Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Londra Belediye Başkanının Konuşması
17 Mart 2005 (18:50)
Fehmi Hüveydi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone'nun İngiliz "The Guardian" gazetesinde yayımlanan, Sharon ve İsrail politikalarıyla ilgili makalesi, üst düzeyde bir düşünce dürüstlüğüne ve nezihliğine imza atmıştır. Makale aynı zamanda, kimi Arap entellektüellerin deforme oluşlarını ve teslimiyetçiliklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Belediye Başkanı, 4 Mart günü yayımlanan makalesinde, cesurca meydan okuyarak siyonist projenin ve İsrail politikasının barbarlığına dikkatleri çekmeyi, İsrail Başbakanı Ariel Sharon'un üst düzeyde "savaş suçlusu" olması itibariyle gerçek yüzünü ortaya koymayı tercih etmiştir.


Ken Livingstone, etkileyici makalesinde şunları söylüyor: İsrail devletinin kuruluşu ve toprak sahasını genişletmesi ve Filistin halkına karşı etnik soykırımı terör üzere inşa edilmiştir. Binlerce Filistinli üzerinde asırlarca yaşadığı kendi topraklarından güç kullanılarak çıkartılmıştır. İsrail devleti henüz kurulmadan önce Irgun ve Stern çetelerinin yaptıkları ve daha sonra kurulan İsrail devletinin uygulamaları, Bosna halkına karşı güç ve terör kullanarak onları kendi topraklarından çıkaran Sırp lider Radowan Karadziç'in uygulamalarıyla aynıdır. Şu an iş başında bulunan İsrail hükümeti, Sırp lider Karadziç'in politikalarını aynen uygulamaya devam etmektedir. İsrail hükümeti Filistinlilerin sahip oldukları toprakları müsadere ederek bu topraklar üzerinde İsrail sömürüsünü kurmaya çalışmaktadır. Filistin topraklarından güç kullanarak çıkarttığı Filistinli mültecilerin geri dönmesini kabul etmemektedir. Arap komşularına karşı zaman zaman askeri saldırılarda bulunmaktadır. Makalesinde sadece bu eleştirilerle yetinmeyen Londra Belediye başkanı daha sonra sözlerine şöyle devam ederek, Ariel Sharon'un "savaş suçlusu" olduğunu, işlediği suçların cezasını çekmek için Başbakanlık koltuğuna değil, hapishaneye gönderilmesi gerektiğini savunuyor.

İsrail Kahin komisyonu onu mahkum ederek Sabra ve Şatilla katliamının sorumluluğunu doğrudan ona yüklemiştir. Sharon, Filistinlilere karşı hâlâ organizeli terör saldırılarını sürdürmektedir. İki taraf arasında süren çatışmada öldürülen Filistinli sayısı, öldürülen İsrailli sayısının üç katından daha fazladır. Aynı şekilde İsrail hapishanelerinde yatan Filistinli sayısı yedi binden daha fazladır.

Ken Livingstone, sözlerini şöyle sürdürüyor, "Aynı şekilde İsrail hükümeti, Avrupa'daki dini ve etnik ayrımla ilgili tamamen gerçekten uzak tabloları yaymayı sürdürüyor. Bununla kamuoyununu, bu ayrımcılığın Yahudilere karşı çok tehlikeli boyuta ulaştığına ikna etmeye çalışıyor. Bu çok büyük bir safsatadır. Tam tersine bugün Avrupa'da bu tür ayrımcılığa maruz kalanlar, siyahiler, Asyalılar ve Müslümanlar'dır. Ne var ki, İsrail hükümeti yirmi yıldan bu yana, İsrail'in politikalarını eleştiren herkesi, anti-semitizm karşıtı olarak göstermeye gayreti içerisindedir. Realite ise bunun tam aksinedir... Yahudilerin Nazi zulmüne maruz kalışlarını mahkum etmek için uygulanan insani kriterler, yönetime gelen tüm İsrail hükümetlerinin takip ettiği politikalar üzerine de uygulanması gereken kriterlerdir. Çünkü etnik temizlik ve ırk ayrımcılığı politikaları ahlaki olmayan politikalardır. Bu tür ahlâki olmayan politikalar tüm dünyada nefret ve şiddete sebep olmaktadır. Bunlara sessiz kalmak sadece bir hata değildir. Bilakis, Londra vatandaşının etkilenmesine neden olan bu tehdidi gözardı etmektir."

