Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Direniş Önderlerinden Ahmet Seadat
Cuma, 17 Mart 2006 - (15:58)
Ahmet Varol
www.vahdet.com.tr

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Ahmed Seadât Abdurresûl 1953'te Batı Yaka'nın el-Bire kasabasında dünyaya geldi. Direniş alanında aktif rol oynamasıyla tanınan ve aslen 1948'de işgal edilmiş bölgeden olan bir aileye mensuptu. Bu bölgedeki Deyru Tarîf ahalisindendiler. Ancak siyonist işgal sonrası başlayan zorla tehcir sebebiyle Batı Yaka'ya göç etmişlerdi.


Bugün (14 Mart 2006 Salı) dünya gündeminin birinci maddesi belki işgalci siyonistlerin Batı Yaka'nın Eriha kentinde bulunan ve özerk yönetim kontrolünde olan hapishanenin basılarak tutukluların vahşi metotlarla teslim olmaya zorlanmalarıydı. Sabahın erken saatlerinde başlayan ve gün boyu devam eden baskında iki tank, iki helikopter, birçok buldozer ve askeri araç kullanıldı. Saldırganlar helikopterlerle hapishanenin üzerine füze fırlatırken, tanklarla ateş etti ve buldozerlerle yıkım yaparak tutukluları kendilerine teslim olmaya zorladılar. Hapishane çevresindeki Filistinli güvenlik görevlilerini ve tutukluları iç çamaşırlarına varıncaya kadar tüm giysilerini çıkararak soyunmaya zorladılar. Çıkan çatışmalarda resmi açıklamalara göre biri Filistinli güvenlik görevlisi olmak üzere iki kişi öldürülürken 12 kişi de yaralandı. Ancak tutuklulardan alınan bilgilere göre en az sekiz kişi şehit olurken, en az 25 kişi de yaralandı. Yaralananların arasında işgalci askerler de var. Baskının asıl hedefinde olanlar ise Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) lideri Ahmed Seadât ile beş arkadaşıydı.

Biz hem siyonist eşkıyalığın bu son baskınının hedefinde yer alan Ahmed Seadât, hem de olayın arka planı hakkında sizleri bilgilendirmek istiyoruz.

Direnişin Kararlı Önderlerinden Ahmed Seadât

Ahmed Seadât Abdurresûl 1953'te Batı Yaka'nın el-Bire kasabasında dünyaya geldi. Direniş alanında aktif rol oynamasıyla tanınan ve aslen 1948'de işgal edilmiş bölgeden olan bir aileye mensuptu. Bu bölgedeki Deyru Tarîf ahalisindendiler. Ancak siyonist işgal sonrası başlayan zorla tehcir sebebiyle Batı Yaka'ya göç etmişlerdi.

Ahmed Seadât ilk ve orta öğrenimini el-Bîre kasabasında tamamladıktan sonra 1975'te Ramallah'taki Öğretmen Enstitüsü'nün Beden Eğitimi bölümünden mezun oldu.

Ahmed Seadât direnişçi bir aileye mensup olduğu gibi kendisi de direniş ve mücadelenin içinde büyümüş, mücadeleyle yoğrulmuş biridir. Öğrencilik yıllarında daha on altı yaşındayken 1969 yılında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin saflarına katıldı. Bu hareketin saflarına katılmasıyla siyonizmin, beton duvarların arkasında kalan vahşi yüzünün kendini gösterdiği zindanlarıyla tanışması aynı zamana denk gelmiştir. Şubat 1969'ta tutuklanarak üç ay zindanda tutuldu. Çıkmasından sonra siyonistler onun uzun süre dışarıda dolaşmasına fırsat vermeden Nisan 1970'te yeniden tutukladılar. İkinci zindan hayatı ise 28 ay sürdü. Sadece sekiz ay dışarıda kaldıktan sonra Mart 1973'te üçüncü kez zindana atıldı ve on ay zindanda tutuldu. 1975'te dördüncü kez tutuklanıp 45 gün zindanda tutuldu. 1976'da beşinci kez zindana atıldığında ise işgal devleti mahkemeleri onu dört yıl hapis cezasına mahkûm ettiler. Altıncı zindan hayatı 1985'te başlayarak iki buçuk yıl sürdü. Serbest bırakıldıktan sonra işgale karşı intifadanın başlaması sebebiyle 1989'da yedinci kez tutuklanarak dokuz ay zindanda tutuldu. 1992'de sekizinci kez tutuklanarak idarî tutuklu sıfatıyla yani hakkında herhangi bir dava dosyası düzenlenmeksizin 13 ay zindanda tutuldu.

