Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Tayland'da Müslümanlar
Pazartesi, 14 Ocak 2008 - (11:02)
Ahmet Varol
www.vahdet.com.tr

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Yeniden Tayland'dayız

Geçtiğimiz Ramazan ayında birbirine komşu iki ülke olan Tayland ve Malezya'ya birer ziyaret gerçekleştirmiştik. Bu ziyaretlerimizle ilgili izlenimlerimizi Vuslat dergisinin Ekim 2007 sayısı için yazdığımız yazımızda okuyucularımıza aktarmıştık. Ancak o yazımızda Tayland'la ilgili değerlendirmelerimizde daha çok bu ülkenin Budist kültürünün bıraktığı miras ve yine ülkenin bu mirasa dayalı toplumsal yapısı üzerinde durmuştuk. Dolayısıyla naklettiğimiz manzaralar da aynı mirasa ait manzaralardı.

Tayland'a geçtiğimiz ayın (Aralık'ın) başında başlayan ve beş gün süren bir başka seyahatimiz daha oldu. Bu ayki yazımızda da size o seyahatimizle ilgili intibalarımızı ve tespitlerimizi aktarmak istiyoruz. Ancak bu yazımızda okuyacaklarınız Ekim 2007'de yayınlanan yazımızda yer alanların tekrarı olmayacak. Bu kez Tayland'daki Müslümanlar, onların karşı karşıya oldukları sorunlar ve genelde Tayland toplumunda Müslümanların durumu hakkında sizlere bilgi vermeye çalışacağız. Bu seyahatimizde Allah'ın izniyle Tayland'daki bazı camileri, İslâm Merkezi'ni, Müslümanlara ait bazı ticarî kurumları ziyaret etme ve oradaki Müslümanlarla tanışarak kendilerinden bilgi alma imkânı bulduk. İşte bu imkânı değerlendirerek derlediğimiz bilgileri ve kaydettiğimiz görüntüleri sizlere aktarmaya çalışacağız Allah'ın izniyle.

Taylandlı Nüfus ve Müslümanlar

Tayland çok fazla tanınıyor olmasa da nüfusça bayağı kalabalık bir ülke. 120 milyona varan bir nüfusu barındırıyor. Nüfus kalabalığı zaten Asya ülkelerinin genel karakteri. Dünya nüfusunun dörtte bire yakın kısmının Çinli olduğunu biliyoruz. Buna Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Tayland ve diğer bazı Asya ülkelerinde yaşayan nüfusu da eklediğiniz zaman yarıyı epey geçiyor.

Gayri resmî bilgilere göre Tayland'daki nüfusun en az yüzde onunu yani 12 milyonluk kısmını Müslümanlar oluşturuyor. Bu nüfusun da yaklaşık üçte biri yani dört milyonluk kısmı bizim genellikle Patani olarak bildiğimiz Güney kesimde yaşıyor. Bu bölgeyle ilgili soruna daha sonra ayrıca değineceğiz.

Resmî kayıtlarda ise Müslümanların nüfusu gerçek rakamlarla verilmiyor ve yaklaşık dört milyon civarında gösteriliyorlar.

Tayland nüfusuna dâhil olan Müslümanların önemli bir kısmı Malay asıllı. Zaten Patani bölgesinde yaşayan Müslümanların tamamına yakını bu soydan geliyor. Çünkü o bölgede daha önce Müslümanların ayrı bir devletleri varmış ve o devletin ahalisi de etnik olarak Malaymış. Tayland Krallığı bu devleti ortadan kaldırarak topraklarını işgal etmiş ve Tay asıllıları sonradan götürüp oraya yerleştirmiş.

Diğer bölgelerde yaşayan Müslümanların bazıları da Malay asıllı. Onların da bir kısmını yüzyıllar öncesinde insan eşkıyalığında köleleştirilip ayaklarına pranga vurularak getirilen Malay Müslümanların soyundan gelenler oluşturuyor. Onların yanı sıra azımsanamayacak sayıda Tay asıllı Müslümanlar da var. Onlar da ya dışarıdan getirtilen Müslümanlardan veya İslâmî davet için o topraklara gidenlerden bu dini öğrenip Müslüman olanlar. Müslümanlaşmalar hâlen devam ettiği için Müslümanların sayısı sürekli artıyor. Buna da ayrıca temas edeceğiz.

