Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Bugünün ve Geleceğin Kurtuluş İdeolojisi olarak İslamcılık
Perşembe, 11 Mayıs 2006 - (19:25)
Nazif Deveci

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Müslümanlar ve bütün insanlık için…

Zenginliğine, sayısına, üzerinde bulunduğu coğrafyanın merkezi konumuna, muazzam tarihi ve medeniyet geçmişine rağmen, dünyaya bir perspektif kazandıracak hemen bütün imkanlardan mahrum veya dışlanmış, karar mekanizmalarının uzağında, çok az tanınan ve tanındığı kadarıyla da çoğunluktan olumsuz bir imaja sahip bir dünyadan bahsediyoruz. İslam dünyası, bir buçuk milyarı aşkın nüfusuyla, dünyanın doğal kaynaklar bakımından en zengin coğrafyasında, yeryüzü küresinin merkezinde, son iki yüzyılı hariç muazzam hatıralar ve her bakımdan muhteşem zaferlerle dolu on dört asırlık bir tarihi geçmişin, zelil ve sefil mirasçılarıdır bugün Müslümanlar. Bu böyledir, fakat eksik ve bencilce bir anlatıma sahip tek yönlü bir öyküdür aynı zamanda.

Allah katında tek din ve bütün insanlık için kurtuluş vesilesi olan İslam, uzun bir süredir, adı Müslüman olan insanların babalarından, atalarından devir aldıkları bir tür milli dine, inanca dönüştürülmüş bulunmaktadır. Müslümanların kimliklerinin temel yapıcısı, fillerinin itici gücü değildir ama. Kendilerini tarif ettikleri, bazı durumlarda ise ötekine, yabancıya, düşmana karşı kimlikler edindikleri amorf bir zeminin adıdır. Bir kurtuluş ideolojisi olarak İslamcılık bu noktada ortaya çıkmış, Müslümanlar için olan biteni izah edici ve direniş için yollar gösterici bir çerçeve de oluşturmuştur şüphesiz. Ancak İslamcılığın artık en geniş manasıyla ve bütün çağrışımlarıyla –tarihi, modern anlamda milli, kültürel- İslam’da durarak siyaset yapmanın ötesine geçme zamanı gelmiştir. Geçen azırların mağlubiyet, zillet, sefalet ve çöküntüsünün oluşturduğu hamuleyi atmak ve gerçekten Öz’e dönmek zorundadır. Öz’e yani İslam’a, yani bütün insanlık için felah vadeden ve kurtuluşu gösteren mesaja… Bu çoğunlukla yanlış anlaşılan ve günümüz Müslümanlarının ideallerinin cisimleştiği on dört asır öncesinin Medine’si değildir, Medine’yi yapan iradeyi doğuran iman ve ruha dönüştür…

Mesajın özü tevhid, ahlak ve rahmettir; hedefi kalb ve beyin; tezahürü ise merhamet ve vicdandır. Muhatabı ise köken itibarıyla Müslümanlar da olmak üzere bütün insanlıktır. Müslüman ise bunu bilen, buna inanan, buna teslim olan, insanlara ulaştırmak için cehd eden insandır. Dostuna, akrabasına, kavmine, hatta düşmanına, yani istisnasız bütün insanlığa. Allah Kur’an’da, ”Ya eyyühen nas!” diyerek seslenir, hiç ayrımsız ve istisnasız: ”Ya eyyühen nas!”

Bugün ise Müslümanların düşmanları var; gerçekten şedit, merhametsiz, zalim ve kafir. Yüzyıllardır olanlar, halen olup bitenler, olacağı gözükenler, Müslümanların tabii olarak bazı şeyleri öncelemelerini getiriyor. Ancak belki de asıl kayıp burada başlıyor, öncelediklerimizi öncelerken geride bıraktıklarımızdır asıl kayıplarımız ve sonra da hengamenin içinde unuttuğumuz…

Düşmanlarımız var diye geriye ittiklerimizdir bizi biz, Müslüman’ı Müslüman yapan. Her ne durumda ve hangi şartlar altında olursa olsun bir kenara bırakılamaz, geriye itilemez, ötelenemez olanlardır bunlar. Merhamet, düşmanına bile; fikretmek, özellikle fikir yoksununa karşı; sekinet, modern dünyanın dağdağasına karşı…

Tablo karanlıktır ve gidişata bakıldığında daha da kararacak gibi görünmektedir. Manzara gerçekten kötüdür. Evet! Gün geçtikçe kötüleşmektedir. Evet! Yakın gelecekte bu zilletten kurtulma umudu da gözükmemektedir. Evet! Ve bugünün meselesi de değildir, Müslümanlar için son iki yüzyılın tamamını kaplayan bir hikayedir bu ve acıyla, kanla, zulümle, işgalle yazılmıştır. Ona da evet!

