Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Saddam’ın idamı ne anlama geliyor?
Cuma, 05 Ocak 2007 - (12:35)
Maruf Çetin
Genel Yayın Yönetmeni

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Mazlumun zalime hesap soracağı zorlu gün, İslam devriminin yeryüzünde başarıya ulaştığı gün değildir. O gün, suçlular için pek çetin bir gün olan Ahiret günüdür. O gün her nefis işlediklerinin karşılığını tastamam olarak görecektir.


Saddam Hüseyin Amerikan işgal kuvvetleri tarafından Kurban bayramının ilk günü, sabah namazı vaktinde idam edildi. Belirtmek gerekir ki bu idamın Kurban bayramı sabahı yapılması, Arap ve İslam dünyasına bir hakaret niteliğindedir. Amerikalılar bunu her zaman yapıyorlar. 2001 yılında ABD’nin Afganistan’a yönelik ilk saldırısı da Ramazan ile birlikte başlamıştı. Felluce’yi de Kadir Gecesinde vurmuşlardı. Bunu bilerek ve özellikle yapıyorlar. Çünkü Müslümanların ve İslam dünyasının kutsallarına saygıları yok…

Saddam Hüseyin kuşkusuz geçmiş dönemin bir canisiydi. Ancak o gün, onun cinayetlerinde ortak olanlar; bugün başka ortaklarla tüm delilleri karartırcasına onu astılar. Bu şer ittifakı, Irak’ta onun yaptığından çok daha büyük cinayetler işlediler ve hala işlemeye devam ediyorlar. Böylece her seferinde kaybeden Irak ve Iraklılar oldu.

Saddam Hüseyin 1979’da Baas’ın liderini tasfiye ederek iktidara geldi. Başarılarını ve iktidarını CIA’ya borçlu olan Saddam, 1980 yılında ABD’nin tahrikleri sonucu İran’a saldırdı ve tam sekiz yıl savaş yapıldı. Bir milyona yakın insan öldü, milyonlarca insan yaralandı. Şehirler yıkıldı, alt yapılar harap oldu.

Savaştan sonra Batı dünyası tarafından sadece kullanıldığını anladı. 1982 yılında yaptırmakta olduğu Osiak nükleer santrali o dönemde herhangi bir karşıtlığı bulunmadığı İsrail tarafından tahrip edildi. Saddam Hüseyin aynı zamanda komünizmin 1980’li yılların sonunda çöküşü ile birlikte ideolojik bağlamda da bir değişikliliğe gitti. Sosyalist Arapçılık yerine İslamcı Arapçılık’ı benimsedi. Böylece Arap-İslam birliğini ve Filistin’in kurtuluşunu temel bir dava olarak savundu ve İsrail düşmanlığını açıkça dile getirdi. Ne olduysa bundan sonra oldu. Batı dünyası açısından Saddam’ın artık miadı dolmuştu.

Irak-İran savaşı sırasında felç olan ülke ekonomisini ve alt yapısını düzlüğe çıkarabilmesi için daha fazla kaynağa ihtiyacı olduğu, bunun için zengin petrol kaynaklarına sahip Kuveyt’i işgal ve ilhak edebileceği Amerikalılar tarafından kulağına üfürüldü. Saddam iyi ilişkilerinin hatırına Batılıların bu konuda kendisine müsamaha göstereceğini sanmış, ama tuzağa düşmüştü.

Kuveyt’i işgal etti, Amerika da dünya devletlerini yanına alarak jet hızıyla Saddam’a savaş açtı. Savaş boyunca Saddam İsrail şehirlerine onlarca füze fırlatıp Yahudi devletini hedef aldı, Arap ve İslam dünyasını kazanmaya çalıştı..