Nüfusa İtiraz ve Kimlik Dayatması

Tayland'da devlet yönetiminin Müslümanları red niteliğindeki politikası sayılarına ve oranlarına itirazla başlıyor. Yönetimin Müslümanların sayılarıyla ilgili doğru bilgileri saklaması, gerçekleri saptırması ve onları olduklarından az göstermeye çalışması onlara itiraz etmesi, varlıklarından ve sayılarından rahatsız olması anlamına gelir. Toplumunun belli bir kesiminin varlığından rahatsız olan bir yönetimin o kesime âdil ve tarafsız davranacağı, onlara haklarını tam olarak vereceği beklenemez. Böyle bir şeyin mümkün olabileceğini düşünenler yanılgı içindedirler.

Tayland Krallığı'nın Müslümanlara yönelik dayatmaları kimlik ve isim dayatmasıyla başlıyor. Bilindiği üzere bir zamanlar Bulgaristan cumhurbaşkanı Teodor Jivkov'un bu ülkede yaşayan Türklere isim dayatmasında bulunması üzerine önemli bir sarsıntı yaşanmıştı. Fakat Tayland Müslümanları gerçek isimlerini saklayarak ülkedeki yönetimin onayladığı bir isim kullanıyorlar. Bu artık yerleşik bir uygulama haline geldiğinden kimse tartışmaya bile açmıyor. Ama gerçekte bu isim zorlamasının arkasında bir kimlik dayatması ve Müslüman kimliğinin reddi var.

Kimlik ve isim üzerindeki bu dayatma Müslümanlar arasında da ayrımcılığa maruz kalma endişesinin ortaya çıkmasına yol açmış. Yani Müslüman kimliklerinin toplumda ve devlet mekanizması nezdinde ayrımcılığa maruz kalmalarına yol açmaması için kendileri de bu kimliklerini açığa çıkaracak Müslüman isimleri kullanmamayı tercih ediyorlar. Yani durum Bulgaristan'daki isim dayatması sonrasında ortaya çıkan havadan çok farklı olduğundan Tayland Krallığı kimlik dayatması politikasında kendini daha rahat hissediyor. Jivkov yönetiminin karşılaştığı tepkilerle ve siyasal çalkantılarla karşı karşıya gelmiyor.

Budist Toplumda Müslümanlık

Tayland toplumunun büyük çoğunluğunu Budistler oluşturuyor. Çoğunluğun Budist olması ister istemez toplumda bir Budist ağırlık oluşmasına yol açıyor. Budist zihniyette olanlar kendilerini toplumun hâkim gücü olarak görüyorlar. En önemli olan tarafı ise böyle bir toplumda Müslümanlığın çizdiği sınırları gözetmenin yani Müslümanca yaşamanın zorlukları. Çünkü Müslümanlar, içinde bulundukları toplumun kendi ölçülerine, yeme içmeden ikili ilişki tarzına kadar hiçbir konuda kendilerinin gözetmeleri gereken sınırlara riayet etmemelerinden kaynaklanan zorluklar yaşıyorlar. Müslümanlığı nasıl yaşamaları gerektiğini öğrenen ve gerekli hassasiyeti gösterenler etraflarını saran toplumun müşrik bir toplum olmasına rağmen İslâmî kimliklerini korumayı başarıyorlar. Ama yeterli bilgi ve duyarlılıktan yoksun olanlar, içinde bulundukları toplumda eriyebiliyorlar.

