Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Kurban ve Ümmet Dayanışması
Salı, 18 Aralık 2007 - (18:42)
Ahmet Varol
www.vahdet.com.tr

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de Rabbinizim. Öyleyse benden sakının." (Mu'minun, 23/52) Bir başka âyeti kerimede de şöyle buyurmaktadır: "İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin." (Enbiya, 21/92) Resulullah (s.a.s.) de bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: "Mü'minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır."

Burada Müslümanların ümmet olarak bütünlüğüne, birliğine dikkat çekilmekte, her zaman birbirleriyle dayanışma içinde olmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Zaten sömürgeci güçlerin Müslümanlar üzerinde dünyevi üstünlük sağlamaları ve onları siyasi yönden hâkimiyet altına almaları da bu şuurun yani ümmet şuurunun zayıflatılmasından sonra olmuştur. Ümmet bilincinin kaybedilmesinde en etkili akımın da kavmiyetçilik akımı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu konuda şimdiye kadar çok şey söylenip yazıldığından fazla kelime sarf etme gereği duymuyorum. Ancak: "Yiğit düştüğü yerden kalkar" atasözünde vurgulanan gerçeği dile getirerek Müslümanların yeniden üstünlük sağlamalarının, siyasi otoritelerini oluşturmalarının ancak yeniden ümmet şuuruna, dayanışma ve güç birliği anlayışına kavuşmalarıyla mümkün olabileceğine dikkat çekmek istiyorum.

İslam ümmeti bir bütündür. Bundan dolayı İslami kimlik etnik kimlikten önce gelir. Ama ne yazık ki 19. yüzyılda Batı'dan ithal edilen kavmiyetçi anlayışlar ve sömürgeci güçlerin etnik kimliklere göre İslam coğrafyasını küçük parçalara ayırmaları İslam ümmetindeki bütünlüğü bozmuştur. Müslümanlar kendi iradeleri dışında ve genellikle etnik kimliklere göre belirlenen sınırların içine hapsedildiler. Sonra bu küçük parçaların içindeki etnik unsurların her birinin başına kendilerini yeterince meşgul edecek meseleler çıkarıldı. Ayrıca birbirleriyle irtibatları da zorlaştırılarak birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleri engellendi. Dolayısıyla artık düşünceleri de kendi iradelerinin dışında çizilmiş olan bu sınırların içine hapsedilmiş oldu. Bu durum ümmet bilincinin büyük zarar görmesi hatta neredeyse tamamen kaybolması sonucunu doğurdu. Ancak bizim bugün İslami bilinçlenmeye öncülük etme iddiasındaki insanlar olarak en azından düşünce ve ilgi alanımızı bu sınırların dışına taşırmamız ve bu sınırları tüm dünya Müslümanlarını kapsayacak şekilde genişletmemiz gerekiyor. Eğer kafalarımızda oluşturulmuş bu sınırları atamaz, sınır tanımayan bir ümmet bilincine kavuşamazsak İslami bilinçlenmeye öncülük iddiamız tamamen sözde kalır.

Bugün Müslümanların en azından birbirlerini tanıma, aralarında daha sıkı bağlar kurma ve evrensel İslâmi düşünceyi yaygınlaştırma çabaları içine girmeleri ümmet şuurunun yeniden canlanmaya başladığını göstermektedir. Bunun yanı sıra baskı ve zulüm altındaki Müslümanlara maddi ve manevi yönden yardımcı olma ihtiyacı da bu şuurdan kaynaklanmaktadır. Fakat hiçbir zaman gelinen noktanın son nokta olduğunu düşünmemek, sürekli ileriyi hedeflemek, her gün bir adım daha ileri geçmeye çalışmak gerekir.

