Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İran nükleerde ısrarlı, kriz kapıda!
Perşembe, 04 Ağustos 2005 - (10:43)
Immanuel Wallerstein

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İran hâlâ nükleer silah yapma amacının olmadığını iddia ediyor. Bununla birlikte nükleer zenginleştirme programını geliştirme konusundaki ilerlemeden vazgeçmeyi müzakere etmeyi düşünmediğini de ifade ediyor (bu elbette ki istediği zaman nükleer silah üretebileceği anlamına gelir).

Birleşik Devletler bu konuda ne düşünüyor? Birleşik Devletler ne söyleyeceğini bilmiyor ve bocalayıp duruyor. Henry Kissinger basında ve televizyonda kuru gürültü yapıyor. Condoleezza Rice, İran'ı totaliteryan bir devlet olarak tanımlıyor ve Avrupalılardan İran'a karşı seslerini yükselterek ve açıkça, İran'ın nükleer zenginleştirme programına devam etmesi halinde BM yaptırımlarıyla karşı karşıya kalacağını söylemelerini istiyor (ve Avrupalılar da ona bu şekilde konuyu kamuoyuna konuşmanın veya özel ortamlarda dile getirmenin belirgin bir sonuca yol açmadığını söylüyorlar).

Gerçekte durum şu ki, George W. Bush uzun zaman önce cini şişeden çıkardığı için teşekkürü hak ediyor. Birleşik Devletler bu konuda askeri veya politik olarak bir şey yapacak güce sahip olmamasını da George W. Bush'a borçlu. Öyleyse şimdi ne olacak? Önümüzdeki üç yıl veya ona yakın sürede mümkün olan iki senaryo mevcuttur. Bu senaryolardan bir tanesi hem Kore hem de İran'da önemli hiçbir şey olmamasıdır. Çünkü ABD kendisini halihazırda Irak bataklığından kurtarabilmek için süregiden problemler ile son derece meşguldür, artan sert iç siyasi mücadelelerin içinde kaybolmuştur ve diplomatik olarak kabadayılık taslama ve sessiz kalma alternatifleri dışında başka bir şey yapamayacak derecede izole olmuş durumdadır. Diğer senaryo ise, silahlı güçler de dahil olmak üzere Bush yönetimine karşı direnenlerin tamamını, ya doğrudan veya (İran'a karşı İsrail örneğinde olduğu gibi) üçüncü bir ortak vasıtasıyla süperhawklarla ve aceleye getirilmiş bir askeri mücadele ile bertaraf etmektir. Şahsen ben ikinci senaryonun olabileceğini düşünmüyorum. Bunun kabul görmesi oldukça küçük bir ihtimaldir, fakat şüphesiz muhtemeldir. Ve şayet bu senaryo gerçekleşirse, özellikle de nükleer silahlar kullanılırsa (Korelilerden, İranlılardan ve elbette ki Amerikalılardan) kaybedilecek yaşamlar açısından tam bir felaket olur. Bunun en muhtemel sonucu askeri açıdan içinden çıkılmaz bir hal ve ekolojik açıdan dünya çapında ciddi bir hasar olacaktır. Öyleyse, ihtimal zayıf da olsa, yeterince ürkütücüdür ve bunun tersinin gerçekleşmesi için yapılabilecek her şeyi yapmak, aklın ve bilgeliğin takip etmesi gereken bir yoldur. Şayet biz, daha muhtemel senaryo ile karşı karşıya kalırsak -yani her iki alanda da hiçbir şey olmazsa- bunun jeopolitik açıdan ne gibi sonuçları olur?

