Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Terörize edilen, İslâm'ın ifade hürriyetidir
Cumartesi, 13 Ağustos 2005 - (16:34)
Sardar Demirel

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İnsanlığın karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri, akıl emniyetinin olmamasıdır. Tarihin hiçbir döneminde "akıl" bu denli bir kontrol altına girmemişti. Gücü ellerinde tutanlar, özellikle de siyasi meselelerde; kitleleri medya sihirbazı ile yönlendirmekte muktedirler. Medya hangi fotoğrafı gösterirse, hangi görüntüleri sunarsa, 'doğru' odur, onun haricinde 'doğru' arayanlar, komplo teorisiyle iştigal eden hainlerdir. Bu yüzden bağımsız küçük bir medya topluluğunun haricinde "medyanın gücü"nden değil, "gücün medyası"ndan söz edebiliriz.
Bu bağlamda Avrupa kıtasındaki bombalama eylemlerine sözü getirmek istiyorum. Olayın ele alıncak birçok boyutu var şüphesiz. Ama bunlar arasından önemli gördüğüm bir hususa dikkatleri çekmek istiyorum.
Terör bahane edilerek; Müslümanların dini düşüncelerini ifade etme hürriyetleri ellerinden alınıyor, İslâm kendini anlatamaz hale getiriliyor. Bunu da sağlayan en büyük güç, güçlerin medyasıdır.
Medya ve onun arkasındaki güçler tarafından terör dalgasıyla korkutulan Batı insanı çaresiz hale getiriliyor, emniyet bunalımına düşen insanların hınçları, Müslümanlara karşı bilenerek yönlendiriliyor. Bununla; bombaların patlamadığını ve zavallı insanların hayatlarını kaybetmediklerini söylemiyoruz tabii. Ancak patlayan her bombayla zihinler biraz daha iğfal ediliyor. "Panik" psikolojisinin hâkim olduğu bir akıl sağlıklı düşünemez, devlet büyüklerinin (!) dayattığı çözümlere çaresiz teslim olur.
Paniğe kapılan sadece Batılı insan değildir. Genelde Müslümanlar ve özelde de Batı'da yaşayan Müslümanlar, herkesten daha fazla paniğe kapılmıştır..
Müslümanların panik havasında alelacele reaksiyoner tavırlar geliştirmeleri, savunma dürtüleriyle özür dileyici tavırlar sergilemeleri hayra alâmet değildir. İngiltere'de mukîm 500 imamın Londra bombalamaları özelinden yola çıkarak terörün İslâm fıkhında "haram" olduğu fetvasını alelacele deklare etmeleri, böylesi bir panik psikolojisinin ürettiği reaksiyoner tavırdır.
Aynı imam kadrosunun, bu beyanatlarına rağmen İngiltere'de terörize edilmeleri, kimsenin gündemine gelmiyor. Avrupa Birliği ülkelerinde başını Fransa ve Hollanda'nın çektiği ve şimdilerde de bir imparatorluk geleneğine sahip ülke olan İngiltere'ye sıçrama istidatı taşıyan vahim bir hâdise var:
Terörle mücadele adına camî imamları, kanaat önderleri ve dâvetçi kimlikleriyle öne çıkmış Avrupalı Müslümanların dini yaşama hakları sınırlandırılıyor ve dini düşüncelerini ifade hürriyetleri, sözüm ona "hür düşüncenin beşiği"nde yasaklanabiliyor.
Bunların Batı hayat tarzının çıkmazlarına getirdikleri ilmî eleştiriler, öne sürdükleri alternatif yaklaşımlar, teröre ideolojik destek sunuyor gerekçesiyle yasaklanıyor. O coğrafyanın düşünce namusu olan fikir adamlarından Robert Fisk, yazarlığını yaptığı The Independent gazetesinde, Londra bombalamalarının sebeplerini analiz ederken, Batı'nın içine düştüğü çifte standartı çok sert kınamıştı.