Kurban bayramının İslâm'daki ümmet bütünlüğünün hayata yansıtılması açısından özel yeri ve anlamı var. Bu bayramda ifa edilen hac ibadetiyle Müslümanlar, üzerlerindeki tüm bölgesel işaret ve sembolleri çıkararak aynı ümmetin mensubu olmalarını ifade eden beyaz giysileriyle bir ahiret provası yaşıyorlar. Kurban kesilmesi ise hem Allah'a karşı kulluk görevinin yerine getirilmesi hem de Müslümanlar arasında dayanışma ve kardeşlik bilincinin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.

Yakın zamana kadar kurbanların İslâm dünyasının muhtelif bölgelerindeki ihtiyaç sahibi Müslümanlara gönderilmesi geleneği pek yaygın değildi. Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanlar arasında bu uygulama epey yaygınlık kazanmıştı. Bunda o ülkelerdeki hayvan kesimiyle ilgili kuralların ve yasaklamaların kurban kesimini zorlaştırmasının belli bir payı olduğu gibi, ilgi ve ihtimam açısından sınırları aşabilmenin de inkâr edilmeyecek rolü vardı.

Türkiye'de söz konusu geleneğin yaygınlaştırılması için birilerinin öncülük etmesine ihtiyaç vardı. Bugün bu uygulamaya öncülük eden birçok hayır kuruluşu ortaya çıkmış olsa da dünyanın değişik bölgelerindeki ihtiyaç sahibi Müslümanlara ve hareketli bölgelerdeki mağdur mü'minlere kurban bağışlama geleneğini yaygınlaştırmada IHH'nın önemli rolünün olduğu bir gerçektir.

Bayram Yaşatan Kurbanlar

Kurban kesme işi aynı zamanda bir dayanışmadır. Bu sebeple kesilen kurbanların etlerinin kesen aileye, komşulara ve yoksullara verilmek üzere üç paya ayrılması sünnet kılınmıştır. Ama bugün bizden uzak beldelerde, oldukça zor şartlarda hayatlarını sürdürme ihtiyacı duyan mü'min kardeşlerimiz var ve onlara kestiğimiz kurbanlardan bir parça ayırıp gönderme imkânımız yok. O insanlara ancak kurbanlarımızı kendi beldelerinde kestirmekle yardımcı olabiliriz.

Geçen yılki Kurban bayramında 100 ülkede kurban kestirme hedefine ulaşan IHH bu yıl daireyi biraz daha genişleterek 111 ülkeye ulaşmayı hedeflemiş durumda. Bu hedefine ulaşması da kesecekleri kurbanların, zor durumdaki mümin kardeşleri için bayram yaşatmasını isteyenlerin destek ve katkılarıyla mümkün olacaktır.

Bu faaliyet rasgele bir kurban yardımı değil bir kurban seferberliğidir. Müslümanların bir bütün ve ümmet oldukları bilincine göre gerçekleştirilen kapsamlı bir seferberlik.

Bu yıl Filistin'e, özellikle de Gazze'ye uygulanan ambargo yüzünden kutsal toprakların bekçiliğini yapan Müslümanlar ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Çağdaş emperyalizmin verdiği destekten cüret alan işgalci Siyonist devlet Gazze ahalisini tamamen açlığa ve yavaş yavaş ölüme terk etmek istiyor. Zaten Annapolis Konferansı'nın en önemli amaçlarından biri bu bölgeye uygulanan ambargonun siyasi etkisini göstermesi için uzaktan kumanda edilen veya buna müsait yönetimleri daha aktif bir şekilde devreye sokmaktı.

Müstekbirler Filistin'e ambargo uygulamaya başladıkları zaman IHH oraya yardım kampanyası başlatmıştı. O kampanyayı tanıtma amacıyla bastırdığı afişler de oldukça anlamlıydı. "Ambargo" kelimesinin üstüne bir çarpı işareti koyarak, altına belirgin bir şekilde "Yardım" kelimesini yerleştirmişti. Şimdi işgalci Siyonistlerin mağdur ettiği insanlara sahip çıkılması, onların biraz olsun karınlarının doyurulması için kurban vesilesinden yararlanmaya çalışıyor. Bizim de bu vesileyi değerlendirmemiz, IHH kanalıyla o mazlumlara el uzatmamız mümkündür. Zaman zaman: "Kudüs ve Filistin için ne yapabiliriz?" sorusuyla karşılaşıyoruz. Bu mübarek vesile yapabileceklerimizden birini önümüze getirmiş durumda.