Müslüman, buna rağmen ve bu tablodan dolayı, bir şeklide pratik olarak yapması gerekenlerden geri durmadan, zihnen ve kalben bir adım, beş adım geri çekilmeyi ve durup düşünmeyi başarmak zorundadır. Kendisi için, İslam ümmeti için ve bütün insanlık için… Hatta dünyanın ve evrenin bile insanlığın azgınlığı tarafından tehdit edildiği bir zamanda kainat için de bunu yapmak zorundadır.

İslamcılık, Müslümanlar ve insanlık için bunu yapabilir, yapmak zorundadır. Bugünün mükellefiyeti durmak, düşünmek, olabildiğince serinkanlı ve etraflıca fikretmektir. Kendin vazgeçilmez ve nesnel olarak tanınabilir kılmak amacıyla, sabırla büyümek, çalışmak, yaratmak, yollar bulmak ve harekete geçmek için yapmalıdır bunu.

Müslüman, öncelikle insanlığın tarihini bilmek zorundadır. Tarihte biricik olmadığını, bir sürekliliğin, evrensel boyutlardaki bir akşın parçası olduğunu yeniden fehmetmesi için gereklidir bu. Olan bitenlerin ve başına gelenlerin sadece kendisinin başına gelmediğini, olayların dünyanın kuruluşundan beri aynı minval üzere gerçekleştiğini anlamak, bunu değiştirmenin yolunun geçmiş ümmetlerinkinden farklı olmadığını, imkan ve araçlarının da kendisinde bulunduğunu bilmek için gereklidir bu. Özelde ise on dört asırlık İslam tarihini, geçmiş ile bugün içinde bulunulan durumun arasındaki mesafeyi anlamak , ihtişamdan zillet ve sefalete götüren sebepleri yeniden ve etraflıca kavramak için elzemdir.

Onun içindir ki, Müslümanların bugünkü durumuyla ilgili her öykü tek yönlüdür ve bencillere yakışan bir anlatıma sahiptir. Çok fazla kendi üzerine kapanmış, kendi yaralarına yoğunlaşmış, kendi acısı dışında da acıların olduğu, günaşırı zulümlerin icra edildiği, kendisinin de mağdur ve mazlumlar kervanının bir parçası olduğunu unutmaktadır.

Daha önce kendileri için düşman, komşu, tüccar veya seyyah olarak tanıdık bir sima olan Avrupalı ile, 19. yüzyılda savaş meydanlarında art arda gelen yenilgilerle ve işgallerle sonuçlanan karşılaşmalarından sonra, Müslümanların bir kısmı tarafından hala sorulan aynı soruyu sormuşlardı kendilerine: Biz hak olan dine mensup olan Allah’ın sevgili kulları iken, nasıl oluyor da kafir Frenk karşısında hep yeniliyoruz? Son iki yüzyıllık Batılılaşma ve modernleşme tarihimizi bu soruya verdiğimiz cevaplar biçimlendirdi. Fakat cevaplarımız ve bunlardan yola çıkarak geliştirdiğimiz çözümler derdimize derman olmadı. Her seferinde biraz daha geriye, aşağıya düştüğümüzü gördük, görüyoruz. Cevaplarımızı her seferinde yeniden formüle ettik ve bir süre sonra yeniden aynı ihtiyaç doğdu. Bu arada olan olmaya gittiğini gördük. Sürece direndik olmadı, yanında yürüyelim dedik olmadı, dışına çıkalım dediğimizde o da olmadı. Halen tuttuğumuz yolların bizi nereye çıkaracağını da bilmiyoruz. Koşarken sorulan sorulardı bizimkiler ve o anda bulduğumuz cevaplardı cevaplarımız. Her seferinde mesafe kısaldı, eli yüzü düzgün cevaplar yetiştirme imkanımız olmadı, cevaplarımız kişiselleşti ve kendi içimize döndük. Artık Müslümanlar olarak bizi bile bağlamıyor cevaplarımız.

Müslümanlar dışında insanlığa sunacağımız bir şeyimiz var mı? Elimizde, dilimizde, kalbimizde ve beynimizde? İslam diye sunduğumuzla, adı Müslüman olanları bile iknadan uzak iken, değil ki dışarıdakini, düşmanımızı ikna edebilelim. Şimdi yine bir cevap aradığımız bir dönemdeyiz. Ancak bu kez koşmaya bile mecalimiz kalmamış gibi görünüyor. Fakat bu durum aynı zamanda yeni imkanlar da verebilir bize. Yapıp ettiklerimize devam ederek, ama telaşa kapılmadan ve en azından zihnen yeni ve kapsamlı bir değerlendirme yapabilmenin yollarını bulabiliriz.