Londra Belediye Başkanının sözleri, etkiliciliğinin ve dikkat çekiciliğinin yanı sıra bu sözleri "The Guardian" gazetesinde yayımlaması da aynı ölçüde dikkati çekici ve şaşırtıcı bir durumdu. Gazete, bu sözleri yayımlamakla kalmadı, daha da ileri giderek bu makaleyi bir sonraki gün başka makalelerle yorumladı ve birinci sayfadan okuyucularına sundu. Sonra da makale üzerine yapılan yorumları yayımlayarak bunlara geniş yer verdi. Gazete yine bu konuyla bağlantılı olarak ertesi gün üç Yahudi'nin yorumunu yayımladı. Yorumcular, Ken Livingstone'un görüşlerini desteklediklerini, cesaretine ve güvenirliğine saygı duyduklarını ifade ettiler. Yorumculardan genç bir bayan olan Deborah Maccoby -Filistinliler için adaleti ve adil bir barışı savunan İngiliz Yahudi topluluğu üyesi- İsrail'in Filistinlilerle hayali barış görüşmeleri gölgesinde imzaladığı zulüm anlaşmasının işgali kalıcı hale getirdiğini ve işgalin kapsamının genişlemesini sağladığını söyledi. Aynı şekilde İsrail'in toprak üzerindeki politikalarının Filistin topraklarının parçalanmasını ve nüfusunu savunmasız hale getirerek dilediği vakit kontrol etmeyi hedeflediğini belirterek bu tür politikaların dünya barışını tehdit ettiğini açıkladı. Zira bu tür politikalar, büyük ölçüde kızgınlık ve şiddet yayar.

İnsan bu sözleri okuyunca iki kez hayret ediyor. Birincisi bu sözleri toplumda önemli bir yeri ve ağırlığı olan bir İngiliz tarafından dile getirilmesi ve İngiliz kamuoyu üzerinde büyük etkisinin varlığı inkar edilemeyen "The Guardian" gibi bir gazetenin önemli bir sayfasında bu sözleri yayımlamasıdır. İkincisi ise, Arap dünyasında olanları ve özellikle de kimi siyasi ve entellektüellerin söyledikleri ve yazdıkları okunduğu zamandır. The Guardian gazetesinin yayımladığı bu sözlerin, Ariel Sharon'un bölgesel barışı yerleştirecek "barış adamı" olarak takdim edildiği bir döneme denk gelmesi de ilginçtir. Sharon için "barış adamı" sıfatını ABD başkanı Bush uygun görmüştü. Oysa ABD Başkanı Bush'un, Arap kanlarıyla lekelenmiş siyah yüzlü Sharon'un sicilinden habersiz olması mümkün değildir. Üzücüdür ki, kimi Arap liderler de, o adam için bu sıfatı kullanmaya başladılar bile.. Oysa bu Arap liderler, Sharon'un arka planını ve sabıkalarını çok iyi bilmektedirler. Sharon en hafif nitelemeye göre bir "savaş suçlusu"dur. Nitekim bunu da "The Guardian" gazetesinde yayımlanan makalesiyle, Londra belediye başkanı cesurca ifade etmiştir.

Şimdi Sharon Telaviv'de önde gelen Arap yetkilileri kabul ediyor. Sharon'un Şermu'ş Şeyh konferansına katılması memnuniyetle karşılanıyor. Tunus'ta yapılacak olan uluslararası bir toplantıya katılması için resmi misafir olarak davet ediliyor. Sharon'un temsilcilerine gelince Arap ülkelerinin büyük çoğunluğunda gizli ve aşikar olarak dolaşıyor. Durum sadece bunlardan ibaret değil. Dahası bir çok Arap gazetelerinde o adamın resmini taşıyan yazılar var. Bu yazılar, onun sicilindeki çirkinlikleri örtmeye, ellerindeki Arap kan lekelerini silmeye çalışıyor. Bu gazetelerden biri "eş -Şarku'l Evsat" tır. Bu gazetenin önde gelen yazarlarından biri 27 Şubat 2005 sayılı nüshasında Sharon'la olan anılarını yayımladı. Sharon'u " yumuşak ve zarif " biri şeklinde niteledi ve hayvanat bahçesinde ay ışığı altında onunla nasıl bir akşam yemeği yediğini yazdı.Yazar Sharon'la birlikte yediği bir başka kahvaltıyı vasfetti. Bu sıcak buluşma esnasında akşam yemeği üzerine rivayet ettiği hikayeleri aktarıyor.Bunlardan bir tanesi, Mısır'da bulunmasından dolayı rahatsız olan annesine telefon açması, annesinin korkusunu gidermesi, annesinin korkması için bir her hangi bir durumun olmadığını, karşılıklı uzlaşı ve barış ortamı içerisinde olduklarını anlatmasıdır.

