Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Stratejik suskunluk ve Şemdinli
Pazartesi, 24 Nisan 2006 - (12:21)
Ali H. Aslan

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

ABD hükümetinin sözcülerine Şemdinli olaylarıyla ilgili gelişmeler sorulunca, ‘Türkiye’nin iç işleridir’ deyip susuyorlar. ABD’nin gerçekten başkalarının iç işlerine karışmama gibi bir prensibi varsa, Dışişleri’ndeki insan hakları ve demokrasi dairesi dahil birçok birimini kapatması, ya da çoğu sözünü geri alması gerekmez mi?


Özgürlük ateşiyle yananların neler yapabileceğinin son bir örneğine Başkan Bush’un Çin Devlet Başkanı Hu’ya Beyaz Saray’ın bahçesinde yaptığı karşılama töreninde şahit olduk. Çin rejimince bin bir baskı ve işkenceye maruz bırakılan Falun Gong tarikatı sempatizanı bir bayan, tüm dünyanın canlı olarak izlediği törende slogan atarak Hu’nun konuşmasını kesti.

Bush dahil Amerikan yönetimindeki hemen herkesin o eylemciye sempati duyduğuna eminim. Ama bu, Bush’u tören sonrasında hadiseden dolayı Hu’dan özür dilemekten alıkoymadı. Özür, her şeyden önce misafire saygının gereği idi. Daha da önemlisi, ABD dış politikasının pragmatizmi böyle davranılmasını gerektiriyordu. Zaten o pragmatizm olmasa, ‘özgürlük şampiyonu’ Bush’un ‘özgürlük kısıtlama şampiyon’larından Çin rejiminin liderini pek az kimseye nasip olan askeri törenle ve top atışlarıyla bağrına basması ne mümkündü?

Birçok aydın, Hu’ya özür dilemesinden dolayı Bush’u kınadı. ABD’nin Çin’deki yoğun insan hakları ihlallerini çok daha yüksek sesle ifade etmesi isteniyordu. Gerçi Bush, konuşmasında insan haklarının geliştirilmesi çağrısında bulunmuştu. Ama Hu’ya yapılan şaşaalı muamele, bir yandan 1,3 milyarlık Çin halkının kalbini kazanma arzusunu, diğer yandan da Beyaz Saray’ın özgürlükçülüğünün sınırlarını gösteriyordu. Giderek büyüyen Çin ejderhasının şimdiden başını tutup bir gün kuyruğuyla Amerika’yı vurmasını engellemek için ne gerekiyorsa yapılıyordu...

ABD başkentinde şimdiye kadar nice tiranlar, diktatörler, darbeciler, hırsızlar ve arsızlar konuk edildi. Washington arzu ederse onlara karşı sesini yükseltiyor, işine gelmediğinde ise ‘stratejik suskunluk’ içine giriyor.

‘Stratejik suskunluk’ politikasının uzun yıllar Ortadoğu’da da uygulandığına şahit olduk. ABD’nin bir dediğini iki etmeme karşılığında, nice baskıcı rejimin halklarını ezmesine ve soymasına göz yumuldu. Bush yönetimi, Büyük Ortadoğu Projesi’ni başlatırken, o dönemin geride kaldığını, artık ABD’nin samimi bir özgürlük politikası güdeceğini ilan ediyordu. Ama al gülüm ver gülüm ilişkisi içinde bulunulan Mısır ve Suudi Arabistan gibi baskıcı rejimlere fazla dokunulmazken, ABD ve İsrail çıkarlarını açıktan tehdit eden Saddam Hüseyin rejimi devrildi. İran ve Suriye rejimleri ise sırada bekliyor...

Türkiye’ye gelince, Soğuk Savaş dönemi boyunca bizim ülkemizdeki antidemokratik yapıya da genelde göz yumulmuştur. Askeri darbelerin ve insan hakları ihlallerinin üstüne pek gidilmemiştir. Washington, Soğuk Savaş bitmesine rağmen antidemokratik 28 Şubat sürecine verdiği sessiz onayla demokrasi ve özgürlüklerde hassasiyet (!) derecesini bir kez daha göstermişti. Türkiye’deki oligarşik elitle arasını bozmama kaygısı yine baskın çıkmıştı.

Halkın ezilen ve eziyet gören kesimlerinin temsilcileri, statükocuların tüm engellemelerine rağmen, AB sürecinde müthiş bir siyasi irade ortaya koydu. Evet, o irade bir yönüyle Washington tarafından da desteklendi. Ama Türk statükocularına baskı işini adeta Avrupa Birliği'ne havale kolaycılığına kaçan Washington, demokrasi ve insan hakları konularında sesini iyiden iyiye alçalttı. Çünkü Türkiye’de dış politikanın iplerini hâlâ büyük oranda elinde tutan etkili kesimlerle anti-demokratik huylarından vazgeçmemiş dahi olsalar stratejik tango yapmak mecburiyetinde idi. Aslında Irak sürecinde bir ara statükocuları çok kızdırma pahasına açıktan demokratik iradeye oynamaya teşebbüs ettiler. Ancak AK Partililer popüler olmayan bir savaşta ABD’yle yakın işbirliği yapıyor görünmenin siyasi maliyetinden çekinerek Washington’u tekrar oligarşik elitin kucağına itti. En nihayet Pentagon, İran’a operasyon ihtimalleri konuşulurken, bir ara çok kızgın olduğu ‘geleneksel müttefikleri' ile işi yeniden pişirmeye başladı.

Bugün bir NATO müttefikinin bazı subayları ve komutanları, kendi ülkelerinde sivillere karşı örtülü operasyonlar düzenlemekle suçlanırken ve bu iddiaları ortaya atan hukuk ve emniyet mercilerinin birer birer üstleri çizilirken, Washington’dan çıt çıkmıyor. ABD hükümetinin sözcülerine Şemdinli olaylarıyla ilgili gelişmeler sorulunca, ‘Türkiye’nin iç işleridir’ deyip susuyorlar. ABD’nin gerçekten başkalarının iç işlerine karışmama gibi bir prensibi varsa, Dışişleri’ndeki insan hakları ve demokrasi dairesi dahil birçok birimini kapatması, ya da çoğu sözünü geri alması gerekmez mi?

Bush yönetiminin Şemdinli tavrı, besbelli klasik ‘stratejik suskunluk’larından biridir. Umarız Dr. Rice, Ankara ziyaretinde muhataplarına uzun zamandır ikili görüşmelerde gündeme getirilmeyen ya da arka plana itilen insan hakları ve demokrasi meselelerini de hatırlatır. Gerçi Washington'un aklı Ortadoğu'nun ‘özgürleştirilmesi'nde; ama son gelişmeler, tüm reformlara rağmen Türkiye’nin bile hâlâ yeterince ‘özgürleştirilemediğini’ ispat etti.

Zaman Gazetesi

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ali H. Aslan'in Diğer Yazıları
   Dinlemesini bilmek
   Amerikan eliti dindar Müslümanlara nasıl bakıyor?
   Neocon-Musevi ittifakının gazabı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.