Sadece Filistin'de değil İslâm dünyasının pek çok bölgesinde gıda yetersizliği sıkıntısı yaşayan Müslüman kardeşlerimiz var ve IHH onlardan mümkün olduğunca çok sayıda insana ulaşmak için sürekli çemberi genişletmeye çalışıyor. Bu yardımlaşmanın önemine inananların da ona bu gayretinde yardımcı olmaları, destek vermeleri gerekir.

Kurban dayanışmasına destek için çeşitli formüller geliştirebiliriz. Örneğin büyük baş hayvan kesmek için gruplar oluşturulması bir gelenek haline geldi. Bunun bir benzerini uzak beldelerdeki insanlara kurban yardımı yapmak amacıyla gerçekleştirebiliriz. Diyelim ki altı kişi bir araya gelir. Dört tanesinin parasıyla bir kurbanlık alır, onların kurbanlarını kendi beldelerinde keserler. İki tanesinin kurban parasını da bağış olarak gönderirler. Dört kişi için kesilen kurbanın eti de altı kişiye dağıtılır. Böylece hem bağışta bulunulmuş hem de kurbandaki komşu hakkı gözetilmiş olur. Etin miktarının biraz az olmasıyla da bir şey kaybedilmez. Burada verdiğimiz sayı bir örnektir. Farklı sayılarda gruplar oluşturulabilir.

Aynı aileden iki kişi kurban kesecekse birini bağış olarak gönderirler. Bundan önceki yıllarda babamın kurbanını burada kestiriyorduk, kendi adıma kestireceğim kurbanı ise bağış olarak gönderiyordum. Bu yıl babam vefat etti. Allah hayır amellerini kabul etsin ve mekânını cennet eylesin. Ben kendi adıma kestireceğim kurbanı Allah izin verirse yine bağışlayacak ve özellikle Gazze'de emperyalizmin mağdur ettiği kardeşlerimiz için değerlendirilmesini isteyeceğim.

Avrupa'daki Müslüman kardeşlerimizden kurbanlarını Filistin'deki mağdur Müslümanlara bağışlamak isteyenler Filistin'e yardım amacıyla kurulmuş vakıflara ve yardım kuruluşlarına müracaat edebilirler. Bu kurumlara başvurmaları durumunda kurbanları özellikle Filistin'deki mağdur kardeşlerimize ulaşacaktır. Sözünü ettiğimiz insanlık dışı ambargo sebebiyle bu yıl Filistin'de kurban kestirme konusu üzerinde ısrarla durma ve teşvikte bulunma gereği duyuyorum. Uluslar arası zulmün toptan mağdur ettiği o halkı bizim ihmal etmememiz gerekir. Allah rızası için yapacağımız bu bağışlar, mağdur kardeşlerimize bayram yaşatacaktır. Halis niyetlerle yapacağımız amellerin ahirette önümüze gelmesi durumunda ise biz sonsuzluğa kadar mutluluğun kapılarını açacak gerçek bayramı yaşarız
inşallah.

Hacc ve Ümmet Zirvesi

Bugün İslam dünyası çeşitli sıkıntılarla karşı karşıyadır. Özellikle son dönemlerde yaşanan gelişmeler Müslümanları daha zor ve sıkıntılı bir dönemin içine sokmuştur. Öyle ki İslam karşıtı güçler Müslümanların dinlerini şekillendirme, nesillerinin takip edeceği çizgileri belirleme amacıyla birtakım dayatmalarda bulunma cüreti bile gösterebilmektedirler. Örneğin ABD yönetiminin bazı İslam ülkelerine müfredat dayatmaya kalkışması, bu müfredatta Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin okutulmaması telkininde bulunması böyle bir cüretkârlıktır.

