Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Batı için İsrail sütten çıkmış ak kaşık
Pazartesi, 14 Ağustos 2006 - (15:28)
Azmi Bişara

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İsrail-Hizbullah çekişmesi, Batı-Doğu ayrımını bir kez daha yüzeye çıkardı. BM kararından Lübnanlı ve İsraili sivillerin ölümüne verdiği taraflı tepkilere kadar, Batı soruna İsrail'in gözünden bakıyor: Sanki direnişin meşru bir temeli, İsrail'in de hiçbir suçu yokmuş gibi...


Gazeteci: Bugün 12 İsrail askerinin ölmesinin planlarınız üzerindeki etkisi nedir? İsrail ordu sözcüsü:

12 İsrailli katledildi. Gazeteci: Siz buna katliam diyorsunuz ancak onlar asker ve bu bir savaş. Sözcü: Aksine bu bir katliam. Çünkü bombalar İsrail vatandaşlarını hedef aldı ve askerler tesadüfen öldürüldü. Gazeteci: Fakat siz de Kana ve başka kentlerde katliam yaptınız.

Sözcü: Hayır Kana'da katliam yapılmadı. Bombardımanın hedefi Hizbullah savaşçılarıydı fakat tesadüfen siviller hedef oldu.

Bir gazeteciyi mesleğini bırakmaya ikna edebilecek bu boş sözler bir 'acayiplikler ülkesi'nden değil, Hizbullah saldırısında 12 İsrail askerinin ölmesi sonrası bir Arap kanalının İsrail ordusunun genç sözcüsüyle yaptığı söyleşiden alıntı. Sözcü, askerlerin savaş sırasında öldürülmesini katliam diye niteliyor; Lübnan yerleşim birimlerine çevrilmiş uçakların bombardımanıyla her gün ailelerin öldürülmesiyse katliam diye isimlendirilmeyi hak etmiyor. Bu katliamlar, 'üzüntü verici hatalar' veya 'teröre karşı savaş'ın alçaltıcı diliyle 'tali hasar' diye adlandırılıyor.

Yukarıdaki diyalog çerçevesinde, İsrail saldırılarından korunmak için ülkelerindeki Filistin mülteci kamplarına sığınan güney Lübnanlıların görüntüsü birçok boş sahneden birine dönüşüyor. İsrail kendisini kurban gibi sunuyor, Hizbullah asıl fail olarak görülüyor, asıl suçlu kurbanlaştırılıyor. Israrla 'İsrail parlamentosu' diye adlandırılan savaş sirkinin, yani savaş dansı yapan bir kabilenin demokratik olduğu söyleniyor; savaş davulları çalan, askeri orkestra ritmiyle stüdyo ve matbaada yürüyüş yapan tabura da çoksesli İsrail medyası deniliyor.

17 yılda 20 İsrailli sivil öldü

'Teröre karşı savaş'ın abesliği, terörün öldürdüğünden kat kat fazla insanı öldürmesi. Ve bugün teröre karşı savaşı yürütenler, savaş kavramına uzak, aslında barış içinde yaşamak isteyen 'kültürler' olarak adlandırılıyor. Terör devletlerinin liderleri teröristler gibi gizlenerek yaşayamıyor. Konuşmalarını da teröristlerin yaptığı gibi kasetlere kaydedip gönderemiyorlar. 'Terör' terimi, 'öteki'ne karşı başka bir kültürün, yani zayıfa karşı güçlünün eline verilmiş bir silah...

İsrail'in sorunu, yıllardır işgale direnen Hizbullah'ın İsrailli sivilleri hedef almaması. İsrail'in Lübnan'dan çekildiği 2000'e kadar geçen 17 yıl boyunca, toplam 20 İsrailli sivil öldürülürken İsrail binlerce Lübnanlı sivili öldürdü. Hatta şu son savaşta öldürülen İsrailliler arasında askerlerin oranı yüzde 60'ın üzerindeyken, ölen Hizbullah savaşçılarının oranı öldürülen 1000 sivil içinde yüzde 20'yi geçmez. Evlerinden olan 1 milyon Lübnanlı da cabası. Bu kişilerin çoğu İsrail'in yıkım şöleni bittikten sonra dönecek bir köy ve belde bulamayacak. İsrail örneğindeki devlet terörü planlanmamış bir sonuç değil, aksine kasıtlı yapılmış şiddet. Zaten, sivillerin hedef alınması veya zehirlenmesi, İsrail ordusunda kuşaktan kuşağa geçmiş bir askeri doktrin...