Nükleer çalışmalar ABD'yi zorlayacak

Kissinger ve muhtemelen Condoleezza Rice'ın sallanmasına yol açacak olan bu sonuçlar Birleşik Devletler için oldukça menfidir. İlk sonuç dünyanın ABD'nin askeri nüfuzu konusundaki tahmininde meydana gelecek değişmedir. Bush yönetimi tarafından benimsenen tekdüze programın ortaya koyduğu şekliyle ABD'nin neredeyse yenilmez olan muazzam askeri gücünün dünyayı “şok ve korku” ile düzene sokma kabiliyetini kaybetmeye başladığı düşüncesi bir kez değişmiştir. Kuzey Kore ve/veya İran'ın bu gibi temel askeri konularda ABD'ye başarılı bir şekilde meydan okuması, dünyada ABD'nin artık kendisini sigaya çekecek olan Davud'u bekleyen bir Golyat olduğu duygusunun artmasına yol açacaktır. Şüphesiz bu durum, Washington tarafından uygun bulunup bulunmadığına bakmaksızın herkesin kendi yoluna gitme arzusunu artıracaktır. Birinin kendi yoluna gitmesi neyi ifade eder? Bu, sadece tek bir sebeple, (Kuzey Kore ve İran dışında da) bir dizi ülkenin nükleer silahlanma yönünde ciddi adımlar atmaya başlayacağı anlamına gelir. Bu, bir dizi ülkenin Birleşik Devletler veya genel olarak Kuzey ile ikili veya çok yanlı ticaret müzakereleri için bir yol bulmayı daha çok arzu edecekleri anlamına gelir. Ve bu, daha çok sayıdaki ülkenin doların hakimiyetindeki bir dünyadan kaçmayı istiyor olacağı anlamına gelir. Halihazırda Rusya, bundan sonra petrolün fiyatını Euro olarak belirleyeceğini ilan etti. Başkaları da hemen onu takip edecektir. Çin, yuanın paritesini dolara değil onun yerine yabancı paralardan oluşan bir sepete endekslemeyi düşündüğünü açıkladı. Ve yakın bir gelecekte ABD'nin doların güvenilirliğini birdenbire geniş çaplı olarak kaybetmesi şeklindeki kâbusu gerçekleşecek, bu bir kez gerçekleştikten sonra da muhtemelen geri dönüşü olmayacak, ABD hükümetinin kırılgan finans yapısında şiddetli bir yıkıma yol açacaktır. Bunun tamamen böyle olması gerekmiyor. ABD bugünlerde, Başkan Bush'un “yankılanan başarı” ve “özgürlüğün sesi” olarak nitelediği Irak'ta 30 Ocak'ta yapılan seçimlerle övünmekte. Geçici yöneticilerin bir miktar kibire kapıldıklarında şüphe yoksa da, Şiilerle Kürtlerin çoğunluğunun seçimde oy kullandıkları ve Iraklı direnişçilerin seçim gününde ancak alışılan seviyede kişiyi öldürmeyi başarabildikleri aşikardır. Bu çok şaşırtıcı değil mi? ABD askerlerinin yoğun hareketliliğine (ve araçların caddelerde hareket etmesinin yasaklanmasına) rağmen daha fazla kişinin öldürülmemiş olması takdire değer değil midir? Fakat Şiilerin oy kullanmış olması da şaşırtıcı değil mi? Dokuz ay öncesinde, hem ABD'nin hem de İyad Allavi'nin seçimin yapılmasına şiddetle karşı çıktıklarını; her şeyden öte, Şiileri kontrol altında tutacak bir siyasi pozisyona koyabilecek ve İyad Allavi'ye fazla iş bırakmayacak şekilde (temel işlevi anayasayı hazırlamak olması düşünülen) geçici bir milli asamble oluşturulmasını savunduklarını hatırlamamız gerekir. Şayet ABD sonuç aldıysa, bu sadece Ayetullah Ali el-Sistani'nin seçimlerin yapılmasının kendi sınır çizgisi olduğunu, aksi takdirde ABD işgaline karşı cephe alacağını açıkça ifade etmesi sayesindedir. El-Sistani kendi yolunda ilerledi ve Şiiler bu nedenle seçimde oy kullandı. Kürtlere gelince, Kürtlerin geniş çaplı bir şekilde katılımları, halen kendi bölgelerinde fiilen gerçekleştirdikleri şekliyle bir otonomiyi asgari derecede de olsa sağlayabilmelerinin en iyi teminatı idi.

Beklendiği gibi Sünniler etkin bir şekilde seçimi boykot ettiler. Aynı şekilde, bu “özgürlüğün sesi” arasında, Kürtler kendi bölgelerinde azınlıkta kalan Hıristiyanlar ile Türkmenlerin oy kullanmasına geniş çapta engel oldular, böylece onların listelerde Kürtlere karşı oranlarını azalttılar. Şimdi ne olacağını görmemiz gerekir. Fakat, ABD'nin olmasını isteyeceği türden bir hükümete sahip olacağı konusundaki beklenti oldukça düşüktür. Aynı şekilde, ABD, birliklerini çekinceye kadar Irak'taki direnişin sona ereceği konusundaki beklentiler de oldukça düşüktür. ABD basınındaki seçim coşkusu bir süre sonra kaybolacak ve düşük yoğunluklu da olsa para akıtılması ve hayatların kaybedilmesi gibi etkileriyle ABD halkının sabrını tüketecek olan sona ermez temel bir askeri çatışmanın varlığı gerçeğinin farkına varılacaktır. Bütün bunların ortasında da, İran nükleer test yapmaya başlayabilir. Batı'nın şamatası elbette ki büyük olacaktır. İran'daki (fakat sadece İran'daki değil) halkın takdiri de aynı şekilde büyük olacaktır. Fakat bundan sonra, jeopolitik gerçeklerin değişmeye devam ettiği istikamette yeni bir statükoya erişeceğiz, ancak bu istikamet kesinlikle George W. Bush'un hoşnut olacağı bir istikamet olmayacak.

(*) Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Wallerstein, Yale Üniversitesi'nde sosyoloji profesörüdür. Temel yapıtı niteliğindeki üç ciltlik The Modern World-System kitabını sırasıyla 1974, 1980 ve 1989 yıllarında yayımladı. 1994-98 tarihleri arasında Uluslararası Sosyoloji Derneği başkanlığını yapan yazarın Metis Yayınları'nda çıkanların haricinde Türkçede iki kitabı daha bulunuyor: Jeopolitik ve Jeokültür (İz, 1993) ve Geçiş Çağı, Dünya Sisteminin Yörüngesi, 1945-2025 (Hopkins ile birlikte, Avesta, 2000).

Yale Üniversitesi Öğretim Üyesi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Immanuel Wallerstein'in Son 10 Yazısı
   Putin’in karizması
   Filistin’de kazananlar ve kaybedenler
   Füze savunma kalkanı: Çılgınca bir fikir ya da akılcı bir amaç
   Irak savaşını bitirmek: İki rakip plan
   Göç: Tepkiye Tepki mi?
   ''Büyük Fırtına Bulutları Toplanıyor''
   İran ve Bomba
   2005: Bush Otoritesinin Çöküşü
   Irak'ta Cesaret Kırılıyor
   Şaron’un Yanılgısı
   Çin ABD'yi Köşeye mi Sıkıştırıyor?
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.