Öte tarafta son zamanlarda yine başta ABD olmak üzere birtakım dış güçlerin dayatmalarıyla bazı İslam ülkelerinde resmi şiddetin tırmandırılması dikkat çekmektedir. Buralardaki yönetimleri oluşturan kadrolar Müslüman halkların içinden çıkmalarına rağmen, bu halklara karşı kendilerine dışarıdan telkin edilen baskı ve resmi terör politikalarını uygulamaktadırlar. Son zamanlarda Pakistan'daki askeri cunta yönetiminin ve Filistin'in Batı Yaka bölgesinde Amerikalı generalin talimatlarıyla kurdurulan gayrimeşru Feyyad hükümetinin uyguladığı resmi şiddet buna açık birer örnektir.

Müslüman toplumlar sadece Pakistan ve Filistin'de değil, İslam coğrafyasının hemen her tarafında sıkıntı çekmektedir. Örneğin ABD, Irak ve Afganistan'ı kan gölüne çevirirken, İslam coğrafyasında ABD karşıtı bazı protestolar dışında söze gelir bir etkinlik bile olmadı. Bazı yönetimler ABD'nin saldırılarını ve komplolarını protesto etmeye kalkışanların bile tepesine bindi. Filistin'deki Abbas yönetimi de bunlardan biriydi. Abbas yönetiminin polisleri Filistin'e komplo amacıyla düzenlenen Annapolis Konferansı'nı protesto edenlerin üzerine bile kurşun yağdırarak el-Halil'de Hişam Baradey adında bir genci şehit etti, otuz kişiyi de yaraladılar.

Müslümanların bugün içine düşmüş olduğu durumun sebepleri araştırılırken yönetimlerin suçlu çıkarılması yeterli görülmekte, işlenen zulümlere tepki gösterseler de fiili olarak bir şey yapamayanlar ise yönetimde söz sahibi olamamaktan dolayı kendilerini mazur görmektedirler. Yönetimlerin ihmali ve hatta global sömürgeci güçlerin kendilerinden istediklerini yapmaktan çekinmedikleri ortadadır. Fakat bu, yönetimde söz sahibi olamayanların kendilerini mazur göstermelerini haklı kılacak bir durum değildir. Bizim gördüğümüz kadarıyla bugün bütün dünyada Müslümanların ezilen, horlanan, hırpalanan ve sahipsiz durumda olmalarının temel sebebi gerçek anlamda bir ümmet bilincinin yerleşmiş olmaması ve dolayısıyla bu bilince dayalı bir koordinasyonun önünü açacak hareketlenmenin ortaya çıkmamasıdır. İşte hacc bu açıdan özel bir anlam ve önem taşımaktadır. Ne var ki, hacca gidenlerin çoğunun o ibadeti bu bilinç ve anlayıştan mahrum bir şekilde icra ettiklerini görüyoruz. Bu ay hacc mevsimini idrak edeceğimizden biz de İslam dünyasının karşı karşıya olduğu vakıayı bu ibadetle ve bu ibadette özünü, anlamını bulan ümmet bilinciyle irtibatlandırmak istedik.

Hacc bir tür ümmet zirvesidir. Orada ulusal kimlikler değil ümmet kimliği yani Müslüman kimliği geçerlidir. İşte bundan dolayı bütün herkes memleketinde giydiği elbiseyi çıkarıp bembeyaz ihramlara bürünmektedir. Orada, takvadan başka hiçbir üstünlüğün Allah katında değerinin olmadığı yaşanarak gözlenmektedir. Ama özellikle Türkiye'den giden hacıların Arafat'ta bile Türkiyeli olduklarını belli etmeyi amaçlayan sembolleri, bayrakçıkları ihramlarının bir kenarına yapıştırmaları, bazen de diğer ülkelerden gelen hacıları küçümsemeleri, onların yaşayış tarzlarına soğuk ve aşağılayıcı bir tavırla bakmaları hiç de hoş bir hareket olmuyor. Ben şahsen bunlara şahit olduğumdan dolayı bu yanlışlara dikkat çekme ihtiyacı duyuyorum.

