Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Tabiî Hukuk'un kaynağı
Perşembe, 23 Mart 2006 - (23:31)
Hüseyin Hatemi
Yeni Şafak

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Velâyet-i Fakîh ilkesi maddî anlamda alınırsa, ahlâklı, bilgili ve bilge bir kimsenin yönetici olması gerektiğini ifade eder ki bu doğrudur ve Platon'dan beri Batı'da da bunu söyleyenler çoktur.


Bâtıl; bâtılı seçenlere içyüzünü gösterir ve "sizin istediğiniz benim işte!"der. Bu arada da yalancılığı elden bırakmaz ve "Ben Yeryüzü'nün prensi, Gölgelerin Gücü, Cehennem'in de efendisiyim!" der. Oysa elinde yalanın fecre kadar yanan cılız ateşinden başka hiçbir gerçek güç yoktur. Biçare pervaneler bu cılız muma üşüşürlerse kendilerine yazık ederler.

Bâtıl'ın temsilcisi; bâtılı seçmeyenlere iç yüzünü göstermez, kendisinin Hakk olduğunu, Allah velîlerinin ise bâtılın temsilcisi olduğunu söyler. İşte bunun içindir ki: bâtıl hemîşe bâtıl-u beyhûdedir velî / Müşkül odur ki sûret-i Hakk'dan zuhûr ede! denmiştir. Sûret-i Hak'dan görünen bâtılın bu yalanına kananlar; Allah'ın sevgi elçilerini ve onları sevenleri öldürmeye kalkışırlar. Çünkü onları kandıran Şerîrler, sevgi elçilerini sevenlere "Şerîr" derler. Oysa gafil ne bilsin? Hakk'ı sever var! Gafiller neden gafildirler? İblis'in Kamusu'nun, tıpkı İblis'in İlm-i Ahlâk'ı gibi; kelimelere tamamen karşıt anlamlarını yüklediğinden! İblis'in sözlüğünü açarsanız Hakk'ın bâtıl; bâtıl'ın Hakk yerine kullanıldığını görürsünüz. İblis'in Dünya'nın her dilinde sözlüğü vardır.

Emîr-ul-mü'minîn: suyu bulanık olmayan kaynaktan alın! öğüdünü verir. Bulanık olmayan kaynağın nerede olduğunu bilmek de yetmez. Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen / Kırk yıl orda durursa kendi dolası değil! (Yunus Emre) Kaynağa, Âb-ı Hayat kaynağına varmak için "zulmet yolu"'nu geçmek gerekebilir. Bunun için de Yüce Sevgili'nin görevlendirdiği bir rehbere ihtiyaç vardır. Yolculuğa çıkmadan önce bir "delîl", bir rehber bulacak yerde İblis'in Kamusu'na başvuranlar, "zulmet yolu"nun -hâşâ- "İbrahim yolu" olarak açıklandığını ve adlandırıldığını görebilirler.

Bu iğvalara rağmen kaynağa varanların, bardağı kaynaktan doldurmaları da yetmez. Kana kana içmek gerekir.

On yıl önce, demek oluyor ki İran Devrimi'nden on yedi yıl kadar sonra; İran'da yayımlanan Tabiî Hukuk'a ilişkin bir Eser'de ve son satırlarda, insanlığın çağımızda her zamandan daha fazla Tabiî Hukuk'a muhtaç olduğu yazılmakta idi. Bugün bu ihtiyaç daha da belirgindir.

Yirmi yıl önce de, bir İngiliz Siyaset bilimcisi, "Velâyet-i Fakîh" ve genel olarak İslâm Kamu Hukuku hakkında benimle konuşmaya gelmişti. Kendisine şöyle söyledim: - Velâyet-i Fakîh ilkesi maddî anlamda alınırsa, ahlâklı, bilgili ve bilge bir kimsenin yönetici olması gerektiğini ifade eder ki bu doğrudur ve Platon'dan beri Batı'da da bunu söyleyenler çoktur. Şeklî anlamda alınırsa, şeklî ölçütlerle sadece medresede fıkh tahsil etmiş ve icazet almış kimselerin yönetici olacağı anlamına gelir ki, bu anlam ile mutlak olarak doğru değildir. Ne var ki, şeklî anlamda da olsa, Velâyet-i Fakîh ilkesi hiç değilse velâyet-i kovboy ilkesinden evlâ değil midir? İçten olup olmadığını bilmiyorum, fakat bu sözümü -adını hatırlayamadığım- Profesör gülerek tasdik etmişti. O sırada Reagan ABD'de "velâyet" makamında idi. Bugün orada "beterin beteri var".

Tabiî Hukuk'un âb-ı hayat kaynağına varanlar ve susuzluklarını giderenler; oldukları gibi görünür, göründükleri gibi de olurlar, İnsanlığı bu kaynağa çağırırlar. Varmayanlar ve varmak da istemeyip "Güçlünün Kanunu" kaynağından içenler, içeni çıldırtan bu suyun kaynağının gerçek âb-ı hayat kaynağı olduğunu söylerler. Saddam'ı "Kadisiye" kahramanı olacağı yalan ve bâtılı ile İran'a saldırtmışlardı. Şimdi de rivayet olunur ki kendisinin "çaldıran kahramanı" olduğuna inandırabilecekleri, aklını çaldıran bir "çıldıran" aranmaktadır. "Hızır'ı bulsalar reh-i zulmetde külâhını kapacak" derekede olan çığırtkanları bulabilirler belki, fakat Saddam örneğinden sonra bu oyuna tekrar kalkışan arayıcıların; ülkemizde gönüllü bulacaklarına ihtimal vermek istemiyorum. Allah göstermesin!

Dünkü yazımın başlığı olan "Sevginin velâyeti" deyiminde, bugünlerde yayımlandığını duyduğum bir kitap başlığı olan "Velâyet-i aşk" güzel buluşunun etkisi altında kaldığımın sonradan farkına vardım. Lütfen helâl etsin! "Sormayın, söylemem aslâ adını!"da demiyor, sadece iyi hatırlamadığım için zikretmekten çekiniyorum.

Yeni Şafak

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Hüseyin Hatemi'in Son 10 Yazısı
   Ilımlı İslâm'ın anlamı
   Balta sapları
   Sevgi ve akıl
   İyi ağaç
   Şerrin derin devleti
   Türkiye sırada mı?
   Kur'an
   Misyonerlik
   Kötünün kaynağı nerede?
   Fâsid daire
   Dinî referanslar
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.