Saddam bu savaşta yenildi. Ancak onun tasfiyesi, yerine daha uygun bir düzenin ikame edilmesini zorunlu kılıyordu. Bu da uzun tempolu bir plan ve program gerektiriyordu. ‘Yeni Dünya Düzeni’ adını verdikleri bu plana Baba Bush’un iktidar süresi yetmedi. Baba Bush ikinci seçimi kazanamayınca Saddam’a ilişkin planlar askıya alındı. Bununla birlikte Saddam’ın eli kolu iyice bağlanmış oldu. Bu dönemden sonra Saddam’a ilişkin Amerikan ve İsrail politikası hiç değişmedi. Irak’a karşı yüz binlerce Iraklının ölümüne yol açan yıkıcı bir ambargo devam etti. Clinton döneminde bile Saddam’ın Irak’ı zaman zaman bombardımanlardan nasibini aldı. 1991 savaşından sonra Irak şer ittifakı içinde addedilmiş ve tıpkı İran’ın olduğu gibi Irak’a ait sayısal şifreleme sertifikaları uluslar arası her türlü platformda yasaklanmıştır.

1991 yıllarından sonraki süreçte Saddam’ın Irak’ı, Filistin davasını en fazla destekleyen ülkeler arasındaydı. Hamas’a ve diğer Filistinli örgütlere lojistik destek sağladı ve milyonlarca dolarlık yardımlarda bulundu.

Saddam bu dönemde petrol gelirleriyle toparlanmaya çalıştı. 2000’li yıllara geldiğinde Fransa ve Rusya gibi büyük batılı ülkelerle trilyon dolarlık anlaşmalar yaptı. Fransa ve Rusya gibi ülkelerin Amerika karşısında bir denge unsuru olacağını düşündü ve dünya emperyalizmine karşı ikinci korkunç hatasını yaptı: Petrol satışlarını bundan sonra Dolar’dan Euro’ya çevirdiğini duyurdu.

İran da bundan cesaret alarak petrol satışlarını Euro’ya çevirmeyi planladığını duyurdu. (İran petrol satışlarını hâlâ Euro’ya çevirmiş değil.) Böylece Amerikan Doları hızla Euro karşısında değer kaybetmeye başladı. Birkaç ay içinde Euro Dolar’ı geçti ve Dolar’ın lehine olan parite Euro’nun lehine dönmeye başladı. Bu tutum, Amerikan emperyalizminin düzenine çomak sokmaktan ibaretti ve ne pahasına olursa olsun Saddam asla bağışlanamazdı.

Amerika Irak’a savaş açmaya hazırlanırken hesapta olmayan başka bir şey oldu. 11 Eylül 2001 tarihinde el-Kaide militanları Amerika’yı kalbinden vurdu: Paranın adresini, Dünya Ticaret Merkezini… Kapitalist sistemlerde PARA sistemin kalbidir, her şeydir. Böylece el-Kaide’nin üslendiği Afganistan ivedi olarak ABD tarafından hedef listesinin birinci sırasına yerleşti. ABD dünya kamuoyunu yanına alarak iktidardaki Taliban’ı devirdi, el-Kaide’nin üslerini dağıttı, Afganistan’ı işgal etti ve orada bir ‘sömürge hükümeti’ kurdu.

Sıra Irak’a gelmişti. Irak’ın yada Saddam’ın somut olarak suçlanabileceği hiçbir şey yoktu. Bu kez Saddam dersini iyi çalışmıştı. ABD ne dünya kamuoyunu, ne de BM’yi yanına alamadı. Saddam’ın anlaşma yaptığı müttefikleri ABD’ye direndiler. Fransa BM’in kurulduğu tarihten bu güne kadar ilk defa ABD’ye o kadar sert bir biçimde muhalefet etti ve Irak dosyasının BM’ye getirilmesi durumunda veto hakkını kullanacağını açıkça bildirdi. Bundan sonra ABD bütün dünyaya meydan okurcasına BM’yi elinin tersiyle itti ve kendisiyle beraber olmayı kabul eden müttefikleriyle birlikte (İngiltere, İspanya ve diğerleri) Irak’a savaş açtı. Artık ne Saddam’ın, ne de müttefiklerinin yapabileceği bir şey kalmamış oldu.

