Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
“Allah sana rahmet etmesin!?”
Pazartesi, 17 Mart 2008 - (08:20)
Abdurrahman Dilipak

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bu bir savcı. Öyle bir iddianame hazırladı ki, evlere şenlik.. Dünyadan öyle tepkiler alıyoruz ki, kimi akıl dışı değil, akılsızlık örneği diye yorumluyor. Kimi çılgınca buluyor.

Devletimiz de, yargı da küçük düşürüldü.

Ortaya koyduğu delillerin çoğu komik. Akıl dışı, hiçbir hukuki değeri olmayan şeyler..

Türkiye bu kadarını haketmiyor..

Biri Atatürk’e rahmetli demiş de, bunu diyen kişi Meclis Başkanı tarafından danışmanlığa getirilmiş de, bir partinin kapatılma davasının iddianamesinde bunlar yazılıyor..
Kaldı ki; o kitap daha piyasaya çıkmadan müsadere edilmiş... Olayın üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş. Davanın konusu da farklı, Atatürk’e değil Cumhurbaşkanı’na hakaret.

Bir adam, bir hukuk adamı, resmi ideolojiye aykırılığı değil, iddianın gerçek olup olmadığını sorgular.. Resmi ideoloji diye üretilen tarih yalansa, bir aydın buna karşı çıkıyorsa, bu bir hak ve görev değil mi?

Bu kişi mahkum olmuş mu, personel yasası yok mu bu ülkede, memur olmasına mani bir hal var mı, varsa niye gereği yapılmadı? Suç yoksa suçlu nasıl olur? Bir kişi bir göreve getirildi diye, yasamanın başındaki kişinin bağlı olduğu parti nasıl kapatılabilir.

Kaldı ki, Meclis Başkanı bağımsız olur. O işi yapan kişi Meclis Başkanı olduğuna göre ve parti sıfatlarından soyunduğuna göre, Meclis’i kapatın siz.. O da yetmez, “Beyaz Türkler” bu ülkede kaybolur gidersiniz, zulmedecek ahali lazım birilerine, en iyisi milleti kapatın; yeni bir millet ithal edin..

Gerçekten de genç sivillerin dedikleri gibi bu iddianameden sonra cumhuriyet hiç bu kadar tehdit altına girmedi.

Bu iddianame, AK Parti’yi suçlamak için yetmez, ama bir zihniyeti ve bizzat savcının kendisini görevden almak, mahkum etmek için yeter.

Savcı bu iddianamesi ile Türkiye’yi dünyanın gözünde küçük düşürdü. Türkiye’ye zarar verdi. Mahkemelerin adına karar verdikleri Milleti dilhun etti. Devletin anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temelleri ile çelişen, toplumun, inanç, tarih, kültür ve geleneklerini aşağılayarak suç işledi.

Bu iddianame suç belgesidir.. İslam’a ve Müslümanlara saygısızlık içeriyor. Gelenek ve tarih aşağılanıyor. Hukukun temel ilkeleri, devletin, anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temeli aşağılanıyor.. Onun için bu iddianame derhal hukuka saygı, millete saygı ve cumhuriyeti yüceltme adına reddedilmelidir..

Savcı Atatürk’e “Rahmetli” demeyi suç kabul etmiş. Bunu bir aşağılama ve suçlama kabul ediyor.

Önce adını değiştir bay Abdurrahman. (Hani “Abdurrahman bey” diyeceğim, devrim yasalarına göre suç olacak, onun için ona onun istediği gibi söylemeliyim) Madem rahmetli demeyi, aşağılama sayıyorsunuz, size “Allah sana acımasın” mı demeliyim o zaman?.. Be adam; her Müslüman, her ölüsünün ardından “Allah rahmet etsin”, “Rahmetullahi aleyh” der. Cenaze namazı bunun içindir.. Rahmet ve Rahman aynı kökten gelir. Ve Allah (cc) adına gönderme yapar. Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Başındaki “Abd’da “A.B.D” değil, kulluğu ifade eder, Cumhuriyetin savcısı “Allah’ın kul”u ise, nasıl laiklikten söz edebilirsiniz. Bay Abdurrahmanı Yargıtay Başsavcısı yapan Yargıtay’ı da kapatmak gerek, bu iddianamenin mantığı ile hareket edecek olursak..

Savcı şeriatı da, laikliği de bilmiyor. Mesela sorsanız; Fransa’nın, Strasbourg’un da içinde bulunduğu Alsas Loren bölgesinin laiklik uygulamasının dışında olduğunu bile bilmez herhalde.. Dini devlete sokmaktan söz ediyor etmesine de, “Hilafetin mana ve mefhum olarak Büyük Millet Meclisi’nin şahsı manevisinin içinde mündemiç olması” konusunda akıl yürütmeyecektir..

Laik bir devlette, Diyanet’in, devletin bir birimi olması, dini vakıfların laik devletin denetiminde olması, ya da “Hacı” kelimesi demek dahi suçken, laik bir devletin bir kurumunun nasıl olup da Hac yönetmeliği yayınladığı konusunda söyleyecek bir sözü yoktur. Sahi neden bunları iddianamesine eklemedi acaba? “Şık olmaz” diye herhalde..

