İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=1615
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Perşembe, 25 Ocak 2007 - (06:12)

Kerkük'te Türkiye, ABD ile anlaştı mı?

Türkiye, Ortadoğu'da ve dış politikasında yeni bir sürece giriyor. Bunun en somut işaretini MİT Müsteşarı Emre Taner, Türk dış politikasında geleneksel "bekle-gör" politikasının yerine, pro-aktif bir dış politika izlenmesi gerektiği şeklinde ortaya koymuştu.

Irak'ta tırmanan şiddet, terör ve Kerkük, TBMM'nin dünkü kapalı oturumunun ana gündem maddelerini oluşturdu. Bu maddeler içinde kuşkusuz Türkiye açısından en önemlisi ise Kerkük, Irak Türkmenlerinin durumu ve bu kapsamda Kuzey Irak'a yönelik olası bir operasyon.

Bölgedeki gelişmeler, artık sorunun kapalı kapılar ardında konuşulmasını kaçınılmaz kılmışa benziyor. Kerkük ve Irak Türkmenleri bağlamında yaşanan krizin Türkiye'yi bir savaşa çekip çekmeyeceği, bu kapalı kapıların ardında kısmen belirginleşecek, aynen 83 yıl öncesinde olduğu gibi. O zaman da bu konu Meclis'in gizli görüşmelerinde ele alınmış, daha sonra Lozan'da ara bir çözüme gidilmiş, Lozan'ın imzalanmasından üç yıl sonra ise İngiltere ile yapılan Ankara Anlaşması'yla bu bölge ve ırkdaşlarımız kendi kaderlerine terk edilmişti. Türkiye ile İngiltere'yi savaşın eşiğine getiren ve Şeyh Said isyanı vb. Kürt isyanlarını Türkiye'nin başına bela eden sorun, yine o dönemde Batı ile yakın ilişkiler kurma ve bu çerçevede İngiltere ile sorunları halletme zorunluluğunun bir sonucu olarak Türkiye'nin Misak-ı Milli sınırlarından taviz vermesiyle neticelenmişti. Tam 83 yıl sonra, Kerkük konusu ve Irak Türkmenlerinin geleceği sorunuyla birlikte, Türkiye'nin güneyinin güvenliği bir kez daha TBMM'nin gündeminde. Bu sefer iktidar da muhalefet de benzer bir duruş içinde. Nitekim, Irak Türkmenlerinin ve Kerkük'ün durumu uzunca bir süredir Türkiye gündeminde inişli-çıkışlı bir seyir izlerken, bir anda ülke gündemine bu denli yoğun girmesi, kamuoyuna mal edilmeye çalışılması, Başbakan Erdoğan'ın ifadesiyle "AB'den daha öncelikli bir konu" haline gelmesi ve muhalefetin "seferi hümayun" talebi, açıkçası bu süreci yakından takip edenleri şaşırtmışa benziyor.

Perde arkasındaki gerçekler farklı mı?

Peki, bu coşkunun, heyecanın nedeni gerçekten Irak Türkmenleri ve Kerkük mü? Yaklaşan seçimler mi? Yoksa bilmediğimiz başka bir süreç mi söz konusu? Ayrıca, Türkiye gerçekten ABD'ye ve diğer Batılı müttefiklerine rağmen Irak'ın kuzeyine girer mi? Böyle bir operasyonu tek başına mı yapar, yoksa bölgesel destek alır mı? Bölge devletleri, başta İran ve Suriye olmak üzere, bu operasyonu nasıl karşılar? Gerçekte bu operasyon, kime ve neye karşı? Bu sorulara doğrudan net bir cevap verebilmek çok güç. Bölgenin karışıklığı, olayların iç içeliği, haliyle kafaları da karıştırıyor. Yalnız görünen bir gerçek var ki, o da Türkiye'nin Irak Türkmenleri ve Kerkük üzerinden bu savaşın içine çekilmek istenmesi ve bu oyuna geliyor olması. Tüm gelişmeler bunu gösteriyor. Peki, Türkiye gerçekten bir oyuna geldiğinin farkında değil mi? Elbette farkında.

