Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Esnek Güç ve Ümmet
Çarşamba, 08 Haziran 2005 - (09:28)
Ercan Sancar

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Güç, kavram ve mana itibariyle çok eski bir tarihe sahiptir. Öyle ki, Batı'da Aristo, Eflatun, Socrat, Machiavelli, Hobes, Montesquieu ve binlerce yazar, felsefeci ve analizcinin konusu olup anlamaya ve de anlatmaya çalışa gelmişlerdir. Doğuda ise Kautilya, Lao Tzu, Konfüçyüs'ün Gücü tanıtmayla   ilgili çalışmaları olmuştur.

        Herkesin ihtiyaç duyduğu bir kavram iken maalesef çok insanın zihninde netlik kazanmayan bir olgu olmuştur. Öyle ki, Güç mana ve muhteviyatı itibariyle değişik zamanlarda daha farklı algılanmıştır. Örneğin, 24 Ekim 1648 'de yapılan Westphalia barış   antlaşması Roma imparatoru ve Fransız Kralıyla beraber olan güçler Avrupa ve Dünya siyasetini etkileyecek yeniliğe imza atıyorlardı. Bu yenilik de Güce devletlilik anlayışı katarak   artık kendi sınırlarını çizmekle beraber   hem dışta hem de içte koruma hakkını veriyordu. [1] Antlaşma büyük imparatorlukların çöküşünü hazırlamakla beraber yukarıda zikredilen devletçilik anlayışını güdüyordu.

       Sınırcılık ve güvenlik meseleleriyle birlikte 19 ve 20. yüzyılların başında   ülkeler güç meselesine yeni manalar ve kavramlar getiriyordu. Örneğin Hans Morgenthu'un siyasi klasik kitabi olan “Politics Among Nations” uluslararası politikada gücü şu şekilde açıklar; Psikolojik etkinin paylaşımı. Bu paylaşım emir verenle emrin yerine getirilmesidir.' [2]

       1948 yıllarında ve Soğuk Savaşın ilk günlerinde   24 seneye yakın uluslararası ilişkiler sahasında tahakkumiyet sürdü. [3] Soğuk Savaşın bitimiyle,     Küreselleşmenin (globalization)   getirdiği hızlı haber alma ağı, beraberinde dünya ülkelerinin dış siyasi çizgilerinin   Gücün manası ve önemi değişirken kendisine bağlılığı daha da artırdı. [4] Küreselleşme   çağında, gelişmiş dünya ülkelerinin Esnek Gücü sahiplenme istekleri ve genel olarak belirli noktalarda hakimiyet kurma hevesleri çoğalmıştır.

  Hakimiyet kurulmak istenen noktalar:

·         İnsan Hakları, Çoğulculuk ve Otonomi gibi düşünceleri sahiplenip bundan hareketle birbirinden hesap soran ülkelerin susturulmaları.

·         Ülkelerin iletişimindeki çeşitli kanalların kullanımı dolayısıyla olaylara daha çok hakimiyetin   sağlanması.

·         Ülkelerin iç ve dış siyasetlerinde yukarıda bazı gecen noktaları istemeleri. Haberleşmedeki çeşitlilik ve bilgi ağı, Esnek Güc'ün önemi, Çin, Japonya, Avrupa, ve Amerika'da belirgin şekilde kendini gösteriyor.

 

             Akla şu soru gelebilir.   Esnek Güç nedir? Esnek Gücün   “Sultanı” diye bileceğim şahıs Joseph Nye'dir. Bir çok akademik çalışmaları olan Nye, realist düşünür grubundan olup Harvard üniversitesinin, uluslararası ilişkiler profesörüdür. Ayrıca aynı üniversitenin    John F. Kennedy   Hükümet Okulu'nun 1995'ten 2004 yılına kadar dekanlığını yürütmüştür. En son kitaplarından olan 'SOFT POWER' 2004'yılının başlarında yayınlanmıştır.   Esnek Gücü şu şekilde açıklar; “ Esnek Güç sadece etki altına almak değil, cezbetme yetisidir ki bu çoğu zaman nihayetinde rızayı da   getirir. Esnek Güç kaynağını insanları kolaylıkla cezbeden üretimden alır. Bu da oy kullanarak   ve    belirli gruplar   tarafından belirlenir. Nye'ya göre bir ülkenin Esnek gücünün dayanağı,   o ülkenin kültürü, siyasi değerleri ve dış politikasıdır.” [5]