1993 Oslo İlkeler Anlaşması'na ve 1994 Kahire Anlaşması'na dayalı olarak Filistin özerk yönetiminin kurulmasına, Ahmed Seadât'ın yaşadığı bölgenin de daha sonra imzalanan anlaşmalara binaen bu yönetimin kontrolüne geçmesine rağmen onun hapis işkenceleri yine bitmedi. Çünkü bu kez özerk yönetim tarafından tutuklanıp zindana atılma dönemi başlamış oldu. Bu yönetim tarafından birincisi Aralık 1995'te, ikincisi Ocak 1996'da, üçüncüsü de Mart 1996'da olmak üzere üç kez tutuklanıp hapse atıldı.

Kısacası Türkiye'de birileri makam koltuklarını bir türlü bırakamazken sekiz kere gidip dokuz kere dönerlerken Filistin'deki direniş önderleri tekrar tekrar zindanlara atılmalarına rağmen mücadele konusundaki kararlılıklarından bir şey kaybetmiyorlardı.

İşgalciler Ahmed Seadât'ın sadece kendisini tutuklamakla yetinmeyerek eşi Abla Seadât'ı da tutukladılar. Kardeşi Muhammed Seadât'ı ise vahşi bir cinayetle öldürdüler.

FHKC Liderliği

Ahmed Seadât'ın zindan hayatının dışarıda geçen zamanlarından daha fazla olmasına rağmen yine de içinde bulunduğu harekette aktif rol oynadı. Bu gayretinden dolayı da 1981'deki kongresinde FHKC'nin Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. 1993'te o hapisteyken düzenlenen kongrede Merkez Komite'ye yeniden seçildi. 2000'de de Siyasi Büro (yaygın tabirle Politbüro) üyeliğine seçildi.

Siyonistlerin FHKC'nin lideri Ebu Ali Mustafa'yı 27 Ağustos 2001 tarihinde el-Bire'deki bürosuna iki adet füze fırlatarak öldürmeleri üzerine hareketin liderliğine Ahmed Seadât seçildi. Fakat hareketin askeri kanadı Ebu Ali Mustafa'nın intikamını almakta kararlıydı ve bu amaçla düzenlediği eylemde işgalci siyonist devlete ağır darbe vurdu. Çünkü intikam eyleminde, her tarafta sözlü terör estiren, Filistinlilerin tümünün sökülüp atılmaları gerektiğini söyleyen, kısaca aşırı siyonist ve saldırgan görüşleriyle öne çıkan Turizm bakanı Rabaham Zwi hedef alınmıştı. Böylece Filistinliler de her tarafta tehdit savuran, tüm Filistinlileri rencide eden bir dikenli dilden kurtulmuş oldular.

İşgalcilere Ağır Darbe

Bakan Zwi'nin öldürülmesi işgalci siyonist devletin bayağı ağırına gitti. En başta bu olayla işgalci devletin en üst düzeydeki yetkililerini bile korumaktan aciz olduğu ortaya çıktı. Böyle bir şey ise siyonist devletin en önemli sorunu olan güvenlik sorununun daha bir çözümsüzleşmesi anlamına geliyordu.

