İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=308
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Cumartesi, 24 Eylül 2005 - (09:21)

Blair'in Bush'la İttifakı Bombalandı

“Eğer sizler bizim şehirlerimizi bombalarsanız,” diyordu Usama bin Ladin son zamanlardaki bir video kaydında, “biz de sizinkileri bombalarız.” Britanya başbakanı Tony Blair'in Başkan Bush'un “teröre karşı savaşı”na ve Irak'ı işgaline katılmaya karar vermesinden bu yana Britanya'nın bir hedef olacağı açıktı. Onların söylediği gibi, uyarılmıştık. G-8 zirvesi önceden açıkça Saldırı Günü olarak seçilmişti.

Blair'in bize “onlar hiçbir zaman bizim değer verdiklerimiz şeyleri yok etmeyi başaramayacaklar” demesinin bir yararı yok. Onlar “bizim değer verdiğimiz şeyleri” yok etmeye çalışmıyorlar. Onlar Blair'i Irak'tan geri çekilmeye, Birleşik Devletler'le ittifakına ve Bush'un Ortadoğu'daki politikalarına olan bağlılığına son vermeye zorlamak için kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Avustralyalılar Bali'de acı çekerken, İspanya da Bush'a destek vermenin bedelini ödedi – ve İspanya'nın sonrasında Irak'tan geri çekilmesi Madrid bombalamalarının amacına ulaştığını kanıtladı.

Blair'in dünkü bombalamalara “barbarca” – ki öyledir – diye tanımlaması kolay, fakat 2003'de Anglo-Amerikan ittifakının Irak'ı işgal etmesiyle meydana gelen sivil ölümleri, çocukların misket bombaları tarafından parçalanması, suçsuz Iraklıların Amerikan askeri kontrol noktalarında vurulması neydi? Onlar öldüklerinde “tali zarar”; “biz” öldüğümüzde “barbarca terörizm” oluyor.

Eğer Irak'ta isyanla mücadele ediyorsak, isyanın bir gün bize de sıçramayacağına nasıl inanıyoruz? Kesin olan bir şey var: Blair, eğer, Irak'ta “terörizmle mücadele ederek” Britanya'yı daha etkili biçimde koruyacağımıza gerçekten inanıyorsa, bu argüman artık geçerli değil.

Bombalamaları, dünya Britanya üzerine yoğunlaşırken, G-8 zirvesiyle ayna zamana denk getirmek bir deha belirtisi olmasa gerek. Bir başkenti patlayıcılarla kapatmak ve yurttaşlarını katletmek üzere Bush ve Blair'in bir kez daha el sıkışacağı zamanı beklemek için bir doktora derecesine sahibi olmanıza gerek yok. G-8 zirvesi o kadar önceden duyuruldu ki, bombacılara hazırlık yapmaları için gereken bütün zaman verildi. Dün gördüğümüz türden koordineli bir saldırı sistemini planlamak haftalar alır; bu saldırıların Olimpiyat kararıyla çakışmak üzere zamanlandığı şeklindeki aptalca fanteziyi de unutabiliriz. Bin Ladin ve taraftarları böyle bir operasyonu, Fransa'nın Oyunlara ev sahipliği yapma çabasında başarısız kalması ihtimaline dayandırarak düzenlemezler. El Kaide futbol oynamaz.

Hayır, bu işin aylar alması gerekir: Güvenli evler bulmak, patlayıcılar hazırlamak, hedefleri belirlemek, güvenliği garantilemek, bombacıları seçmek, iletişimi planlamak gibi işlerin aylarca sürmesi gerekir.

Koordinasyon ve gelişkin planlama – ve masumların yaşamlarına karşı olağanlaşan büyük bir kayıtsızlık – El-Kaide'nin özellikleridir.

Dün – G-8'in açılışı sırasında – güvenlik servislerimizin tamamen başarısız oldukları gerçeğini üzerine kafa yoralım. Bunlar, ortada hiçbir kitle imha silahı yokken Irak'ta kitle imha silahları bulunduğunu iddia eden istihbarat “uzmanları”yla aynı kişilerdir. Aynı istihbarat servisleri, Londralıları öldürmek için aylar süren gizli bir planı açığa çıkarmak konusunda tamamen başarısız oldular.

Trenler, uçaklar, otobüsler, metrolar. Ulaşımın, El-Kaide'nin fesat sanatlarının ilmi olduğu görülüyor. Hiç kimse işe gidip gelen üç milyon Londralıyı arayamaz. Kimse önüne çıkan her turisti durduramaz.

Sonra uzun zamandır bu kabusu bekleyen Britanyalı Müslümanlar meselesi geliyor. Şimdilerde, Müslümanlarımız olağan şüpheli haline geliyor: Koyu renk gözleri olan kadın veya erkek, sakallı adam, başörtülü kadın, üzüntüden yanağından gözyaşları süzülen oğlan, ırkçı süistimale maruz kaldığını söyleyen kız.

11 Eylül'de Atlantik'ten geçerken – uçağım Birleşik Devletler hava sahasını kapattığı için İrlanda'dan dönmüştü – uçak görevlisiyle birlikte belki şüpheli yolcuları tespit edebiliriz diye kabinleri nasıl turladığımı hatırlıyorum. Tabii ki, koyu renk gözleri veya uzun sakalları olan veya bana “düşmanlık”la bakan tamamen masum bir düzine erkek buldum. Ve beklendiği gibi, sadece birkaç saniye içerisinde, bin Ladin nazik, liberal, dost canlısı Robert'i Arap-karşıtı bir ırkçıya dönüştürmüştü.

Ve bu, dünkü bombalamalarla amaçlanan şeyin bir parçasıydı: Blair'in öfkelendiğini iddia ettiği ırkçılık türünü cesaretlendirmek için Britanyalı Müslümanları Müslüman-olmayan Britanyalılardan (gelin Hıristiyan sözcüğünü kullanmayalım) ayırmak.

Fakat işte sorun burada. Britanya'nın düşmanlarının “bizim değer verdiğimiz şeyleri” yok etmek istediği iddia etmeye devam etmek ırkçılığı körüklüyor; burada karşı karşı bulunduğumuz şey, Blair'in bizi içine hapsettiği “teröre karşı savaş”ın sonucu olarak Londra'ya yapılan özel, doğrudan ve merkezi bir saldırı. Birleşik Devletler'deki başkanlık seçimlerinden hemen önce, bin Ladin soruyordu: “Biz neden İsveç'e saldırmıyoruz?” İsveç şanslı. Orada Usama bin Ladin yok. Ve Tony Blair de yok.

(Londra'da yayınlanan The Independent gazetesi)