              İnsanların çoğunun zihninde   devlet bazında Güç Askeri ve Ekonominin bileşimiyle başka ülkelere müeyyide yaptırmak olarak gelir ki, şuan ki Amerika'nın Irak ve Afganistan'da tahakkumiyet kurması gibi. Bu şekilde Güce kati güç denilmektedir. Ama gücün başka yöntem ve boyutları da var. O da dolaylı yoldan etkilemek. Bir ülkenin değerlerine başkalarının hayran kalması,   herkesten daha vasıflı örnek olması, zenginliğini ve herkese   kucaklayıcılığını bir tutku haline getirmesi. Bu değerler o kadar önemli ki, ancak her ülke nasıl askeri ve ekonomik yönden tehdit unvanıyla kendi çıkarlarını yaptırıp büyük çapta paralar harcıyorsa, Esnek Gücün oluşumu noktasına da aynı hassasiyeti göstermesi lazım. Biraz daha konuyu açıp bireyselliğe dökersek şu örneği verebiliriz. Akıllı ebeveyn çocuklarını yetiştirirken onlara dayak veya harçlıklarını kesme cezası vermektense   kendi inanç ve değerlerini verdiklerinde çocuklarının üzerindeki tesirleri daha etkili ve daha uzun olacaktır. Esnek Güç sadece etki altına almak değildir. Çünkü etkiyi birey tehdit veya parasal yolla da elde edebilir. Esnek Güç belki de iknadan da ötedir. Ama kabiliyetli bir şekilde cezb etmektir. Bu cazibiyet sık sık taklide ve rızay-ı kabule götürür. Bu aşk gibi bir şeydir. Aşkı ölçmek ve tutmak mümkün olmazken, kimseye dokunmamakla birlikte önemini de azaltmaz. Kanada ve Iskandinav ülkelerinin   insanlar üzerindeki politik nüfuzu kendi ekonomik ve askeri güçlerinden daha fazladır.

                                                                 

Esnek Güç Yeni Bir Fenomeni mi ?

 

  Aslında hayır. Bu belki de her halkın ve kavmin eskiden beri kullandıkları diplomatik bir araçtı. Örneğin Paul Kennedy bile bu önemli noktaya   meşhur kitabı olan Güçlü Ulusların Yükselip Alçalması   “The rise and Fall of The Great Powers”' bile İslam'ın 1500'lu yıllarda Avrupa'yı   kültür, matematik, mühendislik ve diğer teknoloji alanlarında etkilediğini kitabın ilk başlarında dile getiriyor. 1883 yılında Fransızların kurdukları Fransız İttifakının temelinde, “Fransız Kültürünü” koruma ve dünyaya yayma politikası hedeflenmişti”. [6] Radyonun icadıyla başlayan propaganda gücü   1930'lu yıllarda Nazi Almanya'sının temel taşlarını oluşturuyordu. Daha sonraları ikinci Dünya Savaşından sonra ve Soğuk Savaş döneminde Amerika bu önemli noktayı “Amerikanın Sesi Radyosu, Amerikan Kütüphaneleri, Danışma Acenteleri ile   daha da ileriye götürdü. Bunlara ilaveten Esnek Gücün kuvveti genel olarak hükümetlerin boyundurukluğundan çok, halkın gücünden doğmuştur. Hatta öyle ki, Soğuk Savaş döneminden önce bile Hollywood stüdyolarında yapılan filmler, sadece filmin satışıyla kalmayıp ayni zamanda kültür, basari ve değer olgularını da satıyordu. [7]

 

           Norveçli bir gözlemciye göre “Amerikan Kültürü özellikle iki dilin kullanıldığı ülkelerde, herkesin ikinci kültürü olmuş durumda. Bu zoraki alınan bir konum değil fakat kendi içeriğinin etkisidir. [8] Örneğin Orta Doğu ülkelerinde veya Doğu Asya ülkelerinde inşaların Amerikan askerlerinin varlığına duyduğu tepki ve hırçınlık, ayni ölçüde McDonald's ve Coca Cola'ya karsı duyulmuyor. İste bu Esnek Gücün etkisinin bir ürünüdür. Gelişen hızlı teknolojinin yardımı ile en ufak bir bilgiye, on yasındaki bir çocuğun rahatlıkla tuşlara basmasıyla sahip olması, ulusçul devlet anlayışının veya ülke sınırlarının, anlam ve kavramının değiştiğini gösterir. Öyle ki bu hızlı gelişim hükümetlerin bile elini kolunu bağlıyor. Ekonomik yönden dev uluslararası şirketler, ABD de dahil olmak üzere, birçok ülke hükümetlerinin gücünü aşıyor. Mesela Mitsubishi'nin geliri Vietnam'ın kişi başına düşen yıllık gelirinden daha fazla. Shell firmasının da geliri Guatemala'nın yıllık gelirinden üç kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. [9] Durum böyle olunca hükümetler, bu tür büyük çaptaki şirketleri ancak Esnek Gücü kullanarak, kendi siyasi çıkarları doğrultusunda ikna edebilirler.