İkinci olarak seçim son derece itinalı bir şekilde yapılmış ve adeta hedef on ikiden vurulmuştu. Çünkü sürekli Filistinlileri tehdit eden, her yerde sözlü terör estiren bir bakan tasfiye edilmiş oldu. Bu, benzer şovlar yapmaya kalkışacak olanlar için de gözdağıydı. Böylece siyonist devlet zaman zaman vitrine çıkarabileceği benzer tehditçilere can güvenliği sağlamaktan aciz kalabileceğini, dolayısıyla bu tür tehdit-şovcular bulmakta zorlanacağını düşündü.

Üçüncü olarak Filistinli direniş önderlerini tasfiye amacıyla yürüttüğü ve nokta vuruşu adını verdiği operasyonların karşılıksız kalmadığını, bu tür cinayetlerin kendisine de ağır bir maliyetinin olduğunu bir kez daha gördü. Dolayısıyla siyonist terörün prestiji olarak öne çıkardığı bu cinayetleri kazanç hanesine yazacak yere güvenlik sorununun daha da çetrefil hale gelmesi sebebiyle kayıp hanesine yazma zorunluluğu hâsıl oldu.

Uluslar arası Gözetimde Zindan

Bütün bu sebeplerden dolayı siyonist devlet ağır bir yara almış olmanın sıkıntısıyla yüksek sesle çığlıklar atmaya ve emperyalizmin kendisine el uzatması için imdat çağrıları yapmaya başladı. Amacı ise kendisine darbe vuranların cezalandırılmasını sağlamaktı. Siyonist devletin hayatını sürdürmesi için ona kuruluşundan buyana sürekli sahip çıkan baba güçler derhal devreye girerek onun imdat çağrılarına karşılık verdiklerini gösterdiler. ABD ve İngiltere devreye girip Filistin özerk yönetimini sıkıştırarak başta FHKC'nin lideri Ahmed Seadât olmak üzere Zwi'nin öldürülmesinden sorumlu tutulan kişilerin tutuklanıp zindana atılmasını istedi. İşgal devleti bu kadarla yetinmeyip tutuklama ve zindana atma işlemine gözcülük yapmalarını da istedi. Bunun üzerine ABD ve İngiltere askerler göndererek özerk yönetimin kendisinden isteneni yerine getirmesi için gözcülük yaptırdı. İşgalci devlet bu kadarıyla da mutmain olmadı. Ahmed Seadât ve ekibinin gizlice serbest bırakılabileceği ihtimaline binaen onların tutulacakları Eriha hapishanesinin kapısında sürekli gözlemci gardiyan bulundurmalarını istedi. ABD ve İngiltere onun bu isteğini de yerine getirdi ve Eriha hapishanesinin kapısına sırf onları gözetlemeleri, kaçmalarını ya da gizlice serbest bırakılmalarını engellemeleri için gardiyanlar dikti. Ne kadar ilginçtir ki bu gardiyanlara da "uluslar arası gözlemciler" sıfatı verildi.

İlginç olan bir şey de 1993'te ve sonrasında imzalanan anlaşmalarda garantör olarak bulunan ABD'nin bu anlaşmaların gereği gibi uygulanması için herhangi bir gözlemci bulundurmazken, sırf Ahmed Seadât ile ekibinin hapisten kaçmalarını veya kaçırılmalarını engellemek amacıyla işgalci siyonist devletin talebi doğrultusunda "uluslar arası gözlemci (?)" yani uluslar arası eşkıya bulundurmasıydı.