Oradaki Müslümanlardan öğrendiğime göre müşrik toplumda erime konusunda en etkili araç evlilik oluyormuş. Normalde Müslümanlardan, inanç ve değerlerinden etkilenerek Budizm'i benimseyip o dine girenler olmuyormuş. Ama İslâm'ı yaşama konusunda yeterli duyarlılığa sahip olmayıp da Budist kadınlarla evlenerek onların dinlerine girenler oluyormuş. Bunu öğrenince İslâm'ın müşrik kadınlarla evlenme yasağının önemli bir hikmetini anladığımı düşündüm. Gerçi müşrik kadınlarla evlenme yasağının asıl sebebi onların dinlerine geçme korkusu değildir. İnanç ve değerlerdeki köklü ayrılık, yolların tamamen farklı olması ve müşriklerin Kur'an-ı Kerim'de "neces" olarak nitelendirilmesi buradaki asıl sebeptir. Ama evlilik yüzünden din değiştirmeler de söz konusu yasağın Müslümanı böyle bir tehlikeden uzak tutma hikmetini içinde barındırdığını gösteriyor.

"Allah'a iman etmedikleri sürece müşrik kadınları nikâhlamayın. Şüphesiz mü'min bir cariye, hoşunuza gitse bile müşrik olan bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de iman etmedikleri sürece (kızlarınızı) nikâhlamayın. Şüphesiz mü'min bir köle, hoşunuza gitse bile müşrik bir adamdan daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırmaktadırlar. Allah ise, kendi izniyle cennete ve bağışlanmaya çağırmakta ve belki, düşünüp öğüt alırlar diye insanlara ayetlerini açıklamaktadır." (Bakara, 2/221)

Din Değiştirmeler

Taylandlı Müslümanlardan öğrendiğimize göre Müslümanlarla Budistler arasında din değiştirmeler oluyormuş. Ama Budistliğe geçişler genellikle bir dünyevi hesaba, Müslümanlığa geçişler ise kabullenmeye, benimsemeye dayanıyor. Böyle olmasına rağmen yine de Budistlerden Müslümanlığa geçenlerin sayısı diğer tarafa geçenlerin sayısından çok daha fazla oluyormuş.

Budistliğe geçişte en önemli etken yukarıda da dile getirdiğimiz üzere evlilik oluyor. Bazen Budist kadınlar bir Müslüman erkekle evlenmek için onun din değiştirmesini şart koşuyorlarmış. Bazen erkek zaten evlilikle birlikte Budist çevrede eriyerek o dinin bir mensubu haline geliyormuş. Evlilik yoluyla Budistlikten Müslümanlığa geçenler de var. Ama bu sebeple Müslüman olanların sayısı çok değil. Çünkü toplumun çoğunluğunu Budistlerin oluşturması sebebiyle eş arayışında Budistler kendi dinlerinin mensupları arasında daha çok alternatif bulabiliyor ve din değiştirmeye götürecek evliliğe çok fazla ihtiyaç duymuyorlar.

Bizim müşahede ettiğimiz kadarıyla Budistlikten Müslümanlığa geçişin önündeki en önemli engel toplumdaki hâkim hava ve devletin yukarıda üzerinde durduğumuz kimlik dayatması. Bu hava ve dayatma karşısında insanlar Budist kimliği taşıdıkları sürece seçkin kitleden sayılacaklarını düşünüyorlar. Tayland yönetiminin resmî politikasında görünüşte din ve etnik kimlik farklılığına dayalı bir ayrımcılık yok. Ama toplum psikolojisine yansıyan havayı mercek altına aldığınız zaman zikrettiğimiz sebeplerden kaynaklanan bir dolaylı ayrımcılığın varlığı da dikkatinizden kaçmıyor. Eğer ki dışlanma ve devletin resmî politikasında "istenmeyen" durumuna düşme endişesinden kaynaklanan psikolojik engel kalksa bizim tahminimize göre Budistlikten Müslümanlığa geçenlerin sayısı hızla artacaktır. Çünkü biz Budistliğin dinî açıdan insanlara elle tutulur bir mesaj vermediğini, dinden ve inanç nizamından ziyade bir hayat felsefesi niteliği taşıdığını, mensuplarının da birçoğunun bu felsefenin sadece kalıplaştırılmış ve putlara aktarılmış uygulamalarıyla avunmaya çalıştığını müşahede ettik.