 

Büyük Güçler ve Esnek Güç

 

Devletlerin iç ve dış siyasetini anlamak için siyaset bilimciler, çeşitli teoriler üretmişlerdir. Bunların başlıcaları Realist ve Liberalist teorilerdir. Realistler “ülke sadece gücüne güç katmak için kendisini bu noktaya kilitler derken Liberalist “Güç ülkelerin ancak birlikte büyük kuruluşlar adı altında birbirleriyle yardımlaşmasının neticesinde   elde edilir.” [10] Demişlerdir. Bütün Siyasi bilimciler ittifakla önemli bir noktaya dikkat çeker 'Ülkeleri bağlayıcı merkezi bir Güç olmadığı için kendi aralarında sorunlar yaşarlar. Örneğin Offensive Realizm, Saldırgan Realist teorisinde; Ülkenin tek amacı diğer devletler arasında kendi gücüne güç katmak için var olan bütün verilerini kullanmasıdır. Mesela, İsrail   Ortadoğu'da ve Arap ülkelerine kendisini kabul ettirmesi için hem Dünya ülkelerini, hem de askeri ve de ticari gücünü bu konuya kilitlemiştir. Keza, bu ruh ve hırslılık Japonya, Kore Singapur ve Hindistan için de geçerlidir. Hiç bir zaman Devlet yöneticileri açıktan bu hırslılığı Güç dengesini oluşturmak için halka hadi savaşın diye söylemezler. Ancak karışıklığı ya bir ideolojiye veya ahlak boyutuna bağlarlar. [11] Bu hırs ve Güçlü olma istemini en açık şekilde sergileyen ve dünyanın jandarmalığına adamış olan Amerika'dır. Dünyayı bir örümcek ağı gibi kaplamış doyumsuzluğuna karşı çıkanları yok etmektedir. Amerika hem askeri hem de Esnek Gücünü kullanarak hakimiyetini ve etkisini her yerde göstermektedir. Bunu da Fast food, çazırtılı müzik, hızlı bilgisayarlarla MTV, Microsoft, McDonald's ile diğer ülkeleri nüfuzu altına alıp gücüne güç katmıştır. Bunu da ekoloji, teknoloji, hızlı iletişim ve de ticari bir ağla başarmıştır. Setalite (uydu), lazer, fiber, optik ve mikroçip teknolojisini kullanarak Kahire'den Katmandu'ya, Karakaş'tan Kinsisa'ya kadar kendi fikirlerini ve kültürlerini yaymıştır. Öyle ki artık sağ olsun CNN ve ABC televizyon kanalları Müslümanları ve İslam'ı terörle özdeşleştirmiştir. Hatta belki de tarihin bile utanarak zikredemediği   Çeçenistan'da, Filistin'de ve de şuan Irak'ta ve Afganistan'da ki vahşetleri sanki hiç bir şey olmamış gibi gösterip aksini göstermeyi de başarmıştır. Kendisine özgürlükler ülkesi demekle iftihar eden ABD, Küba'daki Guantanamo askeri üssündeki masum insanlara yaptığı özgürce olmayan davranışları ve işkenceleri sadece Allah bilir. Amerikan'ın maddi ve manevi desteğiyle insanlığın gözleri önünde hemen her gün Filistin'de katliamlar yaşanırken, bir ay önce İkinci Dünya Savaşı'nda yaşanan Yahudi soykırımını Bileşmiş Milletler (BM) çatısı altında Holocast   yılı olarak ilan ederken bugünde 15 Mart 2005 tarihinde Kudüs'te de Holocast Müzesini açtırmıştır. Halbuki kedise müttefiği İsrail'le birlikte Filistinlilere Holocast (soykırım) yaşatmaktadırlar. Bütün bu çarpıklılar yaşanıyorken dünyayı Esnek Güçle uyutma politikası yürütüyorlar. Dünya öyle uyumuş ki, Hollywood filmleri İslam ülkeleri dahil tüm dünyada 1. sıralarda yer alırken filmin yaydığı ahlaksızlık, kin dolu kültür, dini öğretilerin ve tarihin çarpıtılmasına aldırış bile etmiyorlar. Üçüncü dünya ülkelerindeki yazarlarda Hollywood filmlerinin çarpıklıklarına dikkat çekmek yerine, bunların arkasındaki siyasi hegemonyayı okumak yerine bu filmlere sanatsal(!) bakmayı yeğliyorlar. Pentagon askeri gücü bile bugün bir Disneyland filim şirketi kadar Pekin'de söz ve hak sahibi olmazken, CNN ve de   McDonald's Moskova sokaklarında Güçlerine güç katıyorlar. [12] Herkesin malumudur ki, Pentagon'un desteği olmadan Hollywood, herkesi cezbeden büyük maliyetli filmlere adını yazdıramaz. Yine Pentagon'un yıllardır Hollywood'u tüm senaryolarını kültürel savaş ekseninde yenide yazdığını herkes takdir eder. İşte, Esnek Gücü kullanarak, bir başka ifadeyle kendi silahlarının ulaşamadığı menzile rahatlıkla ve ustalıkla tam isabet yaparak ulaşabiliyorlar.

