Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
Pazartesi, 10 Mart 2008 - (09:58)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İnsanın kendisine, ailesine, çevresine, topluma veya insanlığın tamamına faydalı hizmetlerde bulunmuş kimselere sevgi beslemesi, saygı duyması ve onları övmesinde anormallik yoktur.

Anormallik, bu kişilerin sevilmesi, sayılması veya övülmesinde sınır tanımaz boyutlara varılmasıdır.. Hele bir de, bunların zorla, kanun zoruyla veya başka zorlamalarla, sosyal baskılarla sağlanmaya çalışılması; zorla sevdirme, saydırma ve övdürmeye dönüştürülmesi, daha bir rezalettir.. Aynı durum, sevgi kadar nefret için de sözkonusudur.. Belli kişi veya konularda bir kişiyi veya toplumu zorla nefret ettirmek için, ne gibi şartlandırma programlarının nasıl tezgahlandığının nice örnekleriyle doludur, yakın tarihimiz.. Ve bütün beşeriyet tarihi de, bu gibi ‘ifrat’ veya ‘tefrit’ örnekleriyle doludur.

Ve diğer canlılar arasında da, birtakım itaat kuralları veya hattâ sevgi ve nefret bağlarının bulunduğu tesbit edilmiş ve hayvanlar arasında, kendilerine benzemeyen yaratıklardan korkma şeklinde bir içgüdünün, refleksin geliştiği de belirlenmiştir, ama, insandan başka canlıların hele de kendi cinsleri arasından herhangi birini yücelttikleri, putlaştırdıkları tesbit edilememiştir, hayvanların davranışlarını inceleyenlerce..

Ama, insanoğlu bu zaafla malûl olarak halkedilmiştir.. İnsanoğlu’nun binlerce yıllık tarihinde gönderilen sayısız Peygamberler de, insanın yaratılışındaki bu zaafın, onların bir imtihana tâbi tutulması hikmetine dayandığının bir göstergesi olsa gerek..

İnsan’ın bilinen tarihteki binlerce yıllık mâzisinde, insan aklı geliştikçe, matematik gibi soyut bilgi disiplinleri ve fizik- kimya, astronomi, tıb vs. tecrübî ilimler sâyesinde, maddî âlemin gizli sırları, kanunları keşfedilmiş, eşyanın yeni şekiller alması ve hayatın kolaylaştırılması adına, pek çok icad ve keşiflerlerde bulunulmuştur, ama, insan ruhunun özellikleri ve zaafları hep aynı kalmıştır.. Ve binlerce yıldan beri, milyarlarca insan bu dünyadan geçmiştir, ama, beşeriyyet tarihi, ilahî peygamberler ve takibçilerinin yolu ile; başkalarının özgürlüklerini yok edip, onları kendilerine kul etmek isteyen ve hayat haklarını haksızca kısıtlayan veya yok etmek isteyen zâlimler, firavunlar arasındaki mücadeleler tarihidir..

‘Peygamber’ kelimesi, türkçeye farsçadan gelip yerleşen ‘kendisine peygam/ peyâm gelmiş olan kimse’ demektir.. Peygamberlerin ‘vahy-i ilahi’ aracılığıyla insanlığa sundukları bilgilerin, sıradan ilham veya sezgiden veya her insanın beynine bir ilahî kodlamayla yerleştirilmiş melekelerle idrak olunan bilgi ve haberlerden temel farklarından birisi de, ilahî ve peygamberlerin hayatı şekillendiren bir ‘Kitâb’ ile, ‘ilahî hüküm’lerle olmaları ve onların, Allah’dan kendilerine nâzil olan o hükümlerin hayata hâkim kılınması için, çetin mücadeleler vermeleridir.. Ve dikkatle bakılacak olursa, bütün ilahî Peygamberlerin hedefi, maddî veya siyasî güç veya iktidar, saltanat ve mutantan bir hayat ve saraylar, vs. değil, insanın özgürleştirilmesidir.. İnsan’ı, kendisini halkedenin,/ ‘Yaratıcı’sının yaratmaktaki hedefinden uzaklaştırmaya yönelik şeytanî ve nefsanî zaaflardan kurtarmak ve onu zulmetten kurtarmak ve özgürleştirmek, peygamberlerin temel mesajıdır ve de üstlendikleri fonsiyonları... İnsanın, aç hürrler veya tok esirler halinde değil; özgürce ve adâlet üzere yaşamasını sağlamak..

Âdem Safiyullah’dan, İbrahîm Khalilullah’a, Mîsâ Kelîmullah’dan Îsâ Rûhullah ve Muhammed Habibullah (aleyhimusselam)’a kadar, bütün ilahî peygamberlerin verdikleri onca mücadelelerin özü, insanın özgürlüğünün korunması içindi; siyasî iktidarlar, maddî ve manevî güçler, menfaatler elde etmek için değildi..