Hacc, bütün dünya Müslümanları arasında bir kaynaşma ve bütünleşme ortamının oluşmasına vesiledir. Dolayısıyla bunu bir fırsat bilmek ve çok iyi değerlendirmek gerekmektedir.

Unutmamak gerekir ki artık dünya globalleşmiş durumdadır. Böyle bir dünyada herhangi bir toplumun tek başına ekonomik ve siyasi bağımsızlığını elde etmesi, dışarıdan gelecek tehdit ve tehlikelere karşı dik durması zordur. Artık gerçek bağımsızlık ancak dayanışma, işbirliği ve globalleşme yoluyla gerçekleştirilecektir. Kısacası Müslümanların yeniden ümmet olmaya ihtiyaçları var. Ümmet bilincine ulaşabilmek için de öncelikle birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleri, birbirlerinin gündemlerini takip etmeleri zorunludur. Eğer ki biz kendimizi Türkiyeli Müslümanlar olarak İslam ümmetinin tamamı gibi görürsek, çağdaş sömürgeci güçlerin bizim için biçtiği kaftanı istesek de istemesek de giymek zorunda kalırız.

Hacc Bir Fırsattır

Haccın usulüne göre yerine getirilmesi durumunda ruh terbiyesi açısından büyük etkileri ve takva azığı yönünden önemli faydaları olacaktır. Fakat bu mukaddes ibadeti bir seyahat ve alışveriş yolculuğu olmaktan çıkararak taşıdığı mesaja uygun bir biçimde ifa etmek şarttır.

Müslümanlardan güç yetirenlerin ömürlerinde bir kere yerine getirmeleri farz olan bu ibadete, Yüce Allah büyük üstünlükler ihsan etmiştir. Dolayısıyla haccı yerine getiren kişi çok büyük bir ruh azığı elde eder ve anasından doğduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak geri döner. Bu yüzden hacc insan için önemli bir fırsattır. Geçmiş günahlardan arınarak anadan doğduğu gibi geri dönmenin nasıl bir şey olduğunu iyi tahlil edersek haccın ne kadar büyük ve önemli bir fırsat olduğunu da iyi anlarız. İşte bu önemli fırsatı nasıl en güzel şekilde değerlendirmenin mümkün olabileceğini de öğrenmek gerekir.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

"Hacc belli aylardadır. Kim bu aylarda haccı kendine farz ederse (ihrama girerse) bilsin ki, haccda kadına yaklaşmak, fenalık yapmak ve tartışmaya girmek yoktur. Her ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının!" (Bakara, 2/197)

Hacc niyetiyle yola çıkan kişi kendisinin, Yüce Allah'ın Beyt-i Haram'ını ziyaret etmek isteyen bir grupla birlikte Rabbinin misafirliğine gitmekte olduğunu hisseder. Bütün dünya dertlerini arkasında bırakır ve kalbiyle Allah'a yönelir. Dünya süslerinin tümünden çıkarak ihram elbiselerini giyer. Bunları giyinirken dünyadan çıkıp kefen elbiselerini giydiğini düşünür. Bu buluşma için en güzel azığı hazırlar. Bu yolculuk bedenden önce kalp ve ruh ile gerçekleştirilen bir yolculuktur.

Telbiyenin anlamı üzerinde düşünülerek tekrar edilmesi durumunda, Allah'ın davetine icabet, O'nun şirkten uzak olduğunun dile getirilmesi, O'na hamd, nimetin ve mülkün tümüyle O'na ait olduğunun ifadesi yönünden taşıdığı anlamın hacının nefsinde önemli eğitici etkileri vardır.