 

Sonuç Olarak

 

Esnek Güç şuan yasadığımız bir vakıa ve her güçlü ülke bunu kullanmak için kollarını sıvamış durumdadır. İkinci Dünya Savaşından sonra ve Soğuk Savaş'ın bitimiyle ülkeler güçlülüğüne güç katma noktasında gizli veya açık Kitle İmha silahlarıyla silahlanmaya gidiyor. Bu da ileride çıkması muhtemel büyük kanlı savaşları önleyici bir unsurdur. Çünkü kitle imha silahlarının kullanımı demek karşı cepheyi imha ederken kendinin de intiharı demektir. Bu denli sıfır toleranslı bir durumda ülkeler bu savaşlara giremezler. Savaşa gidilemediği vakit muhakkak başka savaşlar çıkacaktır. Bu da kanlı değil ama düşünce ve nüfuz altına alma savaşıdır yani kültürel savaştır. Tıpkı bir tacirin kendi malını çarşıda diğer tacirlerle yarışarak satması gibi. Ülkeler de kültür ve güçlerini satışta küreselleşen dünyamızda Esnek Güçlerini kullanacaklardır.

          Esnek Gücü kullanımdaki tavsiyem şu olacak; bilinmeli ki ümmeti bir çizgi ancak topluca hareketlilikten doğar. Onun için Esnek gücün ümmet anlayışına girmeden önce şunu açıklayalım: Ümmet nedir?

          Yüce Kitabimiz Kuran-i Kerim'in önceleri modelini ve temelini çizdiği Ümmet kavramını Allah (c.c) Al-i İmran suresinin 110. ayetinde ” Siz ,insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men`eder ve Allah'a inanırsınız”. Allah'ın bile takdire şayan ettiği bu Ümmet ki su an   çok ciddi hastalığa kapılmış ve ölümle pençeleşen bir hasta konumundadır. Öyle ki bu hastalık Resullah'ın (S.A.V.) bildirgesinden sonra başlamış ve kıyamete kadar devam edecek olan İslam'a karşı duyulan düşmanlık hastalığıdır. Belki de en “Hayırlı” olmanın güzelliğini, ünlü siyaset ve toplum bilimcisi Şerif Mardin   “ Gardet, La Cife Muslumane, s.193” kitabından yaptığı alıntıyla dile getiriyor:

           - Her ne kadar Müslümanlarda, silik bir vaziyet olsa bile cemaat olma ruhunun gerekliliği bilincine rastlanır. Müslüman cahil olur, çok “ilerici” olur hatta kendi kavmi örflerine karşı bir kimse olabilir. Buna rağmen kendisini herhangi bir Müslümana ve bütün Müslümanlara bağlayan bir bağ olduğu hissi ve duygusu sönmüş olmayacaktır. Dini duygulardan en uzak olanlar, mesela şehirsel merkezlerde oturan veya Marksizm'in en çok etkilediği isçiler bile Muhammed'in cemaatine mensup olmaktan gurur duymaktadırlar.

             Burada   Mardin, Ümmetin, nitelik ve ideolojik muhtevasının önümüze sunulduğunu anlatır. [13] İçte ve dışta yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sıkıntılara rağmen Müslüman Ümmeti amme diyeceğimiz insanlar, akide noktasında kararlılığını korumaktadırlar.