Resmî ve Ulusal Kimlikte Dinî Boyut

Vuslat'ın Ekim sayısında yayınlanan yazımızda da dile getirdiğimiz üzere Tayland'da Budizm sadece bir resmî din değil aynı zamanda devletin ideolojik kimliğinin inanç temelini oluşturan unsur. Zaten Budizm insanlara dinî bir inanç düsturu sunmaktan ziyade bir hayat felsefesi verdiği için toplumların karakterlerine, siyasî mekanizmalarına ve ideolojik çerçevelerine göre şekil almış. Bu yüzden özellikle Asya toplumlarında taraftar kazanmış olan Budizmin her farklı toplumda farklı bir şekil aldığını görüyorsunuz. Tayland Krallığı'nın resmî din olarak benimsediği Budizm de, Çin, Japonya, Nepal, Laos gibi ülkelerdeki Budizmin aynısı değildir. Tayland Budizmi ulusal bir karakter almış ve temelinde kralın yüceltilmesi var. Bu yüceltme, yönetimin her bakımdan işine yaradığından Tayland Krallığı, Budizmin dinî çerçevesini aynı zamanda devletin resmî ideolojisinin çerçevesi olarak kabul edip oturtmuş. Böyle bir kabul ise Müslümanları zor durumda bırakıyor. Çünkü devlet bu kez resmî kimliğini ve ideolojik çerçevesini tüm vatandaşlarına bir "ortak değer" olarak sunuyor. Bu çerçevenin Tayland Budizmiyle bütünleşen bir dinî temele dayandığını ve diğer dinlerin itikadî ilkeleriyle çelişki oluşturabileceğini gözden uzak tutuyor.

Kadrolaşmada Ayrımcılık

Devletin resmî politikasındaki ayrımcılık kadrolaşmada da kendini gösteriyor. Bu, Müslümanların devlet kadrolarına hiç alınmamaları anlamına gelmiyor. Ama İslâmî kimliklerinin veya bu kimliklerini açığa çıkarmalarının devlet kadrolarında yer edinmeleri veya ilerlemeleri önünde engel teşkil ettiği de bir gerçek. Müslüman kökenli olup da devlet kadrolarında önemli mevkilere gelebilmiş olanlar var. Ama onların belki tamamının dinî kimliklerini tümüyle kişisel hayatlarına münhasır kılmak, devletin resmî ideolojisinin İslâm'ın itikadî temelleriyle çelişen taraflarına hiçbir şekilde itiraz etmeksizin kendilerini o ideolojinin savunucularından ve sahiplerinden göstermek suretiyle bunu başarabildiklerini söylemek gerekir. Böyle olmasına rağmen Müslümanların devlet kadrolarındaki oranları toplumdaki oranlarına paralel değil. Belki devletin Müslümanların oranlarını düşük göstermekteki amaçlarından biri de bu konudaki adaletsizliğin üstünü örtmek için sayılarla oynamaktır. Müslümanlar da bu konudaki eşitsizliğe itiraz etmekten çekindikleri için ticarette ve serbest meslek alanlarında kendilerine geçim kaynakları bulmaya çalışıyorlar.

Yüceltmede Ortak Hareket

Devlet kadrolarına eleman yerleştirmede ayrımcılık yapan yönetimin kralı yüceltmede ve resmî ideolojiyi onaylatmada aynı ayrımcılığa başvurmadığını, bu kez toplumun tüm kesimlerinin birlikte hareket etmelerini istediğini görüyoruz. Örneğin benim Tayland'da olduğum günlerde kralın doğumunun sekseninci yıldönümü münasebetiyle kutlamalar vardı ve bu kutlamalarda Müslümanlar dâhil toplumun bütün kesimlerinin kralı yüceltme programlarında yer aldıklarını gördük. Üstelik devlet kadrolarında ve toplumsal dokuda dinî kimliklerini gizleme zorunluluğu duyan Müslümanların kralı yüceltme programlarında dinî kimliklerini açığa vuran kıyafetlerle yer almaları dikkatlerden kaçmıyordu. Belli ki bu manzaralar "kral bütün toplum tarafından sevilir" veya "Taylandlılar krallarına çok değer verirler, hangi dine mensup olursa olsunlar bütün Taylandlılar krallarını çok severler" yönündeki iddialara malzeme olarak kullanılacaktı. Bu politikanın geçmişteki Mısır Firavunlarının izlediği politikadan çok farklı olduğunu sanmıyoruz.