Amerikan koalisyonu Bağdat’a girdikleri gün, hiçbir direnişle karşılaşmadılar. Ortada ne bir devlet, ne bir asker, ne bir polis, ne de bir güvenlik görevlisi yoktu. Bütün dünya ABD ordusuna karşı sert bir direniş beklerken Saddam’ın devleti ve ordusu esrarengiz bir şekilde buharlaşmış, yok olmuştu. Doğrusunu isterseniz Saddam’ın idamı ile beraberinde götürdüğü en büyük ve en önemli sırrı bu olsa gerek.

Bazı analistler, devlet güçlerinin gerilla teknikleri ile ABD koalisyonuna karşı mücadele etmek için yer altına çekilme kararı aldığı, fakat ABD ile gizlice işbirliği yapan kilit noktadaki kurmayların bu durumu fırsat bilerek devlet güçlerini tasfiye ettikleri şeklinde yorumlar yapıyorlar. Doğrusunu Allah bilir.

Sonra yerleri tespit edilen Saddam’ın iki oğlu, ABD saldırısı ile feci bir şekilde öldürüldü. Saddam’ın ise ABD’liler tarafından kanalizasyon çukuru gibi bir çukurda yakalandığı açıklandı. Yakalanıştan sonraki her süreç, Saddam Hüseyin’i aşağılamaya yönelik izler taşıyordu. Yüzündeki çürümüş darp izleri, günlerce yıkanmamış deli saçları, kafasında bit aramalar, donlu resimlerinin sergilenmesi, adil ve şeffaf bir yargılanma sürecine tabi tutulmaması, süresi dolmadan ani olarak bayram sabahı idam edilmesi ve nihayet infazı sırasında kendisine karşı yapılan sözlü taşkınlıklar, şahadet kelimesini getirirken ipinin çekilmesi vs. hep bu aşağılamanın izlerini yansıtıyordu. Neoconlar hınçlarını alamamıştı…

Fakat Saddam dünyayı bir kere daha şaşırttı ve bütün bu acılara karşı, ölüme ve her türlü zorluklara meydan okuyan ve Iraklıları birlik olmaya çağıran gerçek bir lider gibi onurluca ve dik durdu. Saddam kirli olarak sürdürdüğü yaşamıyla yapamadığını ölümüyle yaptı.

Bugün işgal altındaki Irak’ta yaşananlar Saddam dönemine rahmet okutacak niteliktedir. Amerikan işgalinin kurdurduğu sömürge hükümeti ülkeye güvenlik, iş gücü, alt yapı, eğitim, sağlık vs. adına hiçbir proje sunmuyor. Buna karşılık ülkeyi kendi yandaşları ve adamlarıyla oluşturdukları çetelerle yönetiyorlar. Her gün ortalama 150-200 yetişkin insan bu çeteler tarafından kaçırılıyor, işkencelerden geçirilip infaz ediliyor. Gerek Amerikalılar gerekse sömürge hükümeti tarafından tutuklanan, işkence gören, hapishanelerde hukuksuzca tutulanların; tecavüze uğrayan çocuk, erkek ve kadınların sayısı bilinmiyor. Irak’ın kaynakları, kültür ve medeniyeti bilinçli ve sistematik olarak talan ediliyor.

Çağdaş Irak tarihinde Saddam dönemi de dahil hiçbir zaman Iraklıların onuru bu kadar çiğnenmemişti.

***

Ak Parti hükümetinin Saddam’ın idamı karşısındaki ürkmüşlüğü görülmeye değerdi. Abdullah Gül ilk dakikada “bu Irak’ın iç meselesidir bizi ilgilendirmez” diyerek yorum yapmaktan kaçındı. Halbuki Irak’ın iç işleriyle ilgili her konu doğrudan Türkiye’yi ilgilendiriyor. Kaldı ki Irak değil de hiçbir şekilde Türkiye’yi ilgilendirmeyen bir ülke olsa bile batının idam cezası ile ilgili çifte standardı Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye hükümeti en azından ‘batının idam ile ilgili çifte standart davranışını’ eleştiren Deniz Baykal’ın yorumu kadar bir yorum yapabilirdi.