Günah keçileri yoktur! Soyut ve teorik yabancıyı, ötekini, batılıyı, başımıza gelenlerin sorumlusunu aramaktan vazgeçerek başlayabiliriz söz gelimi. İnsanı kötülüğe sevkeden iblis değildir, yaratılışındaki iblis’in kendisine yaklaşabilmesine fırsat ve imkan veren fücurdur. Kişi iblis’e kendi arzusuyla, heva ve hevesinin teşvikiyle uyar, yoksa onun ardından zorla götürülmez. İnsana karşı suç ve zulüm işleyen insandır. Sözün özü, biz kendimize ederiz. Batı şüphesiz düşmandır ve insani ölçülerde muazzam bir güce sahiptir. Ona karşı direnmek için elden ve dilden gelenin yapılmasından geri durmak tabii ki düşünülemez. Ama bu insanın kendisine düşeni ihmal etmesini getirmemeli. Müslüman’a düşen, savaşırken de, çalışırken de Müslüman kalmaktır. Yani ahlakın belirlediği zeminde, vicdanın emrettiği yönde…

Dünyada mevcut durumun bir Medeniyetler Çatışması olduğunu söylemek, bunu formüle edenlerin tuzağına düşmektir. Hayır, olan biten medeniyetler veya dinler arasında vuku bulan bir savaş değildir. İslam bu savaşın taraflarından biri, hatta ortaya konduğu şekilde başlıca tarafı hiç değildir. Bu savaş büyük bir oranda Müslümanlara karşı veriliyor olabilir ve mağdurların hemen tamamı da Müslümanlar olabilir. Bunun böyle olması dahi savaşın tabiatını değiştirmiyor. Bir iç savaştır bu. İnsanlığın ve hatta evrenin sınırlarına kadar yayılan ve bugüne kadar insanlık tarafından oluşturulan kavramlar dahil hemen er şeyin ucuna varan medeniyetin içinde gerçekleşen bir iç savaştır. İnsanlığın içinde ve üzerinde verilen bu savaş bir uçurumun kıyısında verilmektedir ve ötesi dipsiz bir boşluktur.

Bugün yaşadığımız, adem’den beri bütün insanlığın her gün ve her an yaşadığı bir savaşın, hak ile batılın savaşıdır bu. İslam bu savaşın diğer tarafıdır. Medeniyetler savaşının değil, insanlık için verilen savaşın tarafı. Müslümanlar ise bu savaşta, İslam ile yeniden hemhal olma uğraşında olanların adıdır, geçmişte ve bugün de aynıdır.

Medeniyetler çatışması, her ne kadar öncelikle Müslümanları hedef alıyorsa da, bütün insanlığa kurulmuş bir tuzaktır. İnsanlığa kurulmuş bir tuzaktır, çünkü insanlığın şer karşısındaki tek sığınma melcei , her zaman direnen tek odağı İslam’ı hedef almaktadır. Çünkü İslam bütün insanlık için felah ve kurtuluşa götüren yegane yoldur ve bu insanlığın tarihi ile yaşıttır.

Müslüman, İslam’ın sadece Müslümanlar için değil, bugün kendisine vuranlar da dahil olmak üzere bütün insanlık için kurtuluş olduğunu ortaya koymanın yollarını bulmak zorundadır. İslam’ı bir tür milli inanç olarak anlamak ve Müslümanların çoğunlukla yaptığı gibi bu şekilde sunmak, öncelikle İslam’a yapılabilecek en büyük zulümdür. Müslümanların uzun bir süredir saplanıp kaldıkları, İslam’ı kendilerine ait ve mensup oldukları bir din olarak sunmak, “sadece veya esas olarak kendimize ait olana kafa yormamız gerektiği” gibi bir büyük yanlışa kapı açmış durumda.

İslam, babalardan veya atalardan devir alınan bir milli kimlik ve inanç değildir. Dolayısıyla Müslüman, İslam’ı öne sürerek, ne kadar acil ve can yakıcı olursa olsun sadece kendi meselelerine kafa yoramaz, kendi acılarına yoğunlaşamaz. Hele İslam’ı korumak haddine bile düşmez. Din’in sahibi değildir çünkü, dinin müntesibidir, mükellefidir. Onu, düşmanı da dahil olmak üzere bütün insanlığa, en yakınındakinden başlayarak tebliğ etmekle yükümlüdür.

İslamcılık, bütün insanlık için durup düşünmenin, İslam’a giden yolları açmanın, bu yollarda birikmiş olabilecek cürufatı temizlemenin ve insanlık için İslam’dan hareketle tevhid, adalet, fikretme, vicdan ve merhametin egemen olduğu bir dünyanın kurulması için çalışmanın, cehdin adı olabilir. Olmalıdır…

Özgün İrade

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Nazif Deveci'in Diğer Yazıları
   Tarih ve Tarih Felsefesiz Olmaz mı?
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.