Buna benzer bir çıkışı da Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone yapacaktı. Batılı oldukları için onların yaptıkları açıklamalar, yazdıkları analizler, terörü desteklemek manasına gelmiyor. Ancak aynı tarz bir yaklaşımı bir Müslüman kanaat önderi yaptığında eleştiriliyor, teröre; "ama, lakin, ancak" diyerek dolaylı yönden destek verdiği iddiasıyla lanetlenebiliyor.
Artık Batı'daki Müslümanların meçhül mekanlarda(!) sorgulanmaya alınmaları ya da sınır dışı edilmeleri vakây-ı âdiyeden olmuştur. Beyaz derili olmamak, Ortadoğu aksanıyla konuşmak bir kişinin hayatının tehlikede olması için yeterlidir. Danimarka'da bir radyo istasyonunun Müslümanları katletmeye çağırması, daha farklı çılgınlıkların kapıda olduğunun işaretidir.
Eğer özgürlükler âşığı bir kıta halkı, birkaç bombalama hâdisesiyle asırlık hak ve hukuk kazanımlarından bu kadar çabuk vazgeçecekse, emniyet gerekçesiyle hukukun başına çuval geçirilmesini çok da sorun etmeyecekse, dünyayı büyük felâketler bekliyor demektir. Zira o coğrafyanın derin sistemleri, halklarının razı olmayacakları köklü hukuk değişimlerini, deniz aşırı sömürge stratejilerini, oluşturacakları sanal korkularla sağlayacaklardır.
Bu bağlamda Amerika'da, Irak'a saldırı öncesi, sürekli olarak ülkenin karşı karşıya kaldığı tehdit derecesi düzeyini ifade etmek üzere daha doğrusu halkı paniğe sevketmek için sarı seviyeden en üst seviyedeki KIRMIZI alarmın bir alt seviyesi olan Turuncu alarma geçildiğini, renklerin bir aşağı bir yukarı nasıl çekildiğini ve bunu bütün dünya kanallarının flash haber olarak nasıl verdiklerini hatırlayabiliriz. Bağdat düştükten sonra alarm renklerinin değişmemesi birçok şeyi anlatmaya kâfidir.
İslâm'a karşı kışkırtılan nefretlerin doğal sonucu olarak Batı insanının Müslümanlara karşı önyargıları katmerleşiyor, vicdanlar sağduyusunu yitiriyor. Bunun sonucu olarak da Müslümanların dinlerini özgürce anlatma hakları tehdit algısı yanılsamasıyla ellerinden alınıyor.
Bu son derece tehlikeli bir gelişmedir. Müslümanlar dikkatli, detaylı, olayların künhüne vâkıf, küllî analizlere muhtaçtır.
Her patlayan bombadan sonra panik havasında alelacele kesilen ahkamlar, meseleye çözüm üretemediği gibi, sorunu daha fazla muammaya dönüştürmektedir. Zira "İslâm teröre izin vermez" cümlesinin çok fazla tekerrürü, Batı insanının zihninde "İslâm ve terör" olarak yer ediyor. Bunun bir adım sonrası medyanın sunduğu görüntüler yardımıyla "İslâm teröre izin verir" yanılsamasıdır.
Akıl emniyeti, İslâm dininin hava ve su kadar muhtaç olduğu hususlardandır. Bu da önemli ölçüde düşüncenin özgürlük alanıyla ilişkilidir. İslâm dininin temiz vicdanlarda kabul görebilmesi için, medyanın şeytanlaştırma tasallutundan kurtulması gerekmektedir. Her ne olursa olsun dini ifade hürriyetinden taviz verilemez, verilmemelidir.
Kim bir suç işlemişse onun cezası verilir. Onlarca insanın yaptıkları bahane edilerek, bir buçuk milyar cezalandırılamaz.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Sardar Demirel'in Diğer Yazıları
   İran merkezli tehlikeli gelişmeler
   İslam Gettolara Sığmaz
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.