HAMAS'ın Zaferiyle Gelen Endişe

Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS) Ebu Ali Mustafa'nın öldürülmesine şiddetle tepki gösterdiği ve onun intikamı için düzenlenen eylemlere destek verdiği gibi FHKC'nin ondan sonraki lideri Ahmed Seadât'ın özerk yönetim tarafından tutuklanmasına da başından itibaren karşı çıkmıştır. Bu sebeple onun yönetimi devralmasından sonra, zaten 25 Ocak 2006 seçimlerinde halkın oylarıyla milletvekili seçilen Ahmed Seadât'ı serbest bırakacağı tahmin ediliyordu. Ayrıca HAMAS'ın Filistin'de bir uluslar arası ittifak cephesi oluşturma amacıyla yürüttüğü faaliyetlere FHKC destek vermişti. Dolayısıyla bu işbirliğinin yönetimin devralınmasından sonra Eriha hapishanesine de yansıyacağı, ABD ile İngiltere'nin gönderdiği sözde "uluslar arası gözlemciler"in bir itibarlarının olmayacağı açıktı. İşgal devletinin bugün (14 Mart 2006 Salı sabahı) Eriha hapishanesine düzenlediği eşkıya baskınının sebeplerinden biri işte bu yöndeki endişelerdi. Çünkü o Zwi gibi bir uzun dilliyi tasfiye edenlerin veya onun tasfiye edilmesine yeşil ışık yakanların serbest bırakıldıklarını görmek istemiyordu.

Siyonizmin Propaganda Metodu

Siyonist yönetimin baskındaki ikinci önemli gayesi ise propagandadır. Bilindiği üzere bu sıralarda İsrail işgal devleti bir seçim döneminin sonlarına gelmiş bulunuyor. Siyonist politikacılar bu sıralarda aralarında bayağı çekişmeli durumdalar. Likud Partisi Şaron'un liderliği kaybetmesinden sonra ikiye bölündü ve içinden Kadima adlı yeni bir parti çıktı. Bu arada mevcut iktidarın özellikle güvenlik sorununu çözmede başarısız kalması sebebiyle oy tabanında İşçi Partisi'ne doğru da bir kayma olduğu gözlemleniyor. Bazılarının görüşlerine göre seçimlerden İşçi Partisi birinci çıkabilir, bazılarına göre ise birinci çıkmasa da onun ortak olmayacağı hükümetin kurulması zor olabilir.

Bütün bu şartlarda Şaron'un siyasi mirasına konma niyetindeki başbakan vekili Ehud Olmert özellikle radikal kesimin oyunu çekmek amacıyla bir atak yapmaya ihtiyaç duyuyordu. Siyonist güçlerin propaganda metotları arasında büyük mitingler düzenlemek yer almaz. Güvenlik sorunu sebebiyle bu konuda kendilerini rahat hissedemeyeceklerini düşünüyorlar. Parti afişlerini ve pankartlarını yollara ve meydanlara asmak da öncelikli araç olarak görülmez. Onlar için asıl önemli olan siyonist şiddetin vahşi yüzünü ortaya çıkarmaktır. Bu konuda partiler arasında bir fark da yoktur. Örneğin İşçi Partisi daha önce iktidarı elden çıkarmamak amacıyla çoğu kadın ve çocuk 108 kişinin öldürüldüğü Kana katliamını gerçekleştirmişti.

Olmert de Eriha hapishanesi baskınını Filistin topraklarına yerleştirilen göçmen yahudi toplumun oylarını çekmek amacıyla değerlendirmek istemiştir.

"Uluslar arası Gözlemciler"e Bakın!

ABD ve İngiltere, Eriha hapishanesi çevresinde bulundurdukları gözlemcilerini güvenlik sorunlarının ortaya çıkması sebebiyle bu sabah baskın öncesinde çektiklerini açıkladılar. Oysa yapılan, işgalcilerin baskın planlarını rahatça gerçekleştirebilmeleri için onlara yolları açmaktan başka bir şey değildi. Normalde onların taşıdıkları "uluslar arası gözlemci" sıfatı gereği dışarıdan içeriye baskın düzenlenmesini de önlemeleri gerekiyordu. Ama her şey önceden birlikte planlanmış ve şartlar oluşturulmuştu. Önce işgalcilerin herhangi bir zorlukla karşılaşmadan baskın düzenleyebilmeleri için şartları oluşturmuş sonra da kendileri aradan çekilerek meydanı onlara bırakmışlardı.