İsrailli yetkililer bu savaş boyunca yaptıkları resmi açıklamalar dışındaki tüm demeçlerinde, Hizbullah füzelerinin atıldığı her Lübnan köyünün yerle bir edilmesi, elektrik trafolarının vurulması, altyapı tesislerinin hedef alınması, Lübnan'ın yeniden karanlık çağa, 20 yıl geriye götürülmesi gerektiğinden dem vuruyor.

BM bile Batı'yı üstün görüyor

Kültürler çatışması söylemi, ABD ve Fransa'nın ateşkes sağlanmasına yönelik BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu karar tasarısı metninde de kendini gösterdi. Siyasi bir tutum almaktan kaçınan tasarı, İsrail'in Hizbullah füzelerinin tehdidi altında olduğunu ve dolayısıyla saldırılarını durdurması için önce Hizbullah'ın İsrail kentlerine yönelik füze saldırılarını durdurması gerektiği mantığından hareket ediyor; aslında İsrail'in Lübnan tehdidi altında olduğunu savunuyordu.

Lübnan'ın kapsamlı yıkımıysa, tasarıya göre 'tartışmalı bir mesele'. Çekişmenin iki İsrail askerinin esir alınmasıyla başladığı ve İsrail'in bunu savaş sebebine dönüştürme hakkına sahip olduğu kabul ediliyor. Bu yüzden de savaşın durması askerlerin şartsız salıverilmesine bağlanıyor. Karar bu noktada mantığını yitiriyor ve İsrail'in savaş gerekçesini onaylıyor; dolayısıyla, iki askerin kurtarılması karşılığı binlerce kişinin öldürülmesini ve 1milyonunun sürülmesini de...

Bu durum bir kültürün ötekine 'üstünlüğü'nü ortaya koyuyor. Hizbullah'ın silahının elinden alınması kararı hayata geçirilecek. Bu yüzden de, kararın başlangıcı ve sonu İsrail menşeli. Yani metni ortaya koyan ülkeler İsrail'le aynı kavramlardan hareket ediyor. Bu kültürel müşterekliğin amacı, İsrail'in askeri başarısızlıklarını telafi etmek ve direnişin toprak üzerindeki kazanımlarının siyasi kazanımlara dönüşmesini engellemek.

Bu noktada Arap halklarının Lübnan'daki direnişe hayranlıkları ve onu bir kazanım olarak görmeleri üzerinde durabiliriz. Araplar Hizbullah'a hayran. Çünkü onlara göre İsrail'le savaşabilen Hizbullah, Arapların kendilerine güvenini yerine getirdi. Artık herkes biliyor ki, diğer Araplar da geri kalmışlıktan kurtulup iradeyle silahlanırsa aynı şeyi başarabilir.

Hizbullah'ı tutmak Doğu işi

Batı'da ve İsrail'deyse, Hizbullah'ın sevilmesinin akıldışı bir Doğu işi, 'karanlık' ve yabancı bir kültürün sonucu olduğu savunuluyor. Bu ısrarı sürdürüp, Hizbullah'ın başarıya ulaşma hakkını boşa çıkarmaya çalışacaklar. Batılı politikacılar, kültürler çatışması yaşandığını ispatlamakta ısrar edecek. Direniş modeline hayran kalan Araplar da buna muhalefet edeceği için, Batı'ya karşı düşmanlık artacak. Batı ölçütlerine göre değerlendirdiğimizde, Hizbullah siyasi kazanımlarından men edilmeli. İsrailli kurbanlar, bütün Batı medeniyetinin kurbanlarıymış gibi sınıflandırılıyor.

Hizbullah İsrail'le barış aramıyor; ideolojik olarak Filistinli çiftçi, şair ve âlimlerden oluşan mültecilerin İsrail'in kurulduğu Nekba (kasırga) yılından bu yana anlattığı Filistin'in tarihi hikâyesinin zemini üzerinde duruyor. Bu yüzden durum 'birlikte yaşamak ve diyalog üretmek' için uygun değil. Hizbullah, Filistin Kurtuluş Örgütü gibi diyalog söylemine kapı açmıyor. Sürekli direnişle yaşıyor. Bu durum, hiçbir Doğulu, Müslüman veya Arap faşistin beklemediği bir hareket.

(Londra'da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesi, İsrail parlamentosunda Arap milletvekili, 10 Ağustos 2006)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Azmi Bişara'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.