlara göndermede bulunmakta ancak farkında olmadan son derece isabetli bir örnek vermektedir. Biz bebeğin leğendeki kirli suyla yıkanamayacağını savunuyoruz. Ama siz bebeği leğendeki kirli suda yıkarsanız bebeğiniz lağım suyuyla birlikte gidebilir.

Türkiye'de sistem Allahın dininin yasaklandığı bir algılama üzerinde kuruludur. İslama karşı yapılan baskılar da bazı şahıslardan kaynaklanan hatalar değil, laik kemalist sistemin gereğidir. Mevcut sistemi islami kaygılardan hareketle savunabilmek mümkün değildir.

Devletin ne olursa olsun savunulması gereken bir iç değer olduğu şeklindeki müslüman tebaa fikri, ortaçağda kalan bir anlayıştır ve çağımızın devrimci islam anlayışı buna hiçbir şekilde tevessül etmemektedir. Din ile çatışan, ona karşıt olarak ikame edilen her değer kutsallığını yitirir. Yegane kutsal olan ve her kutsalın yeganı kaynağı olan yanlızca dindir, İslam'dır. Bir müslümanın tasavvurunda İslam her şeyin üzerinde olan bir değerler sistemidir. İslam herşeye rengini veren Allah'ın boyasıdır. "Allah'ın boyası, Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kim vardır."

Aynı şekilde Kiras'in Türklüğü bu ülke insanlarının üst kimliği olarak sunması da fikri bir talihsizliktir. Emevi hanedanlığının Araplığı üst kimlik olarak dayatması gibi etnik kimliğinizi başkalarına üst kimlik olarak dayatmak zulüm ve haksızlıktan başka bir şey değildir. İslam'dan başka bir üst kimlik savunuculuğunu yapmak cahiliye adetlerinden başka bir şey değildir.

Devrimci İslamın düşüşü, Ulusalcı çizginin yükselişi

Bilgen'in söyleşisindeki iki tesbitin benim açımdan ortaklaşa bir başka önemli anlamı var. Bilgen 90 yıllardan sonra bölgede hakim olanın din değil, etnisite olduğunu vurguluyor. Buna karşın Türk nüfusunda Devlet ile İslam'ın giderek yakınlaşmasının büyük çoğunluğun hoşuna gittiğini söylüyor. Aslında bu iki olgu birbirinden bağımsız değil...

1990'lı yılları Türkiye'de devrimci islam anlayışının irtifa kaybettiği yıllardır. Türk kökenli İslamcılar bu süreç içinde devlete yakınlaşmışlardır. 1990'lı yıllara kadar devrimci islam düşüncesine sahip müslümanlar arasında, devletin İslam karşıtı argümanlarından ve zalimane rejiminden dolayı bayrak, vatan, millet hiçbir kutsallığa sahip değildi. Ancak takip eden yıllarda süreç tersine dönmüş; bayrak, vatan, millet hatta Atatürk, laiklik ve demokrasi kabul edilmeye ve özümsenmeye başlandı. Yani tabiri caizse Türk kökenli İslamcılar -azınlık istisnalar hariç- devletle tek taraflı olarak barıştı.

Buna paralel olarak da Kürt kökenli islamcılar -yine azınlığı istisna etmeliyiz- kendi ulusal kimliklerine ve bu kimliği temsil eden PKK'ya yakınlaştı. Aslında her iki kesim de devrimci islamın ruhundan uzaklaşmış olmanın kirliliğini yaşamaktadır. Laik ve ulusçu devleti kendine yakın gören Türk İslamcılığı ile Laik ulusçu zihniyetli PKK'yı kendine yakın gören Kürt İslamcılığı arasında hiçbir nitelik farkı yoktur.

Bayrak, vatan, millet vs. kavramlar islam karşıtı ulusçu devleti temsil ettiği müddetçe, devrimci islam anlayışınca hiçbir değeri ve kutsallığı bulunmayacaktır.

Özetlersek;

Kur'an Ümmet ve millet kavramlarına ideolojik bir boyut katmıştır. Ümmet ve millet, taraf olunması, desteklenmesi uğrunda bedel ödenmesi gereken değerlerdir. Yegane birleştirici ve ayırıcı değerler bunlardır. Buna karşın İslam etnik/kavimsel/ulusal duyarlılıkları cahiliye hamaseti olarak tanımlamaktadır. Hangi gerekçeye dayandırılırsa dayandırılsın, Türklük, Kürtlük yada Araplık savunuculuğu yalnızca ilk cahiliyenin adetlerindendir. Gerek ümmet ve gerekse millet Kur'an'da sadece din anlamında kullanılmıştır. Millet kavramı Kur'an'da bugün yanlış kullanıldığı şekliyle ırk/etnisite/ulus anlamında hiçbir zaman kullanılmamıştır. O halde bütün müslümanların milleti "İbrahim'in Milleti" yani yalnızca İslam'dır ve müslümanlar yalnızca İslam Milliyetçiliği yapabileceklerdir.

Etnik kimlikler fıtridir ve reddedilemez. Ancak islam kimliği dışında başka hiçbir kimlik ve değer yargısı belirleyici, birleştirici ve ayırıcı olamaz. Yaradılıştan gelen özellikleri itibarıyla insanlık bir tarağın dişleri gibidir. Arap'ın Acem'e Türk'ün Kürt'e zerre kadar üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece dine gösterdiğimiz sadakat, yani takvadır.

İlgili Yazılar:

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Maruf Çetin'in Son 10 Yazısı
   Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
   Nureddin Şirin Ağabeyime
   Çok Eşlilik İbrahimi Bir Gelenektir
   Zülfü Livaneli İslamcılık'tan ne anlar?
   İsrailoğulları'nı bekleyen kıyamet
   Saddam’ın idamı ne anlama geliyor?
   Mezhep Çatışması, Propaganda ve Linç Kampanyaları
   Mezhep Savaşı ve Şia’nın “Sünni Devrimcilik” bağnazlığı
   İnsanca Yaşam ve Din İlişkisi
   Din ekseninde mücadele
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.