İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1242
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Çarşamba, 09 Ağustos 2006 - (15:04)

Türkiye sırada mı?

Geçenlerde yazdım: Can Dündar; İsrail'in Lübnan'a saldırısından sonra, bir süre önce Hizbullah önderi Seyyid Hasan Nasrallah ile bir konuşmasından şu görüşü aktarmaştı: Bundan sonra, Irak'tan sonra, dört ülkenin parçalanmasına sıra gelir: Suriye, İran, Suudî Arabistan ve Türkiye.

Seyyid Hasan Nasrallah çok doğru söylüyordu. Michael Drosnin'in ve Huntington'un kahve ve bakla yahut iskambil falı efsanelerine kapılıp çayı görmeden paçaları sıvayan bir Amerikalı çılgın, askerî bir mecmuada ve Beyrut Saldırısı'nın hemen öncesinde, Kürtleri İsrail'in el ulağı, şamar oğlanı ve Şabat kâhyası kılabilmek için bol keseden hayalî ihsanlarda bulunmadı mı? Bedi'uzzamân'ı aralarından çıkarmış olan Kürt kardeşlerimizin çoğunluğunun, Kerkük kafesinde öten soydaşlarının ötüşüne kapılarak bu kafese girmeyeceklerine, şeytanla aynı çuvala girmeyeceklerine inanıyorum. Yeter ki biz de çuvala, kafese girmeyelim. Aksi takdirde, ülkemizin bölünmezliği ancak o zaman tehlikeye girecektir ve halen tehlikededir.

7 Ağustos 2006 günü Radikal'de, her nedense "Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Dr. Ömer Taşpınar", artık sevimli barış güvercini ve yeni Ortadoğu ebesi Rice'ın adını dahi anmaksızın, "kısa dönemde Tahran'ın en son isteği bir Şiî-Sünnî çatışmasına sebep olmak." cümlesini dahî kullanıyor. Çok şükür! Geç olsun da güç olmasın! Allah bu yolda ilerleme nasîb etsin!

Dr. Ömer Taşpınar'ın övdüğü, "Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi, TÜSİAD dış politika danışmanı Soli Özel"in, birkaç yıl önceki bir gazete yazısını hatırlıyorum: Bu yazıda, Türk Dış Politikası'nda Türkiye'nin uluslararası bir büyük güç olma hayalinden kendisini kurtarması, AB ile de vakit kaybetmemesi, Ortadoğu'ya hakim olan iki büyük güçten birisine, belki de tercihan yakın olanına yaklaşması (tâbi olması?), aksi takdirde kısa zamanda parçalanma tehlikesi ile karşıkarşıya olduğu söyleniyordu. Bu iki büyük gücün ABD ve İsrail, yakın olan büyük gücün de İsrail olduğu kanaatine varmıştım. Demek ki o yıllarda Soli Özel, Türkiye'nin parçalanma tehlikesi ile karşıkarşıya olduğunu Seyyid Hasan Nasrallah'dan önce söylemiş ve tehlikeden kurtulma çaresini de önermişti.

Şimdi, Irak savaşı tecrübesinden de geçtiğimiz halde, Mehmet Gündem soruyor: "ABD'nin Türkiye'yi.. her an bölünme tehdidiyle karşı karşıya bırakmak istediğinden, Lübnan'dan sonra sıranın Türkiye'ye geleceğine kadar uzanan senaryolar üretiliyor?"

"Senaryolar üretiliyor?" diye Pîşekâr sorusu sorulursa, Kavuklu cevabının derhal gelmesi de mukadderdir. Nitekim Soli Özel diyor ki: "Eğer zırva demeyeceksek, fazla çalışan muhayyilelerin ürünü diyelim" (Yeni Şafak, 7 Ağustos 2006)- Fesübhanallah! Şu halde birkaç yıl önce, 11 Eylül ve AKP iktidarı öncesinde, ancak İsrail vesayeti altına girmekle kurtulabileceğimiz parçalanma tehlikesinin hazırlayıcıları kimdi? Yoksa Süper Güç'e tâbi kalırsanız parçalanmazsınız" öğütü mü tekrar ediliyor?

Artık Kavuklu-Pîşekâr muhaverelerinden ve orta oyunlarından oryantal Ortadoğu kıvırmalarından vaz geçelim. Ceyda Karan'ın cepheden aktardığı görüntüleri izleyelim: İsrail Devleti'nin, Hizbullah'ı bahane edip Lübnan halkına reva gördüklerinin, Yahudi halkının gözünde hiç mi hiç ehemmiyeti yok... (Eyvah! Öteki İsrail de bir serap mı idi yoksa?-H.H.)

Ehud Olmert geçen hafta Batı basınına.. ırkçı, aşırı sağcı siyonist bakışı ne güzel allayıp pullayıp pazarladı. Olmert 21. yüzyılda bunları bu kadar pervasızca dile getirebiliyorsa, bunun sebebi, malının alıcısının bulunmasından şüphe etmemesidir... Avrupalı ve Amerikan zihniyetinin derinliklerinde Araplara karşı ırkçı bakış, İslâmiyet'e karşı judeo-Hristiyan önyargılar, İsrail'in Müslüman kurbanlarını "şeytanîleştirmesine" zemin yaratıyor. Boşuna dünyaya İslâmo-Başizm kavramını pazarlamıyorlar.. Batı medyası ve pragmatist (makyavelist, oportünist de denebilir-H.H) siyaseti, İsrail'in ırkçı millî doktrinini gözlerden gizlemeyi pek güzel başardı.. Aşırı sağcı, faşist ırkçı zihniyete verdikleri destekle dünyayı yavaş yavaş yıkıma süküklüyorlar.. kendi yarattıkları terorizmin kurbanı olacaklar... (Ceyda Karan, Radikal, 7 Ağustos 2006) Varol en insan kardeş! Ben gerçekten seninle gurur duyuyorum, Türkiye'de de böyle yazarlar var diye! Allaha emanet ol!

Lübnanlı Müslümanlar bu yıl Emîr-ul-mü'minîn'in doğum gününü bel büken acılar içinde ve her an ölümü bekleyerek idrak ettiler. Tahrif ettikleri ihâhî kitab'ı, cinayetlerini meşrulaştırmak için propaganda aracı olarak kullanan ve Allah'a değil "üstün ırk" putuna inanan canavarlar, daha önce, "bizim Devletimiz sizin Devletiniz olacaktır, siz de amcaoğlumuz değil misiniz?" diye kandırdıkları Arapları, şimdi Olmert'in dilinden "sivrisinek hükmünde gördüklerini ve bu bataklığı kurutacakları"nı ilân ediyorlar. Bu canavarların bir sıralama listesi olduğunu ve sonunda da şimdiki müttefikleri -sözüm ona- evanjelikleri yer aldığını, maalesef duymayan sağ sultanlar ve duymazlıktan gelenler çok! Ba'de harâbil Beyrut, BM ateşkes ilan ederse, saldırılar karşısında tek dik duran Türkiye, Lübnan'a Mehmetçik gönderirmiş! Mavi borcuk kimdeyse benim gönlüm ondadır!