Amerika ve Batı dünyasının çifte standardı kimi ürkütmez ki? Ak Parti liderleri ABD ile ilişkilerinin iyi olmasının Türkiye’de kendilerine darbe yapılmasını engelleyeceğini düşünüyordu. Bugünse ABD’nin her an kendi putunu yiyebileceğini anlamış olmaları gerekiyor. Bugün Saddam’ı asanların, yarın Erdoğan’ı asmayacaklarının garantisi ne? 2007’de Türkiye’de Ak Partiye yönelik darbe olabilir dediğimde bazıları hemen tepki veriyor: Olur mu canım, artık AB var, ABD var, Kopenhag kriterleri var, öyle eskisi gibi darbe yapılamaz diyorlardı. Saddam’ın idamı, kazın ayağının öyle olmadığını gösterdi.

***

İran’ın Saddam’ın idamı ile ilgili tepkisi de oldukça tuhaftır. Dünyada üç ülke bu idam karşısında memnuniyetlerini dile getirdiler: ABD, İsrail ve İran!... Konu ne olursa olsun, İran’ın ABD ve İsrail ile dünyanın geri kalanlarının tersine bir politika izlemesi rahatsızlık vericidir.

İran idamı “Iraklıların zaferi” olarak açıkladı. Halbuki bu Iraklıların değil, Amerikalıların zaferi idi. Saddam’ın iktidarını devirenler, onu yakalayanlar, onun idam edilmesini isteyenler, mahkeme salonlarına getirip götürenler, idam edilecek yere getirip cellatlara teslim edenler ve idam edildikten sonra cesedini alıp götürenler hep Amerikalılar idi… Kimse kendini kandırmasın! Saddam’ı idam edenler Iraklılar değildir. Boynuna halkayı takanların Şii sloganları atması bunun böyle olmadığını göstermiyor. Bu, Iraklıları birbirine düşürmek, mezhep ve meşrepler arasında kurulu köprüleri tamamen yok etmek amacını güden yeni bir fasit tertipten ibaretti.

Türkiye bağımsız ve üniter bir devlet olmakla birlikte ABD ve AB istemediği için kendi Saddam’ını yani Apo’yu idam edemedi. ABD’nin doğrudan doğruya işgali altındaki ‘sömürge Irak hükümeti’ böyle bir kararı kendi başına nasıl alabilsin?

İran ise idam konusundaki yöntem, süreç ve meşruiyet sorunlarını atlayarak doğrudan sonuca bakıyor. Bu da pragmatist bir yaklaşımdan başka bir şey değildir. Saddam idam edildi ya, kim ve nasıl ederse etsin ve sonuçları ne olursa olsun!...

İran bu tür ilişkilerde meselenin yalnızca kendisiyle ilgili kısmıyla ilgileniyor. Bu son derece rahatsız edici tutumunu ilk defa, Irak mahkemesine Saddam’ın suç dosyasını verdiğinde fark etmiştim. Irak mahkemesine sadece İran ile ilgili suç dosyasını ve delilleri sunmuşlardı. İran Saddam bağlamında yalnızca İranlıların uğradıkları acıları dile getirdi. Halbuki sonuçları doğrudan İranlıları hedef almasa bile örneğin Halepçe konusu aynı zamanda İran’la ilgili değil midir? Halepçe halkı İran’dan yana tavır takındığı için acımasızca cezalandırılmamış mıydı? İran Saddam’ı yargılayan Irak mahkemesine bu konularla ilgili delil ve belgeleri neden sunmadı?

***

Bazı arkadaşlarımız Saddam’ın idamının şeri boyutlarını tartışarak mevcut hangi koşulda olursa olsun idamın İslami bakımdan zorunluluğunu ortaya koymaya çalışıyorlar. Bu tür meselelerde basitçe kısas ve had hükümleri refere edilemez. Hz. Peygamber hırsızlık yapan birine had cezasının uygulanmamasını isteyenlere “Allah’a yemin ederim ki suçlu kimse benim kızım Fatıma bile olsa had uygularım” buyurmuştur. İslami hadler, hiçbir koşulda sakıt olmaz.

