İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1297
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Pazartesi, 28 Ağustos 2006 - (18:12)

UNIFIL'in bütün yolları Tahran'a çıkıyor

Uluslararası toplumun, Lübnan'ın güneyine konuşlandırılması için seferber olduğu BM Geçici Gücü'ne (UNIFIL) asker katkısında bulunmayı, 'bölgesine ilgisiz kalamayacak lider ülke olma' hevesiyle ödev addedenler, takkeyi önlerine koyup ciddi ciddi düşünmeye başlasalar iyi ederler. Gönüllüler için kafamı kurcalayan mühim soruları paylaşayım:

Şu 35 gün süren İsrail'in Lübnan savaşı da neyin nesiydi? UNIFIL iki taraf arasında düşmanlıkların çatışmaya dönüşmesini önleyecek, zayıf Lübnan hükümeti ile ordusuna eşlik edecek yahut da İsrail bombardımanlarında telef olan sivil halka insani yardımları destekleyecek basit bir barış gücü mü olacak? Hadi İsrail, Hizbullah karşısında cephede yenilgiye uğradığından çaresiz kaldı diyelim, peki Bush yönetimi niçin UNIFIL'i bu kadar hararetle destekliyor? BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı UNIFIL'e gerçekte ne menem misyonlar biçiyor? Ve nihayetinde, şu UNIFIL Lübnan'da ne halt edecek?

Varsın, BM Genel Sekreteri Annan, asker sayısı artırılarak 15 bine çıkarılacak UNIFIL'in Hizbullah'ı silahsızlandırma görevi olmadığını söylesin; BM kararı tam da onu yalanlar nitelikte! 1701, UNIFIL'in Lübnan hükümetine tüm ülkede otoritesini kurması ve sınırları güvenceye alması için yardımını öngörüyor. UNIFIL, 'Lübnan hükümetinin talebiyle ülkeye yasadışı silah girişini önlemek için gerekli bütün önlemleri alacak. UNIFIL görevlerini icra etmesinin engellenmeye yönelik girişimlere güç kullanarak yanıt verebilecek'.

İsrail işgali 1701 ile sona ermiş değil. Kararda alenen 'Lübnan'dan çekil' denilmiyor, İsrail uygun gördüğünde çekilecek. İsrail'in uygunluk kriteri ise Hizbullah'ın etkisizleşmesi ve silah tedarik edemez hale getirilmesi. Kimden? İran ve Suriye'den tabii ki. Hizbullah da Lübnan ordusu ve UNIFIL'in güneye konuşlanacak olmasını memnuniyetle karşılamış gözükse de, işgal devam ettiği sürece silah bırakmayacağını vurguluyor.

O halde UNIFIL ne yapacak? 1701'le ülkeye silah sokulmasını engelleme görevi UNIFIL'e veriliyorsa, bunun için 'gerekli bütün önlemleri alması' isteniyorsa, görevi icra etmesi engellendiğinde güç kullanarak yanıt verebilecekse, kim bilir neler yaşanacak? 1978'den beri Lübnan'ın güneyinde 2 bin askerle konuşlu UNIFIL'in bölgede gerilim bu denli yüksek olmadığı halde 260 kadar kayıp vermiş olduğunu unutmamak lazım.

Hadi diyelim, UNIFIL suya sabuna dokunmayacak, yani 1701 sayılı kararın gereklerini yerine getirmeyecek. Eh, bu da, İsrail'i kimse zapt edemeyecek demektir. İsrail bu çokuluslu güç, kendisine biçilen görevleri icra etmezse işgali bitirmeyeceğini, Lübnan'a hava ve denizden ablukayı kaldırmayacağını alenen söylüyor. Yani İsrail 1701'e dayanarak 'savunma' addettiği her tür saldırıda bulunmayı 'meşru hak' görüyorsa, Hizbullah'ın silahlandığından şüphelendiği hallerde sıcak çatışmadan kaçınmayacaktır. Bu durumda UNIFIL iki ateş arasında kalacak. O vakit, UNIFIL'e gerçekte ne gibi bir misyon biçiliyor sorusuna bakmakta fayda var.

'Bütün yollar Tahran'a çıkıyor' ve kaçınılmaz olarak akla şu senaryo geliyor: İsrail, Lübnan savaşına askerlerinin esir düşmesi gibi sudan bir bahaneyle, aslında Şii Hizbullah'ı ve arkasındaki güç olan İran'ı dizginlemek için girişti. Bu savaş, Bush yönetiminin nükleer silah ürettiği iddiasını bahane ederek, İran'daki İslami rejimi devirmek amacıyla yaptığı saldırı planının bir parçasıydı. Hani şu ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın Lübnan savaşının başındaki 'Yeni Ortadoğu doğuyor' saptaması var ya, buraya 'cuk' oturuyor. Lakin geçmişte Sünni Arap ordularını perişan etmiş İsrail ordusu, Şii Hizbullah karşısında yenilgiye uğradı. Hizbullah sınırdan 30 km. ötedeki Litani Irmağı'nın yukarısına sürülüp, silah stoku gerçekten eritilseydi, ABD saldırdığında İran'ın en mühim misilleme yolu kesilmiş olacaktı. Olmadı.

Eh, o zaman Bush yönetimi de İsrail'in dizginleyemediği Hizbullah'ı, yarısı Avrupalılardan yarısı da Türkiye gibi Müslüman ülkelerden oluşacak çokuluslu gücün dizginlemeye çabalamasını ister elbet. Böylelikle '2009'da bitecek olan görev süresinden önce İran rejiminin nükleer güç olmasını engellemeye yeminli' Bush, İran'a saldırı emrini verdiğinde UNIFIL'e asker katkısı yapmış ülkeler kaçınılmaz olarak kendilerini ABD ile İsrail'in safında bulur.

Hem Irak'a saldırdığında diplomasiye fırsat tanımamakla suçlanan Bush'un bu kez elinde kozu da var. ABD, AB'nin Tahran'a nükleer programıyla ilgili teşvik paketi sunmasına boşuna geçit vermedi. Barışçı nükleer enerji elde etmenin uluslararası hukuktan doğan hakkı olduğunu söyleyen, İsrail'in aksine, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmasını gönüllü imzalamış İran'ın, Batı'nın bu tür 'bağımlılık yaratacak' teşviklerine prim vermeyeceğini bal gibi biliyorlardı. Diplomasiye geçit vererek, İran'a saldırmanın 'meşruiyet taşlarını' döşediler.
UNIFIL'e katkıyı hâlâ 'barış süreci ve insani yardım için ödev' görenlere Amerika'daki Yahudi lobisinin etkili örgütü AIPAC'ın Başkanı Howard Friedman'ın geçen temmuzdaki sözlerini aktarayım: "Lübnan çatışması asıl sorunun sadece dikkati dağıtan kısmı. Sorun İran'ın nükleer silah programı. Bütün hedeflerin başında İran İslam Cumhuriyeti'ni haritadan silmek var."
UNIFIL'e katkı sadece Lübnan'da değil, ABD-İran çatışmasında da iki ateş arasında kalmak manasına gelecek. Lamı cimi yok!