Camilere Kapatılmış İnanç Özgürlüğü

Müslümanların kısmen rahat oldukları alan ibadetlerini yerine getirme ve mabet inşa etme konusunda sağlanan kolaylıklarla ilgili. Buna binaen Tayland Krallığı'nın Müslümanlara sağladığı özgürlüğü camilere kapatılmış bir özgürlük olarak nitelemek mümkündür. Ne var ki Müslümanlara sağlanan özgürlüğün bu kadarı da karşılıksız değil. Bu kadarlık özgürlüğü de yerine göre diğer taraftaki ayrımcı politikanın üstünü örtmede değerlendirmeye çalışıyorlar. Sadece bununla yetinmiyor aynı zamanda bu kadar özgürlük verme karşılığında Müslümanların krala bağlı olmalarını ve onu yüceltmede toplumun diğer unsurlarıyla birlikte hareket etmelerini, yan çizmemelerini istiyorlar. Üstelik Müslümanlardan "biz burada rahatız, kimse bizim dinimize, ibadetimize karışmıyor" demelerini bekliyor ve hatta bunu kendilerine söyletiyorlar. Kendileriyle görüştüğüm Müslümanların tutumları bende bu intibayı uyandırdı.

Tayland İslâm Merkezi'nden aldığımız bilgilere göre tüm Tayland'da üç bin civarında cami varmış. Sadece başkent Bangkok'ta ise iki yüz cami varmış. Camilerin resmî olarak kayıtlarının yaptırılması zorunlu. Tayland'daki camilerin 180'inin resmî kaydı yaptırılmış. 20 adet de kayıtsız cami bulunuyor ve onların da kayıtlarının yaptırılabilmesi için çalışmalar sürdürülüyor.

Tayland İslâm Merkezi'nde

Tayland'daki Müslümanların dinî kurumlarının başında Bangkok'taki Tayland İslâm Merkezi geliyor. Biz de burayı ziyaret ederek ülkedeki Müslümanlar ve İslâmî kurumlar hakkında kendilerinden bilgi aldık. Müslümanlara ait dinî kurumlarla da büyük ölçüde burası ilgileniyor. Dolayısıyla ülkedeki Müslümanların bir Diyanet İşleri Başkanlığı gibi. Müslümanların İslâmî yönden bilgilenmeleri ve aralarında irtibatlar kurulması için çeşitli faaliyetler yürütüyor. Başta Kur'an-ı Kerim'in Tayca meali olmak üzerinde Tay dilinde muhtelif dinî kitaplar hazırlatıp yayınlatıyor. Yahut Müslümanlara ait yayın kuruluşlarının bu tür kitapları hazırlatıp yayınlaması için teşvikte bulunuyor. Yeni Müslüman olanlara dinlerini öğrenmeleri için yardımcı oluyor veya istifade edebilecekleri kaynakları temin etmelerinde kendilerine yol gösteriyor.

Siyasi ve sosyal etkinliklerde ise Müslümanların sesleri pek yükselmiyor. Hissettiğim kadarıyla Müslümanlar şimdilik bu alanlarda görünmekten ve seslerini yükseltmeye kalkışmaktan çekiniyorlar. Bu da yönetimin ayrımcı politikasının bir yansıması olsa gerek.

Güney Sorunu Kapanmış Değil

Tayland'ın Müslümanların yoğun olduğu güney bölgesinde bir bağımsızlık mücadelesi var. Bu bölge Patani adıyla biliniyor. Ancak Tayland yönetimi bölgeyi dört ayrı vilayete ayırmış ve sadece birinin adına Patani demiş. Tüm bölgenin Patani olarak bilinmesi ise normaldir. Şimdi vereceğimiz bilgiler buna açıklık getirecek.