Peki şu halde Hz. Peygamber onlarca müslümanın kanına elini bulayan, yüzlerce fesat tertibinde bulunan Mekke kodamanlarına neden had ve kısas uygulamadı. Hicret öncesinin, Bedir’in, Uhud’un, Hamza’nın kısası nerede?

Kısas ve hadler, İslam’ın adalet ve esenliği altında yaşayan insanların suç işlemeleri durumunda yapılır. Kısas ve hadler intikam alma amacını değil, suçların engellenmesi ve İslami toplumun düzeninin devamı için gereklidir. İntikam ise ‘din günü’ne ait bir olaydır.

Bütün devrimler, başarıya ulaşıncaya kadar hakim rejimler tarafından büyük, sürekli ve şiddetli baskıya tabi tutulurlar. Başarıya ulaştıklarında ve hakim rejimi tasfiye ettiklerinde yaşadıkları acılar o kadar büyüktür ki geçmiş dönemin sembolü sayılabilecek kişilerden mutlaka ‘intikam’ alma yoluna giderler. Yalnızca Hz. Peygamber’in (sa.) davranışı bu şekilde olmamıştır. Hz. Peygamber’in (sa.) Medine’ye hicret ile başlayan İslami devrimi Mekke’nin fethiyle son bulmuş bütün devrim karşıtı güçler tasfiye edilmiştir. Hz. Muhammed (sa.) Mekke’nin fethinden sonra şunu söyleyecekti: “Artık hicret bitmiştir.” Devrim son bulmuş, artık İslami bir yaşamın kapıları açılmıştı. Ama bu süreç, cehennemin orta yerinden geçmek gibi bir şeydi. Müslümanlar bu zorlu yolda Mekkeli müşriklerin elinden öylesine büyük acılar yaşadılar ki, bunu kalemler anlatamaz!...

Peki bütün bunlardan sonra Allah’ın, Peygamber’in, İslam’ın ve Müslümanların amansız düşmanlarına, yüzlerce vahşete sebep olmuş katil ve canilere karşı Hz. Muhammed’in (sa.) tavrı ne oldu? Ebu Süfyanlara, Hindlere, Vahşilere, Ebu Cehilin oğullarına nasıl davrandı? “Kabenin örtüsü altında bile bulursanız öldürün” diye buyurdukları Allah düşmanlarını yalnızca ‘Müslüman olduklarını açıklamaları’ karşılığında serbest bıraktı. Ne bir kısas, ne bir ceza; hepsini affetti. Çünkü İslam devrimi rahmet devrimidir, intikam intikam devrimi değildir!... İntikamı Muntakim olan Allah’a bırakır.

“… Biz elbette suçlulardan intikam alacağız …” (Secde Süresi 22)

Halbuki insanların icra ettiği her intikam bir hırsı, her hırs bir haddi aşmayı, her haddi aşma bir haksızlığı, her haksızlık bir zulmü, her zulüm ise bir cinayeti davet eder.

Mazlumun zalime hesap soracağı zorlu gün, İslam devriminin yeryüzünde başarıya ulaştığı gün değildir. O gün, suçlular için pek çetin bir gün olan Ahiret günüdür. O gün her nefis işlediklerinin karşılığını tastamam olarak görecektir.

“O gün, suçluların zincire vurulmuş olduğunu görürsün. Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar. Çünkü Allah, herkesi sadece kazandığı ile cezalandıracaktır. Gerçekten Allah, hesabı çabuk görendir.” (İbrahim Süresi 49-51)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Maruf Çetin'in Son 10 Yazısı
   Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
   Nureddin Şirin Ağabeyime
   Çok Eşlilik İbrahimi Bir Gelenektir
   Zülfü Livaneli İslamcılık'tan ne anlar?
   İsrailoğulları'nı bekleyen kıyamet
   Mezhep Çatışması, Propaganda ve Linç Kampanyaları
   Mezhep Savaşı ve Şia’nın “Sünni Devrimcilik” bağnazlığı
   İnsanca Yaşam ve Din İlişkisi
   Ayhan Bilgen ile İbrahim Kiras'a cevap
   Din ekseninde mücadele
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.