             Üzüntü duyduğum noktalardan biri, şu an ki yasadığımız siyasi çıkmazdır. Öyle ki bizleri yönetenler, önceleri gizli ama 11 Eylülden sonra açıkça ABD'nin kuklaları olduklarını itiraf etmişlerdir. Newsweek dergisinin 2001 Aralık ayı da Mısır Başbakanı Hüsnü Mübarek'in Amerikan büyükelçisiyle yaptığı mülakatta elçinin “Ülkenizde neden demokrasi yetersizliği var?” sorusu üzerine, cevaben şunu söylemiştir: “Gerçek demokratik sistem, Fundamentalist İslamcıların kuvveti ele geçirmeleri demektir. Cezayir'de olduğu gibi, bu da Amerikanın çıkarlarına gem vurmaktadır.” Burada açıkçası, bizler sizin asanız konumundayız demeye çalışıyor.

               Bir diğer nokta ise, herkesçe malum olan bir vakıa   -malesef-    yazar ve çizerlerimiz hatta bu konuların çözümü için teori üreten üniversitelerimiz, profesörlerimiz çözüm için sadece tarihi vakaları anlatmakla yetinmektedirler. Yani   ümmeti ilgilendiren sorunlar ele alınınca hep Resulullah'ın ashabıyla olan ilişkileri, yahut Emevi, Abbasi ve Osmanlı tarihinde yaşanan olaylar değerlendirilip insanlara sunulmaktadır.   Ne acıdır ki, içinde bulunduğumuz zamanın problemlerine direkt ışık tutabilecek tedavi yöntemleri üretilmesi gerekiyorken, sadece   halka geçmişi hatırlatmakla yetinip geleceğe bir köprü kurmuyorlar, kurmak istemiyorlar veya korkuyorlar.(!) Üretilmeye çalışılan teorilerde de genelde ütopik hissini görmek mümkündür. 1969 yılında kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) “Organization of   Islamic Conference”a bağlı 57 ülkenin üye olduğu ve düzenlediği konferanslarda alınan kararların kaçta kaçının hayata geçirildiği noktasına göz atıldığında ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. [14] Benim bu noktadaki görüşümü   “Bilginin İslamileştirilmesi” noktasında çok emeği gecen ve Malezya'daki   Uluslararası İslam Üniversitesinin eski rektörü Abdulhamid Abu Süleyman da “İslami Teori ve Uluslararası İlişkiler” kitabında zikrediyor. Gelinen nokta bu iken Batı'da Müslümanların bu zaafını kullanarak şu şekilde saldırıyorlar; “Müslümanlar kendi başlarına hiç bir şey değiller. Onlar sadece Kur'an, Sünnet ve tarihteki yapılan fetihlerin anılarını zikretmektedirler”. Asıl amaçları Siyasi İslam Devlet Düşüncesine atıfta bulunmaktır. [15]

                Esnek Güç iki önemli noktada çok büyük rol oynayabilir. Bunlar Ümmetin yaşadığı dış siyasi atraksiyonlardır. Burada altını çizmek istediğim ise: ABD'nin dünya çapındaki takındığı extrimist dini siyaseti ve extrimist siyasi çizgisidir. Extrimist siyasi çizgideki maksat devasa güçteki Nükleer silahlarını kullanabilme gücüne sahip olan Evangelist Hristiyan mezhebine   bağlı olan George W. Bush'un [16] çizdiği politikayı sahiplenenlere karşı ne tavır alınmalı? Ayrıca Dini Extrimizimden kasıt, kendilerini İncil Toplumu diye adlandıran,   İncili de kendi fikirleri doğrultusunda yorumlayarak “Tanrının onlara bağışladığı özel devleti kurma” projesinde çoğunluğu Polonyalı ve de New Yorklu Siyonistlerle hareket ederek, insanları   arkalarından sürükleyenlere karşı yapılabilecek engellemeler ne olmalıdır? Diğer bir nokta   ise ekonomik yönden Ümmetin iç sorunları nasıl çözülebilir?. Bu sorunları en güzel   çözümleyecek tek güç, öncellikle Allah'ın yardımı sonra İslami cemaatlerdir. Aslında bugün büyük ülkelerin rejimlerini koruyan güçler yani itici güç   konumunu gören kişiler genelde küçük topluluklardır. Belki küçükler ama yaptıkları işlere bakıldığında hiçte küçümsenmeyecek bir durumda oldukları görülür. Örneğin İran'da, Türkiye'de rejimi ve diğer diktatörlükle yönetilen ülkelerin sistemlerinde de itici güç görevini alan bu küçük güçlü topluluklardır.