Hacca giden kişi Ka'be'yi ilk kez gördüğünde kalbinde bir hürmet, tazim duygusu oluşur. Bu arada rivayetlerde bildirilmiş duaları okurken gördüğü manzaradan önemli bir şekilde etkilenir ve dehşetli bir varlık karşısında olduğunu düşünür.

Hacının tavaf anında, Hacer-i Esved'i öpme esnasında, Mültezem'de, Makam-ı İbrahim'de iki rek'at namaz kılarken, Zemzem suyunu içerken, Safa ve Merve arasında sa'y yaparken hissettiği duygular hep Allah'ın emrine itaat ve kulluk görevini yerine getirme anlamıyla doludur. Kişi kendisinden isteneni yapmakla, Allah'ın emirlerini büyük ve şanını yüce görmekle kulluk görevini yerine getirmektedir. Bu arada efendimiz Hz. İbrahim (a.s.)'in, onun hanımının, çocukları Hz İsmail (a.s.)'in konumlarını anmakta, onların Allah'ın emirlerini nasıl eksiksiz yerine getirdiklerini ve şeytanın vesveselerine aldırış etmediklerini aklına getirmektedir.

Dünyanın her tarafından hacıların bir araya gelmesi Müslümanlar arasındaki bağların kuvvetlendirilmesi, birbirlerinin durumları hakkında bilgi sahibi olmaları, yardımlaşma ve dayanışma konusunda İslâm'ın kendilerinden neleri istediğini incelemeleri için iyi bir fırsat olmaktadır.

Daha sonra hacıların Arafat'ta Allah'ın huzurunda vakfe etmeleri gelmektedir. Yüce Allah diğer bütün dağlardan ayrı olarak bu dağa özel büyük bir hayır, geniş lütuf ve bol rahmet ihsan etmiştir ki bunlar orada Rahman'ın misafirlerinin üstüne iner. Herkesin ihram elbisesi içinde olduğu ve herkesin Allah'a dua ettiği bu manzara insana Haşr gününü hatırlatır.

Şeytan taşlama esnasında şeytanın oyunlarına karşı direnişin daha da kuvvetlendirilmesi anlamı vardır. Bu uygulamayla aynı zamanda efendimiz Hz. İbrahim (a.s.)'in, hanımının ve oğulları Hz. İsmail (a. s.)in uygulamaları hatırlanmaktadır.

Kurbanın kesilmesi ve onun etinin ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasında Allah'a yaklaşma ve O'nun hacıyı ateşten azat etmesini ümit anlamı vardır.

Veda tavafı insana, en yüksek şerefe sahip ve kalplerin en çok sevdiği bir mekânın terk edilmekte olduğunu hissettirmektedir. İnsan bu duyguyla birlikte yaptığı ibadetlerinin kabul edilmesi ve o yerlere yeniden dönmeye muvaffak edilmesi ümidini taşımaktadır.

İşte bu özet bilgiler bize doğru bir şekilde yerine getirilen ibadetlerin eğitici etkilerinin önemini ortaya koymaktadır. Bu etkiler inanç adamının ihtiyaç duyduğu en önemli değerlerdendir. Allah bize bunlardan yararlanmak ve takva azığı ile azıklanmak nasip etsin.

Vakit gazetesi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ahmet Varol'in Son 10 Yazısı
   'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
   Filistin’de Yaşananlar Yine Saptırılıyor
   İsrail, İran’a saldırabilir mi?
   Şeytanın askerleri görevde
   60. yıl etkinlikleri
   Büyük Felaketin Altmışıncı Yılı
   Lübnan olayları üzerine
   İşgalcinin azgınlığı
   Haçlılık damarları kabardı
   Kısa Notlarla
   Kosova'nın Bağımsızlığı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.