Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Adalet yerini bulmadı
Perşembe, 04 Ocak 2007 - (13:55)
Demet Tezcan

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Mesnetsiz gerekçelerle ülkelerin işgali, işkence ve katliamlar serisinden sonra zalim de olsa, devrik de olsa bir devlet başkanının çok kolay bir şekilde idamına şahit olduk. İşgal gerekçesinin ve sloganının “demokrasi ve özgürlük olduğu” bir ülkede bu iki söyleme çok uzak, çok zıt eylemler zincirine bir halka daha eklenmiş oldu.

İdam sehpasında urganı Saddam’ın boynuna geçirenler yönetimi boyunca zulmettiği, kanına girdiği mazlum insanların tümünün temsilcileri olsaydı, tüm davalarından yargılanmış ve suçlu bulunmuş olsaydı ve her şeyden önemlisi özgür bir ülkenin güdümsüz hâkimlerince yargılanıp idam edilmiş olsaydı, adalet yerini bulmuş olacaktı. Avukatları öldürülmemiş, tehdit altında olmamış olsaydı bu idamı her zalimin hak edilmiş sonu olarak görebilirdik.

Ortada gerçekten bir mahkeme varsa, hukuk ve adalet çarkı döndürülmeye çalışıldı da bu onun sonucuysa bu davada adalet yerini bulmadı. Eğer meşru bir adalet mekanizmasından söz edebilseydik, bu idamın adı olsa olsa bir hukuk cinayeti olurdu.

Saddam ele geçirildiği gün öldürülseydi asla bu denli bir yankı uyandırmazdı.

Ne var ki, bundan böyle onu yargılatanlar, yargılayanlar ve infazına tez elden sevinenler işgalin altında hür olmayan bir irade ile verdikleri bu kararın ilelebet gölgesinde kalacaklar. Saddam’ı uluslararası savaş suçları mahkemesi yargılamadı, Irak’taki tüm Müslüman grupları temsil eden bir ulema birliği yargılamadı, özgür bir ülkenin özgür hakimleri de yargılamadı. Meşru olmayan bir yargı mekanizması, infazı şaibe altında alelacele Müslüman âleminin bayramına denk getirirerek gerçekleştirdi.

Ne olursa olsun zalim de olsa işgal edilmiş Müslüman bir ülkenin devrik lideriydi. Müslümanlar, mazlum halk kendisi devirmemişti. Kendileri de yargılayamadılar. Hakkında pek çok suçlama varken ve birçok davadan henüz yargılanmamışken apar topar asılması, asanları Saddam’dan çok da farklı kılmamıştır.

Bu sonuç Halepçe’yi yok saymaktır. Bu sonuç İran-Irak savaşında birbirine kırdırılanları Şiisiyle, Sünnisiyle daha pek çok mağduru yok saymaktır.

Ne olursa olsun bu bir zillet. Bu kararı verenler, ipi çekenler ve işgal karşısında kıran kırana direnenler için bir zillet.

Bu infazla işgalcinin yüreği soğumuştur. “En azından bazılarından yargılanmış olmasından memnuniyet duyulan” bir yargılama, kendilerinin de ifade ettiği gibi sadece işgalcileri ziyadesi ile memnun etmiştir.

Maalesef hiçbir olayda birlikte hareket edemeyen İslâm alemi olarak din kardeşlerimize zulmeden bir zalimin sonuna bile birlikte sevinip, “hak yerini buldu” diyemedik.

Yıllar yılı onun iplerini elinde tutup Müslümanlara zulmettirmekte aracı kullanan güçler, yine Müslümanların bayram gününde kuklalarının ipini yeni kuklaları aracılığıyla çektiler. Aynı oyun demokrasi adı altında başka aktörlerce oynanıyor ve olan yine Irak’ın Müslüman halkına oluyor.

Irak'tan gelen her haber bizim içimizi yakıyor. Hiçbir ölüm haberine mezhep ayrımı yaparak bakmadık Hiçbir hazsızlığı mezhep ayırımı içersinde değerlendirmedik. Saddam diktatoryası boyunca ve birinci Körfez savaşı, sonrasında uygulanan ambargo yılları boyunca son üç yıllık işgal süresince Müslüman din kardeşlerimiz adına endişelendik, acı duyduk. Bağdat’ın düşürülüp, Saddam heykellerinin yıkıldığında da sevinen yine bir kısım Iraklıya bakıp o zaman da hayıflanmıştık: “Keşke bu diktatoryayı deviren, o heykelleri yıkan işgalciler değil Irak halkı olsaydı” Saddam sonrası manzara ise vahim. Öyle ya da böyle bir ülkenin devlet başkanı idam ediliyor ve dünya buna kayıtsız kalabiliyor. Ülkeler işgal edip, devlet yıkıp devlet kurmak bu kadar basite indirgenmemeli.

İnsan kanı ve canı üstünden yapılan kirli pazarlıklara göz yumma, akan kanın her türlüsüne bir şekilde ortak olmaktır. Burada sebep ne olursa olsun sonuç çok önemli. Bizler kimi sebeplerin tartışmasını yapadururken, diğer yanda vahim sonuçlar yaşanıyor. Şimdi infaz edilenin de, edenin de karşılıklı kelime-i şehadet getirdiği görüntüler dolaşıyor internet sitelerinde. Saddam’ın sonu ve Irak'ta her gün yaşananlar işgal güçlerinin ve bu güçlerin seyircilerinin nasıl bir Müslüman topluluk hedeflediklerini açık açık ortaya koyuyor.

Vakit Gazetesi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Demet Tezcan'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.