                  Dış Siyasette Esnek Güç, medyanın ve internetin kullanılması ile inanılmaz derecede etkili olmaktadır. Mesela el-Cezire televizyonunu   ele aldığımızda, el-Cezire'nin Arap dünyasında ve diğer İslam ülkelerinde   CNN ve benzeri güçte şirketlere adeta meydan okuyup Orta Doğuda yeni bir tarih sayfası açtığına şahit oluyoruz. Buna benzer kanallar çoğaltılabilir ve bu şekilde İslam'ın asıl mesajı yaşanılan her eve verilebilir. Bir diğer etkili yöntem   ise ekonomiyi en iyi şekilde kullanarak bu gücü kazanmak olabilir. Ekonomiyi 'Esnek Gücü   Müslüman işadamları, ülkeler arasında küçük ama ileriye doğru daha büyük bağlantılar kurarak başlatabilirler. Zamanla bu bağlar daha çok kuvvetlenip değişik alanlara ulaşmalıdır. Ülkeyi yöneten güç, bu bağlardan birini koparırsa, varolan diğer bağlar öyle farklı şekillerde olmalıdır ki işlevlerini yerine getirmeye devam edebilsinler. Bunun en güzel teorisini David Mitranni'nin functionalismi açıklar. Bu noktada küreselleşmenin getirdiği hızlı iletişimden faydalanarak İslami Cemaatler bu şekilde kendilerini hem dile getirme noktasında olsun hem de düşünceyi pratiğe dökme noktasında, her ikisini birleştirerek, yeni bir canlılık getirebilirler. [17] Örneğin bugünkü Avrupa Birliğinin   oluşumu önceleri basit bir girişimden doğan ticari   birliktelikti. Önceleri sadece ekonomik amaçlı iken sonraları durum siyasi bir çizgi aldı. Ve ilginçtir ki bu birliği   Avrupa tarihinde birbirlerine düşmanlıklarıyla ünlü iki ülke olan Almanya ve Fransa başlattı. Avrupa Birliği, Doğu Asya ülkelerinden Singapur ve Malezya'nın ASEAN adı altındaki ticari ilişkileri, Kuzey Amerika'da NAFTA ile Meksika, Kanada ve ABD'nin ticari ortaklığı bunlara en güzel örneklerdir. Her ne kadar bunlar devlet bünyesinde oluşan ticari antlaşmalar olsa da bu teoriyi küçük cemaatlerin uygulamasını engellemez.

 






[1] Robert Jakson and Georg Sorensen, Introduction to International Relation (NewYork:Oxford University Press Inc,1999),17

 




[2] Hans J.Morgenthau, politics Among Nations:The strugle for power and peace(New York :Alfred A. Knoph, 1973),28 ilk baski 1948 yilinda basildi.




[3] John J.Mearsheimer, The Tragedy of great Power Politics(USA:W.W.Norton & Company,2001),14




[4] Herbert Simon,” Information 101; It's not what you know. Its how you know It”, The Journal for Quality and Participation, Jul/Aug.1998; Vol.21, Iss.4; pg.30, 4pgs.   




[5] http://www.americamagazine.org/BookReview




[6] Richard Pells, Not Like Us (New York: Basic Books,1997),31,32  




[7] Richard Pells, Not Like Us (New York: Basic Books,1997),33




[8] Alinti Todd Gitlin,”World Leaders: Mickey, et al.,” New York Times , May 3,1992 ,Sanat ve Bos vakit kisminda,1.  




[9] http;//www. cia. go v/ cia /publications / factbook /




[10] Davud N.Balaam and Michael Veseth, Introduction to International Political Economy(2nd ed), (New Jersey:Prentice Hall,1996),26-32.




[11] John J.Mearsheimer, The Tragedy of great Power Politics(USA:W.W.Norton & Company,2001)22




[12] http://www.theatlantic.com/politics/foreign/barberf.htm




[13] Serif Mardin, Din ve Ideoloj i(6.Baski.) (Istanbul:Iletisim Yayinlari,1993),76-77.




[14] http://www.oic-un.org/about/members.htm




[15] Abdulhamid A. AbuSuleyman, Towards an Islamic theory of International Relations(Virginia: The International Institute of Islamic thought,1993),56




[16] http://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/shows/jesus/evangelicals/




[17] http://everything2.com/index

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ercan Sancar'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.