Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Putin'in Diplomatik Zaferi
Perşembe, 02 Haziran 2005 - (18:22)
Immanuel Wallerstein

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

8 Mayıs 2005'te Moskova'da, İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdiği zafer gününün 60. yıldönümü kutlamalarında onur konuğu olan kişi gerçekten de George W. Bush muydu? Bush sahiden de, Rus jetlerinin gürültüsü havayı kaplarken orak-çekiçli bayraklar ve Lenin posterleriyle kaz yürüyüşü ilerleyen Rus askeri birliklerini izlemek için Putin'in yanında Kızıl Meydan'da durdu mu? Dünya basınının bu olayın muazzam niteliğini hafife aldığını, çok da önemli değilmiş gibi göstermeye çalıştığını düşünüyorum. Nasıl oldu da altmışıncı yıl dönümü kutlanan bu büyük olay Washington'da, Londra'da, Paris'te ya da herhangi bir başka yerde değil de Moskova'da kutlandı? Nasıl oldu da herkes geldi? Herkes derken, Fransa'nın, Çin'in, İsrail'in cumhurbaşkanlarını; Almanya'nın, İtalya'nın, Japonya'nın, Hindistan'ın, Güney Kore'nin başbakanlarını; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterini ve diğer elli kadar ülkenin temsilcilerini kastediyorum. Gelmeyen tek büyük dünya lideri Büyük Britanya Başbakanıydı (belki de küçük bir seçim zaferinin ardından yaralarına merhem sürmekle meşguldü). Ayrıca Kuzey Kore'nin yüksek kademeli figürleri de yoktu (belki de nükleer silahlanmanın azaltılmasını görüşen altı-uluslu grupla aynı tarafta buluşmaya zorlanmak istemediğinden).

Ayrıca, Putin Birleşik Devletlerin yaralarına tuz bastı. ABD basınına ABD'nin dünya politikasını eleştiren bir röportaj verme olanağı elde etti. Daha da önemlisi Avrupa Birliği liderleriyle ekonomi; özgürlükler, güvenlik ve adalet; dış güvenlik; ve araştırma, eğitim ve kültür alanlarında dört “yol haritası” anlaşması imzalamak üzere bir zirve toplama olanağı elde etti. Bundan önce, 11 Nisan'da, Rusya ve Almanya arasında nano- ve biyo-teknoloji ve petrol ve gaz nakli dahil sekiz temel alanda ekonomik işbirliği üzerine bir anlaşma imzalanmıştı. Ve Jacques Chirac gelip de Putin'in sağında durunca (o sırada Bush da solunda duruyordu), Putin Chirac'a Charles De Gaulle'ün anıtının açılışında eşlik etti.

ABD basını, üç ülkenin (Estonya, Letonya ve Gürcistan) törenlere katılmayışını ve Başkan Bush'un, Moskova ziyaretini Letonya gezisi öncesi ve demokrasiyle ilgili zehir zemberek demeçler verdiği ve Putin ve Rusya'nın bugünü ve geçmişiyle ilgili eleştirelliğiyle kalabalıkların tezahüratlarını aldığı Gürcistan gezisi sonrasına sıkıştırmasını aşırı önemsedi. Peki sonunda Bush Moskova'ya neden gitti? Kasım 2001'de, Putin Bush'u Texas Crawford'da ziyaret etmiş ve Bush, mükemmel bir dille Putin'e duyduğu güveni ifade etmişti, çünkü “Putin'in gözlerine bakmıştı”. Mayıs 2005'te, Bush Putin'in özel antika otomobilinin şoför koltuğuna oturdu ve Putin'i gezdirdi, her ikisinin de yüzlerinde geniş bir gülümseme vardı, böylece bütün fotoğrafçılar onların birbirlerine ne kadar da yakın olduklarını görebiliyordu. Tüm bunlar ne anlama geliyor?

