Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Amerikan eliti dindar Müslümanlara nasıl bakıyor?
Pazartesi, 29 Mayıs 2006 - (21:56)
Ali H. Aslan

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Soğuk Savaş sonrasında Kemalizm’in yeniden yorumlanmasında fayda olabileceğini düşünenler arttı. Ancak gelişen demokrasi dindarlara beklenenden fazla nüfuz kazandırmaya başlayınca, 28 Şubat sürecinde yumuşakça frene basıldı. İçten ve dıştan tüm frenleme gayretlerine rağmen dindarların yükselişi durdurulamayınca pragmatikçe ‘belki de onlarla iş tutabiliriz’ diyenler oldu.


Geçen pazartesi akşamı düşünce kuruluşu Brookings’de Güler Sabancı’nın onuruna verilen özel bir yemekteyiz. ABD’nin Türkiye uzmanlarının çoğu bir arada.

Sabancı’nın masasında dört eski Ankara büyükelçisi birden var: Morton Abramowitz, Marc Grossman, Mark Parris ve Eric Edelman. Ben ise Türkiye konularıyla birinci dereceden ilgilenmese de, önemli bir araştırmacının yanında oturuyorum. Danıştay saldırısı ile ilgili kanaatini merak ediyorum. Tereddütsüz ‘İslamcı fanatikler yapmış’ diyor.

Haydi Amerikan ve diğer Batı medyasında yapılan yanıltıcı yayınlardan etkilendiğini düşünüp bu zatı mazur görelim. Ya ertesi gün Sakıp Sabancı anısına yaptığı özenle hazırlanmış konuşmasında katili ‘dindar fanatik’ diye nitelendiren koca Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz’e ne demeli? Adamın dinle diyanetle çok alakası olmadığını, bazı aşırı milliyetçi ve katı devletçi şahıs ve gruplarla (en azından sosyal) bağlantılarını ortaya çıkaran yeni bulguları Pentagon’un eski ikinci adamı Wolfowitz nasıl atlayabiliyordu?

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin olanları Washington’a en objektif şekilde aktarmaya çalıştığına eminim. Öyleyse, Amerika’nın Sesi radyosu (VOA) ABD’nin resmî görüşlerini yansıtan 25 Mayıs tarihli yorumunda ‘İslami ekstremist’ ifadesini niye kullanıyordu?

Bir kısım Batılı elitin İslam ile fanatizm ve şiddet kelimeleri her bir araya geldiğinde adeta meselenin üzerine atlaması acaba nedendir? Danıştay saldırısında çuvallayan Batı basını ve Wolfowitz gibi seçkinler, Türkiye’deki muhafazakâr ve dindar demokratları hem yerel hem global çapta daha fazla baskı altına almayı hedefleyen kanlı psikolojik savaşın etkisinde kalmaya niçin bu kadar meyilliler? Haydi yanlış yönlendirildiler, neden hâlâ hatalarını görüp düzeltmiyorlar?

Kanaatimce, bu soruların cevabı büyük oranda Batı’da 11 Eylül’den sonra iyice provoke olan İslam’a karşı önyargılarda yatıyor. Aydınlanma tohumunun çocukları olan Batı elitinin çoğunluğu laikçidir ve zaten dinin her türünden çekinir. Amerika’dakiler Avrupa’ya nazaran daha dindar ya da dine daha saygılı bir laiklik anlayışına sahip olsalar da, netice çok farklı değil. Hele konu İslam ise... İşin enteresan yanı, kendi ülkelerindeki laikçilere karşı aralarında dayanışmaya çalışan Batılı dindar elit bile genelde İslam’a ve dindar Müslümanlara karşı onlarınkine benzeyen refleksler gösteriyor. Mesela Türkiye’de faaliyet gösteren bazı misyoner gruplar, laikliği İslam düşmanlığı olarak anlayan Türk sivil toplum örgütlerine maddi manevi destek sağlamakta. Çoğu dindar Batılı İslam’ı dinlerine, dindar olmayan Batılılar ise dünyalarına, yani laik yaşam biçimlerine tehdit olarak görüyor.

Gelelim Washington’daki siyasi elite. Geçenlerde oldukça etkili bir düşünce kuruluşunun organizesiyle Türk-Amerikan ilişkileri kapalı devre müzakere ediliyordu. Türkiye’de görev yapmamış ama oldukça etkili bir emekli büyükelçi, Washington’un AK Parti’ye karşı laiklerle daha fazla işbirliği yapmasını ve onları güçlerini birleştirmeye teşvik etmesini önerdi. Söz alıp itiraz ettim. ‘Zaten şimdiye kadar Türkiye’de çoğunluğu muhafazakâr olan geniş halk kesimlerini mağdur eden baskıcı laik eski elite çok yakın göründüğünüz için imaj kaybına uğradınız. Değişen Türkiye’de yükselen yeni trendleri artık kabullenip hesaba katmanızda fayda var.’ dedim. Tespitime Türkiye konularında çalışmış eski bir Pentagon yetkilisi de katıldı.

Washington’daki siyasi elit uzun süre Türk demokrasisi için ‘laik olsun da çamurdan olsun’ anlayışını benimsemişti. Kemalizm’in en baskıcı yorumlarıyla bile fazla problemleri yoktu. Soğuk Savaş sonrasında Kemalizm’in yeniden yorumlanmasında fayda olabileceğini düşünenler arttı. Ancak gelişen demokrasi dindarlara beklenenden fazla nüfuz kazandırmaya başlayınca, 28 Şubat sürecinde yumuşakça frene basıldı. İçten ve dıştan tüm frenleme gayretlerine rağmen dindarların yükselişi durdurulamayınca pragmatikçe ‘belki de onlarla iş tutabiliriz’ diyenler oldu. 1 Mart tezkeresinin reddi, Amerikan siyasi elitinin daha dindar nevzuhur Türk elitine yakınlaşma gayretine en büyük darbeyi vurdu. Demokrasiden dönüş arzu edilmese de, genelde İslam coğrafyası, özelde Türkiye’de dindar Müslümanların sosyal, ekonomik ve siyasi yükselişinin muayyen bir kontrol altına alınması, Washington’da çok kafa yorulan konulardan. Sadece ‘İslamcı’ ve radikalleri değil, tüm dindar Müslümanları potansiyel problem görenler hiç de az değil. Bu nedenle, mesela Alevilerin Sünnilere oranla laik Batı değerlerine daha yatkın olduğu tipinde propagandalar prim yapabiliyor. Fazla dinî kaygısı olmayan milliyetçi Kürt hareketlerine sempati duyulabiliyor.

Sözün özü, Batılı ve Amerikalı elitin önemli bir kısmının Müslümanları fanatik gösteren haberlere sorgusuz sualsiz iman etmesinin altında İslam korkusu ve cehaletle beslenen laik ve dinî önyargılar yatıyor. Keşke dindar Müslümanlar da Batılılar da dinin ve laikliğin radikal yorumlarına karşı aslında birbirlerine ne kadar muhtaç olduklarını anlayabilse...

Zaman Gazetesi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ali H. Aslan'in Diğer Yazıları
   Dinlemesini bilmek
   Stratejik suskunluk ve Şemdinli
   Neocon-Musevi ittifakının gazabı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.