Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Türkiye'nin ''B planı'' var mı?
Salı, 06 Eylül 2005 - (11:05)
Davut Dursun
Yeni Şafak

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Yarım asra varan Avrupa Birliği (AB) macerasında "3 Ekim" tarihi önemli bir dönüm noktasıdır. 3 Ekim 2005'te Türkiye ile Avrupa Birliği arasında tam üyelik görüşmelerinin başlanacağına 17 Aralık zirvesinde kararlaştırılmıştı.

17 Aralık Zirvesinde "3 Ekim 2005" tarihi belirlenirken bazı hususların ve eksiklerin alt çizilmiş ve Türkiye'nin bunları tamamlaması istenmişti. Türkiye istenen değişiklikleri yapmış olmanın rahatlığı içinde şimdi 3 Ekim tarihinde "tam üyelik görüşmelerinin" başlatılmasını beklemektedir.

Türkiye'yi AB dışında tutma çabasında olanların bir bakıma "ipe un serdikleri" anlaşılmaktadır. Haklı olarak Türkiye, önüne konulmak istenen yeni engeller ve istekler karşısında tepki göstermekte ve tepkilerini en açık şekilde ifade etmektedir.

Sayın Başbakan "Bundan sonra yapacağımız hiçbir şey yok. Yapması gerekenler konseyin üyeleridir" diyerek açıkça Türkiye'den yeni şeyler istenmemesi gerektiğine dikkat çekerken Dışişleri Bakanı da "Yeni koşullar getirirlerse arkamızı döner gideriz" derken kararlılığını ortaya koymaktadır.

Türkiye için "arkamızı döner gideriz" sözünün anlamını irdelemek gerekiyor.

Türkiye'nin yarım asra varan AB macerasını takip edenler AB konusunda bir "B Planı"na sahip olup olmadığını hep merak etmişlerdir. AB ile ilgili tartışmalarda Türkiye'nin stratejik hedefleri konuşulurken Batı karşısında ne tür alternatif işbirliği alanları olduğu değerlendirilmiştir. AB'ne bir takım gerekçelerle karşı olanlar yerine Türk dünyasını, İslam dünyasını, Ortadoğu'yu, Orta Asya'yı, Asya'yı işaret etmişlerdir. Kısaca söylenmek istenen şu olmuştur: Türkiye Avrupa Birliği ülkeleriyle değil Ortadoğu, Orta Asya, Türk dünyası veya İslam dünyası ülkeleriyle bütünleşmelidir. Türkiye'nin geleceği bu bölgelerdedir. Batı hiçbir zaman Türkiye'yi içine alamaz, sadece oyalar durur...

Hatta zaman zaman önemli pozisyonlarda bulunan yetkililerden Türkiye İran, Rusya ve Çin ile birlikte olmalı anlamında demeçler dinlemişizdir.

B Planı...

Bu konuda temel soru şu: Türkiye'nin B Planı var mı? Şayet bir B Planı varsa AB Türkiye'ye karşı direncini sürdürür ve verdiği sözlere rağmen 3 Ekim'de tam üyelik müzakereleri başlatılamazsa Türkiye yarım asırdır peşinden koştuğu AB Projesini rafa kaldırıp yerine B Planını devreye sokması mümkün.

Gerçekçi olmak gerekirse AB'nin yerine ikame edilebilecek bir başka projenin olduğunu düşünmek asla mümkün değildir. Popüler tartışmalarda akla gelen Orta Asya, Ortadoğu, Türk dünyası veya İslam dünyası gibi muhtemel birlik özlemlerinin hiçbirinin AB'nin yerine ikame edilebilir olduğunu düşünmek mümkün değil. AB mevcut konuma uzun çabalardan sonra gelebilmiştir. Yine de birlik üyesi ülkeler arasında hala aşılamayan veya aşılması zaman alan sorunlar var. Mesela para birliğine bütün üye ülkeler dahil olmamış kimisi dışarıda kalmayı tercih etmişlerdir. Yine Ortak Güvenlik ve Savunma Politikasında ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Yarım asırlık bir zaman ülkelerin politikalarını uyumlaştırmalarına yetmemiştir.

Osmanlı hinterlandı...

Herkes iyi biliyor ki Türkiye'nin ne Ortadoğu'da, ne de Orta Asya veya Kafkaslarda tek başına birlik oluşturabilecek, bölge ülkelerini mevcut ayrılıkları ortadan kaldırıp bütünleştirebilecek bir gücü yoktur. Bu konudaki tartışmalarda hep "Osmanlı hinterlandı"na işaret edilir ve bir özlem olarak Osmanlı toprakları üzerinde kurulu devletlerin bütünleştirilmesinden söz edilir.

Bu konuda da gerçekçi olmak gerekir. Osmanlıdan kopan/koparılan ülkelerin yeniden Türkiye'nin "ağabeyliği"ne istek duyacaklarını beklemek rasyonel bir davranış değildir. Belli konularda işbirliği ve dayanışmanın tesisi ebette mümkün; hatta Türkiye bu konuda ciddi gayret içerisinde olmalı ve Osmanlı hinterlandındaki ülkelerle ilişkileri maksimum düzeye getirmelidir. Ancak bu işbirliği ve ilişkilerin AB'nin yerine ikame edilecek bir siyasi birliğe dönüşmesi çok uzak ihtimaldir. Savaş sonrasının şartlarında teşekkül eden dünya sisteminin şartları dahilinde dizayn edilen bölgesel yapıların değişmesi normal şartlarda uzak bir ihtimaldir. Ancak dünya sisteminde köklü değişiklikler meydana gelir, dengeler değişir ve yükselen yeni güçlerin menfaatlerine uygun bir revizyon veya restorasyon çerçevesinde bazı yapılanmalar olabilir. Mesela seksenlerin sonlarında Soğuk Savaş sistemi çöküp Sovyetler Birliği devreden çekilince doğan boşluğu Amerika Birleşik Devletlerinin yayılması doldurmuştur.

Görüldüğü kadarıyla Türkiye'nin AB konusunda bir "B Planı" bulunmamaktadır. Dolayısıyla 3 Ekimde AB Komisyonunun alacağı karara göre Türkiye'nin "arkamızı dönüp gideriz" veya "Ankara kriterleri yapar yolumuza devam ederiz" diye kararlığını ortaya koyması AB'nin yerine yeni bir planı ikame etmeyi değil AB ile tam üyelik hedefi gerçekleşmese bile AB standartlarını tutturmak için verilen mücadeleyi devam ettirir AB olmadan da çağdaş standartlarda bir toplum ve yönetim tesis etme gayretimizi sürdürürüz şeklinde anlamak gerekir. AB konusunda Türkiye'nin ne bir "B Planı" var, ne de yerine ikame edeceği bir birlik projesi vardır.

 

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Davut Dursun'in Diğer Yazıları
   Türkiye, Batı için her zaman “öteki”dir...
   Modern zihin ve dinin gerçekliği
   Syriana ve Ortadoğu'nun demokratikleşmesi...
   Bir senaryo mu uygulanıyor?
   ''11'ler olayı''nı hatırlayan varmı?
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.