Türkiye, Ortadoğu'da ve dış politikasında yeni bir sürece giriyor. Bunun en somut işaretini MİT Müsteşarı Emre Taner, Türk dış politikasında geleneksel "bekle-gör" politikasının yerine, pro-aktif bir dış politika izlenmesi gerektiği şeklinde ortaya koymuştu. Bu açıklamanın ardından, bu son gelişmelerin yaşanmaya başlanması elbette bir tesadüf olarak kabul edilemez. Gelişmeler, aynı zamanda, görünenin tam tersine Türk-Amerikan ilişkilerinde gizli bir mutabakatın olduğunu ortaya koyuyor. Kerkük, PKK ve Kürt devleti bağlamında bugüne kadar yürütülen görüşmelerde belli bir aşamaya gelindiğini, özellikle Türkiye'nin endişelerinin önemli ölçüde karşılandığını gösteriyor. Bunu, biz son dönemdeki Türkiye-ABD, Türkiye-İran bağlamındaki ilişkilerin seyrinden ve Irak'taki Kürt grupların tepkilerinden rahatlıkla anlayabiliyoruz.

ABD tarafının Türkiye'ye AB ve Kıbrıs bağlamında destek açıklamaları, 1 Mart sonrası oluşan tepkilerin yerine daha uzlaşmacı ve desteğe dönük bir işbirliği anlayışının ortaya konması, Türkiye'ye yönelik dış politikada önemli değişimin ipuçlarını veriyor. ABD, Türkiye'yi kaybetmekten ziyade onun gönlünü alarak, Soğuk Savaş sonrası süreçte bir türlü adı konulamayan ilişkinin adını koymaya, ilişkiyi Türkiye açısından tanımlamaya gayret eden bir görüntü ortaya koyuyor. Bu politika değişikliğinin temelinde ise Irak'taki başarısızlığı, Afganistan'da sürecin tehlikeye girmeye başlaması ve İran'a yönelik hedefleri yatıyor. Bir tarafta Irak'ta büyük bir batağın içine saplanmış olan ABD'nin, diğer taraftan İran hesapları bir çelişki gibi gözükse de, temelde İran sorunu ABD açısından Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)'nin geleceğinde kilit konumuna gelmiş durumda. ABD, ya İran'ı ve Şii tehdidini ortadan kaldıracak ya da BOP'a elveda diyecek. Son birkaç ay öncesine kadar Irak'tan çıkış yolları arayan ABD'nin bir anda bu fikrinden vazgeçmesi ve Irak'a daha fazla asker yollayacağını açıklaması, BOP'a kolay kolay veda etmeyeceğinin en büyük göstergesi. Bu karar, aynı zamanda Yahudi lobisinin ve İsrail'in de büyük bir başarısı olarak algılanabilir. Irak'a gönderilecek 20 binin üzerindeki askerî gücü, Irak bağlamında değerlendirmek çok doğru olmasa gerek. ABD, gönderdiği son askerlerle birlikte, İran ve çevresinde 200 bini aşkın silahlı bir gücü konuşlandırmış oluyor. ABD'nin bu son kararı ile birlikte Afganistan'daki kuvvet arttırımı, ikinci uçak gemisini gönderme kararı, Irak içinde İran hedeflerine yönelik operasyonlarını arttırması tek bir şeye işaret ediyor: İran.

İran'a karşılık bir ödün mü söz konusu?

İran'a yönelik bir operasyonun tarihini erkene alan ve birkaç ay içinde bu ülkeye bir operasyon düzenlemesi tahmin edilen ABD açısından, Irak'ta yeni müttefiki Kürtlerin yalnız başına kaldıklarında bu ülkeyi daha büyük bir kaosa götüreceği endişesi yüksek. Kontrol edilemez bir iç savaş, şu an için ABD'nin işine gelmiyor. Bu çerçevede, Kürtlerin Irak'ta ABD'yi daha da açmaza sürüklemesi ve bitmek bilmeyen istekleri de Amerikan yönetimini bezdirmiş durumda. Diğer taraftan, İran'a yönelik operasyonda yine en büyük desteği İran Kürtlerinden almayı hedefleyen ABD açısından bu grupların küstürülmemesi de gerekiyor. Dolayısıyla ABD, bu şımarık çocukları çok fazla üzmeyecek; ama dizginleyecek bir orta yol arayışında. Bu yol da Türkiye'den, daha doğrusu Türkiye'nin Irak'taki varlığından geçiyor. Türkiye'yi Irak'a çekmenin yolu ise Türkiye'yi bu savaşa çekecek meşru bir sebep oluşturmaktan geçiyor, bunun adresi de Kerkük.

