Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Bir Türk Öldür ve Dinlen
Pazartesi, 26 Eylül 2005 - (11:58)
Amira Hass

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

“Acele etme!” anlamına gelen popüler İsrail deyimi “bir Türk öldür ve dinlen”, sadece muğlâk bir politik doğruluğun ifadesi değildir. Aynı zamanda bir Yahudi fıkrasının orta kısmıdır. Fakat sadece orta kısmı. Bu deyimin İsrail'de, özgün Yahudi anekdotunun ruhunu çarpıtan ayrı bir tezahürü vardır.

İşte eski ülkeden Yidce* konuşan bir babanın İsrail doğumlu kızına anlattığı hikâye: Yahudi bir anne, Çar'ın ordusuna alınan ve 1877'de Türkiye'ye karşı savaşmaya giden oğluna veda etmektedir. Elbette ki oğlunun sıhhati konusunda çok endişelidir. Sırt çantasını hazırlarken ona şöyle der: “Bak, cepheye gittiğinde, bir Türk öldür ve dinlen. Bir Türk öldür ve dinlen.”

“Fakat anne” diye karşılık verir oğul, “ben dinlenirken, Türk beni öldürürse ne olacak?”

“Ulu Tanrım” der anne dehşete kapılarak, “Türk'ün seninle ne alıp veremediği var?”

Aynı Yahudi annenin görüşünün günümüzdeki yansıması geçtiğimiz haftasonu İsrail medyasında yer alan raporlarda bulunabilir. Geçen Perşembe Gazze Şeridinin Morag mevkiinde kendi yaşlarında üç İsrail askerini öldüren üç genç Filistinli'ye İsrail Savunma Güçleri'nin komutanları ve sözcüleri tarafından yapıştırılan “teröristler” yaftası sorgusuz sualsiz benimsendi.

“Teröristler”, meşruluğun eksikliğini doğrulayan olumsuz bir etikettir. Bu nedenle, geniş kitlelere ulaşan günlük gazete Yedioth Ahronoth'un dilinde bu üç kişi basit bir biçimde savaşta öldürülmedi fakat aşağı bir türe yakışır şekilde “yok edildiler”.

İsrail medyasının, Filistinli savaşçılar ile kendilerini bir lokantada sivillerin arasında havaya uçuranları birbirinden ayırma konusundaki dilbilimsel yetersizliği yaygın bir İsrail bakışını gösterir: Hepsi bize karşı hareket ediyor, onlara bir sebep verdiğimiz için değil, fakat öldürücü tavırları kökleşmiş olduğu için. Zulümleri onların özlerinin, karakterlerinin, kültürlerinin bir parçasıdır.

Yahudi anne, İsrailli görüntüsü içinde, İsrailli komutanların teröristlerin “sivil halkı alay edercesine kullandıkları” ve halkın içinde saklanıp oradan eylem yaptıkları yolundaki açıklamalarını yineler. Bu sebeple, İsrail Savunma Güçleri'nin rutin bir şekilde, çocuklara, yaşlılara ve kadınlara zarar verme pahasına da olsa, aranan adamları öldürmek için sivil mahallelerin kalbine roket atmasına ve onları bombalamasına izin verilir.

Bu açıklamalar, silahlı Filistinlilerin de tıpkı sivil bir mahalledeki evlerine dönen İsrailli komutanlar gibi – evlerin bombalanması, yüzlerce evin harap edilmesi, on binlerce zeytin ağacının kökünden sökülmesi ve binlerce dönümün istimlâk edilmesi emirlerini verenler– aynı şekilde ailelerinin arasında yaşadığını unutuyor. Açıklamayı yapanlar, ordu kamplarının ve ileri karakolların yerleşimlerin – kesinlikle sivil mahallelerin – yanında veya içinde yer aldığını unutuyor.

Khan Younis, Rafah, Dir al Balah, El Bireh ve Hebron'da yüzlerce sivil Filistinli, Gush Katif, Netzarim, Kfar Darom, Psagot ve eski Hebron'un sivil halkının yoğun olarak yaşadığı bölgelere yerleştirilen askerlerin açtığı ateş sonucu öldürüldü. Bir hafta önce, 22 Eylül'de, Khan Younis'li 10 yaşında bir kız çocuğu, 7 Eylül'de sınıfta sırasında otururken, Gush Katif'deki güçlerimizin açtığı ateşle oluşan yaralar sebebiyle öldü.

Yahudi annenin kadın torunları haklı olarak şöyle diyecektir: ordu için olmasa bile, Filistinliler yerleşimcileri her gün öldüreceklerdi. Dikkatlerinden kaçan, yerleşim teşebbüsünün en başından beri bir güvenlik faaliyeti olarak açıklanmasıdır. Başka bir deyişle, gizli veya açık politik hedefi sınırlarımızın genişletilmesi olan İsrail askeri-güvenlik düşüncesinin bir parçasıdır.

Zaman içinde, yerleşimlerin bazı nedenleri sivil halkın arasında kökleşti veya kutsallık kisvesi altında gizlendi veya mülk mantığıyla üstü örtüldü. Fakat asıl sebep değişmedi: Yerleşimler, Filistin halkını toprağından mahrum eden askeri işgal rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır.

Qassam roketlerinin Sderot kasabasına atılması ve Haifa ve Be'er Sheva'daki ölüm saçan intihar saldırıları, kabul etmek üzere olduğumuz tezi ispatlıyor: Filistinliler, yerleşimlerden bağımsız olarak bize karşılar. Şu bir gerçek ki İsrailli sivillerin ve Yeşil Hat** içinde intihar saldırılarında öldürülenlerin sayısı, Filistinlilerin açtığı ateş sonucu bu topraklarda öldürülen askerlerin ve sivillerin sayısından fazladır. Fakat burada unutulan nokta, intihar saldırılarından ve Qassam'lardan önce binlerce İsrail kurşunu ve bombasının sivil Filistin halkının arasında ölüm ve yıkım saçmış olduğudur.

Şu anki intifada'nın başlangıcı olan 28 Eylül 2000'i takip eden haftada İsrail Savunma Güçleri ve polis, İsrailli Arap vatandaşların da dâhil olduğu göstericilere ve taş atanlara karşı ölümcül ateşli silahlar kullanmakta gecikmediler. Böylece ateşi söndürmek yerine körüklediler.

Bu gerçeklerden söz edilmesi Filistinlilerin mücadele yöntemini haklılaştırmak anlamına gelmez. Durumumuzu Rusya ve Türkiye arasındakiyle karşılaştırmak anlamına da gelmez. Yine de iki imparatorluk arasındaki savaşla kıyaslandığında İsrail ve Filistinliler arasındaki ilişkide hiçbir simetri yok. Sivil bir halka zarar vermek her işgalci ordunun ayrılmaz bir parçasıdır. İsrail tarafı son 37 yıl boyunca olası her türlü şiddet ve zulüm ile Yeşil Hat'ı geçen taraftır.


* Yidce: Alman İbranicesi

** Birleşmiş Milletler kararı ile İsrail olarak nitelenen topraklar, Filistin'in büyük bölümünü kapsar ve Batı Kudüs'ü de içine alır. İsrail, Doğu Kudüs'ü de bu bölgeye ilhak etmiştir ve bu bölgenin etrafına çizdiği sınırı Yeşil Hat olarak adlandırır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Amira Hass'in Diğer Yazıları
   Filistin'de iç savaş İsrail'i de tehdit eder
   Eleştiriyi Savuşturmak İçin Yahudi Soykırımını Kullanmak
   Kontrol noktalarının yanı başında yaşamak
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.