Büyük yazarın Sharon için çizdiği bu resmi, "The Guardian" gazetesinin 05/03/2005 tarihinde sıradan bir İngiliz vatandaşı olan Deborah Maccoby'e ait mektubun yanına koyduğumda (Londra Belediye başkanının söyledikleriyle kıyaslamak için imkan yok), birinci resimde pazarlananın sahteliğiyle İngiliz vatandaşına ait mektubun kaydettiği gerçek arasındaki fark beni hayrete düşürdü. Sıradan bir vatandaşın ne ölçüde masum ve pak olduğunu, büyük entellektüelin ise, hesaplarının karmaşıklığı ve menfaatlerinin çeşitliliği sebebiyle gerçekler üzerinde keyfi davranışının üstün geldiğini anladım.

Dikkatimi çeken bir başka fark vardır, o da, "The Guardian" gazetesinin 04/03/2005 tarihinde Londra belediye başkanının, İsrail'in suçlarına ve Sharon'un işlediği vahşetlere güçlü bir biçimde dikkatleri çektiği ve bunları ortaya koyduğu gün, "eş-Şarku'l Evsat" gazetesi birinci sayfasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın üç arabın hazırladığı ve üzerine üçbin imza topladıkları "Evrensel Terör Bildirisi" raporunu teslim aldığını yayımladı. Bu rapor, Güvenlik Konseyini ve Birleşmiş Milletleri, uluslararası bir mahkeme kurmaya ve Müslüman din alimlerinden "kan dökücü fakihler" diye niteledikleri kimseleri yargılamaya davet ediyordu. Zira böylesi din alimleri sivillerin öldürülmesi ve terör eylemlerini destekleyici fetvalar veriyorlardı. Eş -Şarku'l Evsat gazetesine göre bu rapor Müslüman Alimler Birliği başkanı Şeyh Yusuf Kardavi'yi ve Tunus İslâmi Uyanış Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi'yi ilgilendiriyordu.

Fark sadece iki konuşma arasındaki zamanlama ve iki görüş arasındaki çelişki değildi. Aynı zamanda bu Arap entelektüel grubu Şeyh Yusuf Kardavi'nin imajını kötü göstermek için büyük çaba sarf etmişlerdi. Yusuf Kardavi, birkaç ay önce Londra Beledye başkanını misafiri olarak İngiltere'ye gittiğinde Belediye başkanı onu överek İngiltere'ye girişini engellemek isteyen siyonist baskılara karşı onu savunmuştu. Kardavi'nin ülkeye girişinin engellenmeye çalışılması ise söz konusu bildirideki suçlama sebebiyleydi.

Aynı zamanda bildirinin kan dökücü fakih ve terör destekçisi olması itibariyle yargılanmasını talep ettiği Raşid el-Gannuşi ise yıllardan beri mülteci olarak Londra'da İngiltere güvenlik birimlerinin gözetimi altıda yaşamakta ve kendisine son derece saygılı davranılmaktaydı. Eğer terörle ve kan dökmeyle alakası olsaydı diğerleri gibi o da terörü teşviki ve öne çıkarmadan dolayı gözaltına alınırdı. Bizim bu bildiri hakkında en son söyleyebileceğimiz şey, bir grup entellektüelin hazırladığı komplo demekten başka bir şey yoktur. Onlardan bazılarının isimlerinin yayımlanması kendileri için kirli çamaşırlarının ortaya dökülmesiydi. Çünkü biz onları okuduklarımızla tanıyoruz, buna göre ise, onlar İsrail ve Amerikan dostlarıdır ya da İslam'a ve Müslümanlar'a karşı içten kin besleyen insanlardır. Londra Belediye başkanının makalesi bunların kirli çamaşırlarını ortaya dökmüştür, her şeyi açık bir biçimde ortaya koymuştur. Kimin nerede nasıl yer aldığını, vicdanlı kişilerin kimden yana tavır aldıklarını göstermiştir. Bu ümmet için hiçbir zaman iyilik temenni etmeyen bozguncu ve desisecilerin çabalarının gözler önüne sermiştir.

Onlar hakka karşı tuzak kuruyorlar. Fakat bizim hesap etmediğimiz bir yerden uzanan Allah'ın tedbirleri vardır. Allah tuzak kuranların en iyisidir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Fehmi Hüveydi'in Diğer Yazıları
   Batı yine radikal grupları besliyor
   Irak’ta iç savaş kapısı sonuna kadar açık!
   Gazze'den çekilme fitnesi
   Laiklerle İslâmcılar Uzlaşabilir mi?
   İran'da ironi ve sürpriz bir aradaydı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.