Bölgede sorun yaşanıyor olmasının sebebi ahalisinin çoğunluğunun Müslüman olması değil Tayland'ın orada işgalci konumunda olması. Önceden bölgede Patani Krallığı adında bir Müslüman devleti varmış. Geçmişi bayağı eskilere giden ve Asya'da Budizm'in en önemli merkezlerinden olan Tayland Krallığı yıllar süren saldırılar sonucunda burayı işgal ederek Patani Krallığı'nı ortadan kaldırmış. Ahalisinin bir kısmını zorla başka bölgelere nakletmiş ve dışarıdan getirtilen Budistleri oraya yerleştirmiş. Daha sonra idarî bölüştürmede bölge dört ayrı vilayete ayrılmış ve sadece bir tanesinin adı Patani olarak belirlenmiş. Bu yüzden dışarıda genellikle Patani meselesi olarak bilinmekle birlikte Tayland'ın içinde Güney sorunu adı veriliyor.

Tüm nüfus kaydırma uygulamalarına rağmen hâlen Müslümanların yoğun olduğu söz konusu bölgede uzun süreden buyana bir bağımsızlık mücadelesi var. Ancak bu mücadeleyle ilgili bazı tartışmalar da var. Anlaşıldığı kadarıyla bölgedeki bağımsızlık yanlısı hareket ordunun uyguladığı zulüm karşısında kendisi de bazen şiddetin dozunu kaçırıyor. Tayland yönetimi ise kendi askerlerinin sergilediği şiddeti gözlerden saklarken bağımsızlık yanlısı hareketin söz konusu eylemlerini onun verdiği mücadeleyi yıpratmada kullanmaya çalışıyor.

Gerilla savaşı veren hareket Patani bölgesinin Tayland'dan kesin bir şekilde ayrılmasını ve bağımsız olmasını istiyor. Ancak halkın içinde bunun mümkün olmayacağını, dolayısıyla Müslümanlara haklarının verilmesi karşılığında sorunun Tayland sınırları içinde çözüme kavuşturulmasının daha iyi olacağını düşünenler de epey var. Fakat Tayland yönetiminin Müslümanların haklarını vermesinin mümkün olup olmayacağı konusunda da ciddi tereddütler var.

Ordunun Güneydeki Zulmü Sürüyor

Tayland yönetimi ABD ve İsrail işgal devletiyle işbirliği içinde olan bir yönetim. Bu işbirliği değişik alanlarda kendini gösteriyor. Ordusunun da zihniyet ve askerî şiddet açısından ABD ve İsrail ordusundan fazla bir farkı yok. Bağımsızlık mücadelesinin yaşandığı Patani bölgesinde de Müslümanlara karşı aynen işgalci Siyonist devlet ve ABD ordularının icra ettiğine benzer bir şiddet icra ediyor. Bağımsızlık mücadelesi veren gerilla güçlerinin, Müslümanlardan gasp edilen arazilere yerleştirilmiş sivilleri hedef alan eylemlerini sürekli bağımsızlık mücadelesini yıpratma malzemesi olarak kullanırken kendi askerleri Müslümanların evlerine keyfi baskınlar düzenliyor, kadınlara son derece kötü muamelelerde bulunuyor ve aynen Siyonist işgal güçlerinin yaptığı gibi gerillaları teslim olmaya zorlamak için eşlerine ya da diğer yakınlarına tehditte bulunuyorlar.

Ocak 2008, Vuslat dergisi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ahmet Varol'in Son 10 Yazısı
   'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
   Filistin’de Yaşananlar Yine Saptırılıyor
   İsrail, İran’a saldırabilir mi?
   Şeytanın askerleri görevde
   60. yıl etkinlikleri
   Büyük Felaketin Altmışıncı Yılı
   Lübnan olayları üzerine
   İşgalcinin azgınlığı
   Haçlılık damarları kabardı
   Kısa Notlarla
   Kosova'nın Bağımsızlığı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.