Türkiye teknik anlamda laik bir ülke değil.. Ya resmi ideolojisini dinleştiren bir teokrasi, ya da dini kontrolü altında tutan Bizantinist bir yapıdır.. İsterseniz bakın TDK 46 sözlüğüne: Türkün dini Kemalizmdir.. Ya hu Türk ulusçuluğunun temelinde “din”; “din-i Mübini islam” yok mu? Bakın Lozan’a. Müslüman unsurlar Türk sayılmış, ancak gayrimüslim topluluklar azınlık sayılmıştır.. Başsavcının gücü yetiyorsa, Hilafet fonundan İş Bankası’na aktarılan parayı kullanan CHP’nin bu fonu yönetmesine karşı çıksın. Vakti varsa ilk Meclis’in açılışındaki dua sahnesinde arkada dalgalanan kelime-i tevhid bayrağına baksın, ilk Meclis’in açılış töreni ile ilgili gündemi bir incelesin.. Kurtuluş Savaşına anlam veren imanı, ruhu, gayeyi görsün ve iddianameyi alıp bir daha düşünsün.. Bu iddianame kimin iddiası o zaman görecektir..

Başsavcı laikliğin objesinin din ve devlet olduğunu sanıyor. Kilise ile devlet arasındaki paylaşım, işbirliği, çatışmama ilkesi olduğunun farkında değil. Laikliğin kaynağının İncil olduğunu, yani Katolik geleneğin dini bir yorumu olduğunun da farkında değil. Yani bilgi ve mantık seviyesi açısından da ilmi, hukuki ve felsefi bir değer içermiyor.. Başsavcı, kilisenin egemen bir devlet olduğunun ve kilise topraklarının, Vatikanın mülkü sayıldığının ve batıda eğitim, sağlık, finans sektöründe, media sektöründe kilisenin gücünün farkında değil gibi sanki..

Allah (cc) böyle savcıyı dünyada hiçbir millete vermesin.. Bizim çektiklerimiz, katlanmak zorunda bırakıldığımız acı gerçekler, onların bize bakarak tedbir almaları açısından başka milletler için bir ders ve baht kaynağı olsun. Herhalde bu savcı Avrupa’da olsa Avrupa’da Hıristiyan Demokrat Parti bırakmazdı! Ne mutlu Avrupalılara ki, orada böyle savcılar yok!

Bu iddianamenin reddinden önce savcının derhal görevden alınması fikri bana yabancı değil ve tabii, derhal bu iddianamesi suç belgesi olarak sunulup hakkında dava açılması gerekir..

Şemdinli savcısını görevden alanlara duyurulur!

Dün bir vatandaş Başsavcı hakkında “İstihza, alay, aşağılama, korkutma, görevi kötüye kullanma, vatandaşlık hakkının ihlali vs.” gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu..
Bu iddianameye konu olan söz ve fiiler dolayısı ile Türkiye dünyada küçük düşmedi, ama bu iddianame ile Türkiye dünyanın gözünde küçük düşürüldü.
Arınç’a göre dava kin ve garez ürünü.

“Savcı, kendini komik duruma düşürdü” diyor, Ria Ruijten-Oomen (AP Türkiye Raportörü) ve ekliyor: “Bu, tamamıyla delilik. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. İnanamıyorum. Hayatımda bir devlet savcısının yapmak istediklerini icra etmek için siyaseti kullandığına şahitlik etmedim. (...) Savcılar, bu tür davalarla kendilerini komik duruma düşürüyor. Graham Watson (AP'nin Liberal Demokrat Parti Başkanı): “Çok tuhaf bir hadise” diyor. Hannes Swoboda (AP üyesi, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı): “Şoke oldum, bu delilik” diyor.. Jan Marinus Wiersma (AP üyesi, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı): “Türk yargısının tarafsız olmadığının göstergesi Siyasi hayatımda böyle bir şey görmedim. Bu, tamamıyla bir savcının siyasi bir müdahalesi. Avrupa için çok rahatsız edici bir haber ve çok tuhaf. (...) Başörtüsü konusu da bir sebep olamaz, zira bu yasağı MHP ile birlikte kaldırdılar. Bu olay Türk adaletinin hâlâ tarafsız olmadığını gösteriyor” diyor. Cem Özdemir’in (AP üyesi) tepkisi de %80’i sanık yapan savcıya anlamlı bir cevap: “Devlet, kendisine başka bir halk seçsin.” “Bu dava Türkiye'nin yüzde 50'sine ‘siz bu ülkenin bir parçası değilsiniz’ mesajı vermektir. (...) Türkiye, maalesef bir partiler mezarlığı” diye sürdürüyor açıklamalarını. Joost Lagendijk (AP üyesi-Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı) ise “Türkiye'nin, 21. yüzyıla uygun hakim ve savcılara ihtiyacı var. Şok içerisindeyim. Böyle bir davayı ciddiye almakta zorlanıyorum. Bir hakim nasıl böyle bir sonuca ulaşabilir, anlayabilmiş değilim. Bu 21. yüzyıla uyum sağlayamayan eski bir zihniyeti temsil ediyor. Bu her halükarda Türkiye için kötü haber. Türkiye'nin Avrupa'daki imajına darbe vuracak. Umuyorum ki, hakim hemen reddedecek davayı” diyor..

Bu dava kabul edilirse, savcıların halkın %80 için de dava açması gerek.. Camiler yetmez, okulları da, spor salonlarını da hapishane yapın.. Temerküz kampları kurun! Ey Hitler geldinse 3 kez vur!

Başardınız, “Rahman olan Allah’ın kulu!”

Kutlarım sizi, eğer maksadınız bu idi ise, değilse, özür dileyin, iddianamenizi geri çekin ve istifa edin! Selâm ve dua ile..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Abdurrahman Dilipak'in Son 10 Yazısı
   Mehdi mi dediniz?
   Efkar bastı!
   Futbol, bir din ya da put mu?..
   Cehaletin böylesi - 2
   Cehaletin böylesi - 1
   Ker-bela
   Pakistan, Kenya derken!
   Ah Gregory ah!
   Novo Ordo Seclorum ya da, Süleymaniye’den Pakistan’a..
   BENAZİR'İ DE VURDULAR...
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.