ABD böylece bir taşla birkaç kuş vurmayı hedefliyor. Bunları maddeler halinde sıralayacak olursak: 1. Türkiye, İran ve Suriye arasındaki ortak duruşu yıkmak ve böylece BOP'un önündeki en önemli engellerden birini kaldırmak; 2. Türkiye üzerinden, Suriye ve İran arasındaki ittifakı bitirmek, bu konuda Suriye yönetimini yumuşatmak; 3. Türkiye ve İran arasında, Türkiye'nin Kuzey Irak'a girmesiyle birlikte Kuzey Irak bağlamında bir sorun yaratarak, Türk kamuoyunu İran'a karşı yönlendirmek ve böylece İran'a yönelik bir ABD operasyonunda Türkiye'nin ve Türk halkının tepkilerini asgariye indirmek, hatta "oh olsun" dedirtmek; 4. Türkiye ile İran'daki Türklerin sempatisini kazanmak ve İran Türklüğüne yönelik operasyonları Türkiye üzerinden rahatlıkla yürütmek; 5. İran ile bir savaşa girdiğinde Irak'taki süreci, Türkiye üzerinden yürütmek ve ABD ağırlıklı direnişi Türkiye, Türk askerî gücünün üzerine kaydırmak; 6. Türkiye ile Sünni direnişi asgariye indirmek, buna karşılık Şii direncini, gücünü ve bölgedeki tehdidini kırmak; 7. Sünni-Şii çatışmasında, Sünni dünyanın liderliğini Türkiye'ye vererek, Sünni dünyada ABD düşmanlığını asgariye indirmek, buna karşılık ABD sempatisini artırmak.

Bu maddeler daha da çoğaltılabilir. Ama temel noktaların/hedeflerin bunlar olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim, İran'ın ve Kürt liderlerin son dönemde koyduğu tepkiler, bu düşüncemizi destekler türden gelişmeler olarak kendisini gösteriyor. Biraz daha somuta indirgemek gerekirse, Türkiye-İran arasında son dönemde ilişkilerde yaşanan birtakım sorunlar şimdilik doğalgaz kesintisi ve Türk TIRlarının İran üzerinden transit geçişinde yaşanan birtakım sıkıntılar olarak karşımıza çıksa da, daha temelde bu sorunlar İran'ın Türkiye'den ABD'ye yönelik arabuluculuk beklentilerinde sapma, büyükelçilik seviyesindeki ilişkilerin maslahatgüzarlık seviyesinde yürütülmesi şeklinde kendisini gösteriyor. Ayrıca, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın son Suriye ziyareti de, İran'ın Suriye bağlamında yürütülen gelişmelerden duyduğu rahatsızlığın, endişenin bir sonucu olarak da değerlendirilebilir. Diğer taraftan, Iraklı Kürt liderlerin ABD tarafından ikinci defa satılma kaygıları ve bu yöndeki beyanatları da, Türkiye-ABD arasında son dönemde yaşanan ilişkilerden duyulan kaygıyı ortaya koyabilecek gelişmeler. Bundan dolayı Kürt gruplar, Türkiye'nin bölgedeki doğal müttefiki ve uzantısı olarak kabul edilen Türkmenler üzerindeki baskılarını artırmış durumda. Türkiye'nin bölgeye müdahalesi durumunda, Türkmenlere karşı büyük bir katliamın gerçekleştirileceği mesajları şimdiden verilmeye başlanmış durumda.

Zaman Gazetesi