Bu, her iki tarafta da Soğuk Savaş tekniğidir. ABD özgürlükle ilgili pek çok retorik kullanıyordu fakat sonuç olarak hiçbir şey yapmıyordu, nitekim Sovyetleri 1956'da Macaristan'da ve 1968'de Çekoslovakya'da baskı yapmakla suçlamış gerçekteyse hiçbir şey yapmamıştı. ABD hiçbir şey yapmadı çünkü ABD'nin Sovyetler Birliği'nin nükleer çekişmedeki sınırlamaları sürdürmesine, dengeyi bozmamasına ihtiyacı vardı. Ve bugün her ne kadar Bush Yalta anlaşmalarını suçluyorsa da, ABD'nin Rusya'ya hala ihtiyacı var. Fakat bir fark var. Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler Birliği'nin de ABD'ye ihtiyacı vardı. Bu yüzden her ikisi de retoriğe çokça başvurmuş ama gerçekte hiçbir şey yapmamıştı. Ama bugün ABD Rusya'ya, Rusya'nın ABD'ye duyduğundan daha fazla muhtaç. Bu artık dengeli eşit bir durum değil.

ABD'nin Rusya'ya duyduğu ihtiyaç, bugün çoğu Amerikalı için şaşırtıcı gelecektir fakat aynı durum dünyanın herhangi bir yerindeki analistler için geçerli değildir. ABD pek çok şey için Rusya'ya muhtaç. ABD'nin Rusya'ya, dünya çapında bugünkü kadar diplomatik izolasyona maruz kalmamak için ihtiyacı var. Rusya'nın Fransa ve Almanya'yla fazla yakınlaşmamasına ihtiyacı var. Rusya'nın İran'a fazla destek vermemesine ihtiyacı var. Rusya'yla çeşitli istihbarat konularında işbirliği geliştirmeye ihtiyacı var. Biri, Rusya'ya dair bu planları doğrultusunda ABD'nin pek de ilerlemediğini söylemeli. Peki Rusya ABD'den ne istiyor? Rusya'nın gerçekten de istemediği bir şey var ki, o da ABD'yle yeniden pahalı bir silahlanma yarışına girmek. ABD bu konuda tehdit etmeyi sürdürüyor. Sorun şu: bunu gerçekten de yapacak parası var mı?

ABD'nin eski Sovyet Cumhuriyetleri içinden politik ve diplomatik destek kazanmak istediği söylenebilir. Bu doğru. Ve bu ülkeler çoğunlukla bu oyunu oynamaya hazır. Fakat sözlerden fazlasını istiyorlar. Ve sorun da, ABD'nin Gürcistan'a Rusya'nın birliklerinin geri çekmesi için girmeye ne kadar hazır olduğu. Nihayetinde Saakashvili George Bush'la değil Putin'le anlaşmak zorunda. Ve Bush Putin'i Saakashvili'nin üstünde tutmaya devam edecek. Bu bir öncelikler sorunu.

Elbette, Bush da Putin de iç kamuoylarını önemsemek zorunda. Bu yüzden de, özellikle de Bush cephesinde, retorik devreye girecek. Fakat, ABD'den gerçekten de Rusya karşıtı eylemler bekleyenler Bush'a zaten ihtiyatlı yaklaşıyorlar –bolca laf ve icraat yok. Ve para, para, para!

Kanada'dan Ottawa Citizen gazetesinde siyasi bir karikatür vardı: Çok uzun bir Putin'in ardından yürüyen ufacık bir Bush. Bush'un başı ancak Putin'in bacaklarının üst kısmına yetişiyor. Ve Bush şöyle diyor: “Vay canına… Seni buradan hala görebiliyorum Vladimir” Bugünlerde evinde oldukça zorlu günler geçiren Putin, jeopolitik arenadaki gayet başarılı hamleleriyle bu durumu telafi ediyor. Eski bir KGB yöneticisi olarak, tatlı tatlı tebessüm ediyor olmalı.

15 Mayıs 2005

(fbc.binghamton.edu adresinden sendika.org tarafından çevrilmiştir)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Immanuel Wallerstein'in Son 10 Yazısı
   Putin’in karizması
   Filistin’de kazananlar ve kaybedenler
   Füze savunma kalkanı: Çılgınca bir fikir ya da akılcı bir amaç
   Irak savaşını bitirmek: İki rakip plan
   Göç: Tepkiye Tepki mi?
   ''Büyük Fırtına Bulutları Toplanıyor''
   İran ve Bomba
   2005: Bush Otoritesinin Çöküşü
   Irak'ta Cesaret Kırılıyor
   Şaron’un Yanılgısı
   Çin ABD'yi Köşeye mi Sıkıştırıyor?
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.