Bütün ilahî peygamberler insanlara, ‘Lailaheillallah’ı telkın ve tebliğ etmişlerdir, Allah’dan başka bir ‘ilah’ kabul etmemelerini öğretmişlerdir.. ‘İlah, tanrı, god, theo, div, dieu,’ vs, yani, bu varlıklar âlemini, hayatı var ve yokeden, hayatın nasıl yaşanacağının genel çerçevesini koyan gücün sahibi..

Onun içindir ki, bir ‘hadis-i nebevî’ rivayetinde ‘Qûlû, lailahe illallah; tuflihû..’ (Allah’dan başka ilâh yoktur, deyiniz; kurtulunuz..’ denilmiştir.. Yani, insanın kurtulmasının yolu bu kadar basit.. Ama, elbette o ibareyi, sadece lafzen söylemekle değil, kalbimize ve beynimize nakşetmek ve oradan da, hayatımıza, şuûrlu olarak yansıtmak sûretiyle..

Ve ilginçtir, Peygamberler’in yolunu kesmekte tam başarı sağlıyamıyanlar, onlara karşı ‘putlaştırmak, ilahlaştırmak’ gibi tuzakları kurmak yolunu bile geliştirmişlerdir. Fir’avun, toplumuna, ‘Ben sizin Rabbinizim..’ derken, tahakkümü altındaki topluma, terbiye, davranış ve yaşayış kurallarını ancak kendisinin koyacağını ilan etmiş oluyordu..

Bu gibi örnekler, hemen hepimizin hayatını zorla muhasara altına almaya çalışmıyor mu?

Nice ‘zor ve zer’ (kabakuvvet ve servet) sahibleri kendilerini, bize ‘ilah’ olarak kabul ettirmeye, hepimizin hayatı üzerinde, kendi iradelerini, kabul edilmesi gereken temel değerler olarak dayatmaya çalışmıyorlar mı?

Onyıllarca önce ölmüş nicelerinin iradelerini bile, topluma, ‘kabulü mecburî değerler’ olarak sunmaya çalışanların hemen tamamı, o ölmüş kişilerden sonra dünyaya gelmiş olsalar bile, bize, kendi iradelerini modernlik ve hattâ özgürlük adına dayatmaya kalkışmıyorlar mı?

Bu, bütün dünyada da böyle ama, uzaklara gitmeye gerek yok, hemen kendi çevremizde de böyle değil mi?

Bu gibi, güce tapan ve güçlerini ‘resmî ideoloji’ haline getirip, onları, ‘ikon’laştırdıkları/ putlaştırdıkları’ birtakım isim, resim, heykel veya ‘değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahî edilemez ilkeler, kurallar yığını’ halinde, toplumun tepesinde hâkim kılma çalışmalarını ‘putlaştırmak’ şeklinde değerlendirdiğimizde, ‘Hayır, biz kimseyi putlaştırmıyoruz’ diye karşılık verirler; ‘putlaştırma’ların mahiyet ve uygulanış tarzı başka türlü imiş gibi, sanki..

Hâlâ, uyanmayanlara, ‘kişilere tapma hastalığı’nın, toplumumuzda giderek daha bir azgınlık tabloları sergilediğini göremeyenleri uyandıracak net beyanlar ortaya arka arkaya çıkıyor..

Nitekim, daha evvelki gün, İstanbul -Çağlayan’daki bir mitingde, Şenay Güray isimli bir em. kadın pilot albay, televizyonlardan bütün topluma yansıyan bir feryad halinde, kendisi bile doğmamışken hayattan çekilen bir siyasî kişiye, ‘Sen…. Can çekişen bir hastaya şifa vermek üzere görevlendirilmiş, adı konmamış peygambersin. Sen, sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin!’ diye seslenebiliyordu.. Timur Selçuk isimli bir müzisyenin, aynı kişi için, ‘O benim için, ikinci derecede bir peygamberdir..’ demesi üzerinden bir ay bile geçmeden..

Halkımız, kendi inanç doğrularına göre özgürce yaşamak şuûruyla daha bir donanırken, laik-elitler taifesi de, daha bir hırçınlaşıyor. Danıştay Savcısı Tansel Çölaşan daha dün, ‘kapanmayı isteyerek nasıl özgürleşilir?’ diyordu.. Bu sözlerin üzerine, CNN’de geçen hafta, ‘hangi kemalizm’ diye yapılan tartışmalardan, hele de Prof. M. Soysal’ın ‘laik kutsama’larından da müsaid renkler katabilirsiniz..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.