Filistinli güvenlik görevlileri önce biraz direnerek baskıncıların içeri girmelerini önlemek istediler. Ama onların yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. İşgalciler yerden tanklarla havadan da helikopterlerle kuşatma gerçekleştirmişlerdi. Bir güvenlik görevlisini de kasten öldürerek diğerlerine gözdağı vermeye çalıştılar. Sonra tüm güvenlik görevlilerini iç çamaşırları dâhil üstlerindeki bütün giysilerini çıkararak teslim olmaya zorladılar.

Esir Alınan Ahmed Seadât Değil İnsanlığın Onurudur

Zindandaki direnişçiler önce mücadele ederek teslim olmamak için şartları son raddesine kadar zorladılar. Ama yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. İşgalci saldırganlar tutukluları teslim olmaya zorlamak için rasgele üstlerine ateş ediyor yaralanıp yere düşenlere herhangi bir müdahalede bulunmalarını engelliyorlardı. Bu yüzden bazı direnişçiler kan kaybından hayatlarını kaybettiler.

Alınan son haberlere göre Ahmed Seadât ve arkadaşları teslim olmaya zorlandıktan sonra eşkıya operasyonu sona erdi. Unutmamak gerekir ki bu eşkıya baskınında esir alınanlar Ahmed Seadât, arkadaşları ve Eriha hapishanesi tutukluları değil insanlığın onurudur. Oradaki insanların böyle bir eşkıyalık karşısında yalnız bırakılmaları ve siyonist vahşete teslim olma seçeneğiyle karşı karşıya kalmaları tüm insanlık adına bir utanç vesilesidir.

HAMAS: "Ahmed Seadât Bizim Onurumuzdur"

İşgalci korsanların Eriha hapishanesine baskın düzenlemeleri üzerine ilk harekete geçen HAMAS oldu. Halka çağrı yaparak hapishane çevresine toplanmalarını ve tepki göstermelerini istedi. Ayrıca tüm Filistin'de geniş çaplı protesto eylemleri düzenlenmesi çağrıları yaptı. Bu arada başbakan adayı İsmail Heniye diplomatik irtibatlar kurarak baskının durdurulması için müdahale çağrıları yaptı. Ama ne yazık ki siyonist korsanlık karşısında dilini yutan çağdaş güçler herhangi bir müdahalede bulunmak bir yana açıklama yapmaktan bile çekindiler.

HAMAS işgalcilerin operasyonları sonrasında yaptığı açıklamada Ahmed Seadât'ın Filistin direnişinin sembol isimlerinden olduğunu vurgulayarak onun davasına sahip çıkılacağını, ona ve arkadaşlarına herhangi bir zarar verilmesi durumunda buna oldukça sert karşılıklar verileceğini bildirdi.

HAMAS'ın askeri kanadı İzzettin Kassam Birlikleri tarafından yapılan açıklamada da siyonist düşmanın Eriha baskınıyla çizgiyi iyice aştığına dikkat çekerek bunun karşılıksız kalmayacağını hatırlattı.

Bu arada HAMAS öncülüğünde Gazze'de muhtelif protesto eylemleri de düzenlendi.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ahmet Varol'in Son 10 Yazısı
   'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
   Filistin’de Yaşananlar Yine Saptırılıyor
   İsrail, İran’a saldırabilir mi?
   Şeytanın askerleri görevde
   60. yıl etkinlikleri
   Büyük Felaketin Altmışıncı Yılı
   Lübnan olayları üzerine
   İşgalcinin azgınlığı
   Haçlılık damarları kabardı
   Kısa Notlarla
   Kosova'nın Bağımsızlığı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.