İslam Dünyası

http://www.islamdunyasi.com/index.pl?author_id=933
E-Posta: info@islamdunyasi.com
Perşembe, 18 Mayıs 2006 - (19:11)

Ertuğrul'un metaforları...

Bir "kavramsallaştırma canavarı" Ertuğrul Özkök... Mesela, geçenlerde, "cemaat evlerinden kaçışı" yazmıştı. Buradaki "cemaat evi" ifadesi, ideolojik bağnazlığı anlatan bir metafor.

İyi de bir yazıydı.

İyi olmanın ötesinde, her tarafından "kurnazlık" akan yazısında Ertuğrul Özkök, birtakım isimleri (Murat Belge'yi, Taha Akyol'u, Ahmet İnsel'i) işaret ederek, "Acaba artık ruhumuzu daraltan cemaat evlerinden özgürlüğe kaçış dönemi başlıyor mu?" tespitinde bulunuyordu.

Bu isimler, yazdıklarıyla ve tavırlarıyla, hem aydın olmanın, hem de bağımsız ve demokrat davranabilmenin sorumluluğunu yerine getiyorlarmış.

Murat Belge de haklı olarak soruyordu: "Nerede, hangi evdi benim kaldığım bu cemaat evi? Adresini hatırlatmak mümkün mü acaba?" Sanki Belge ve benzerlerinde "ideolojik bağnazlıktan kaçış" yeni ve güncel bir davranışmış gibi... Sanki bu isimler, Ertuğrul Özkök'ün durum saptamasından önce, "aydın olmanın sorumluluğunu" yerine getirmiyorlardı.

Bu defa, ilkinden daha kurnazca bir kavramsallaştırmayla karşı karşıyayız:

"Biat medyası..."

Biat medyasından kasıt, elbette, "dini hassasiyeti olan" gazete ve televizyonlar (isimlendirme Özkök'e ait).

Biat medyası Ali Dibo konusunda suskunmuş, karısını pataklayan AK Parti milletvekilini hiç gündeme getirmiyormuş, tay skandalıyla ilgili tek kelime yazmıyormuş... İyi ki merkez medya varmış. Çünkü merkez medya çalışanları "biat" değil, "eleştiri" kültürüyle büyümüş. Gerçi merkez medyanın bir Andıç ayıbı varmış ama, o ayıbı yine kendi temizlemeye uğraşmış.

Dini hassasiyeti olan bir gazetede çalıştığım için, Özkök'ün yazdıklarından alınganlık çıkardım.

Şu "dini hassasiyeti olan gazete" ifadesine bir şerh koyup öyle devam edeyim: Benim çalıştığım "dini hassasiyeti olan gazete"de, bilebildiğim kadarıyla, her eğilimden gazeteci ve yazar var. İslamcısı, liberali, komünisti, ulusalcısı, kemalisti, başörtülüsü, başörtüsüzü... Her düşünceden, her ideolojik eğilimden insan. Ertuğrul Özkök bana, eleştiri kültürüyle büyümüş gazetesinde kaç başörtülü çalıştırdığını söylesin! Madem "ruhumuzu daraltan cemaat evlerinden" şekvacı, kendi cemaati dışında kaç kişiye iş ve istihdam sağladığını anlatsın...

Evet, merkez medyanın bir Andıç ayıbı var... Üstelik, "meşruiyet sorgulamasını" gerektirecek büyüklükte bir ayıp.

Gelgelelim, "kurnazlık" burada sökmüyor; çünkü bu ayıbı merkez medya temizlememiştir. Bu ayıp temizlenebilmiş değildir henüz. Gerçi Özkök, risk ortadan kalktıktan sonra çıkıp, "özrü kabahatinden büyük" dedirtecek türden bir açıklama yapmış, üzerindeki belayı defetmeye çalışmıştır ama, bu ayıp hâlâ durup duruyor ortada.

Mesela, merkez medyanın Andıç yayınlarından sonra Akın Birdal'ın üzerine iki şarjör mermi boşaltıldı. "Alçakları tanıyalım" müellifi Oktay Ekşi'nin, mağduru PKK konusunda özeleştiri yapmaya çağıran açıklamasını saymazsanız, Akın Birdal'la ilgili tek özür cümlesi yok, "Andıç merkezi"yle ilgili tek eleştiri yok, Andıç yazarlarına yönelik tek itiraz yok... Eleştiri kültürüyle büyümüşler. Maazallah bir de biatlı olsaydılar. Allah ülkeyi korumuş.

Niçin Ali Dibo konusunda suskunmuşuz?

Siz niçin POAŞ konusunda suskunsunuz?

Niçin TCK'yla, TMK'yla ilgili tek satır yazamıyorsunuz?

Karısını pataklayan milletvekiline karşı sergilediğiniz celadeti, niçin okul önlerinde öğrenci joplatan üniformalılardan esirgiyorsunuz?

Niçin demokratik normale müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmiş memurin takımıyla ilgili tek itiraz cümlesi geliştiremiyorsunuz?

Niçin kendisini "yasama organı" yerine koyup yerleşik kural ihdas eden ihtisas mahkemesini eleştiremiyorsunuz?

Niçin bazı hortumculara, bazı darbecilere, bazı kriz tacirlerine toz kondurmuyorsunuz?

Hem, sizin uyduruk gündeminize takılmak, mürekkebi dahi kurumadan "asparagas" olduğu ortaya çıkan haberlerinize "fikri takip" yapmak zorunda mıyız? Neymiş "şu her ilde, ilçede birbiri ardına patlayan Ali Dibo olayları", Ertuğrul Özkök anlatsın da bilelim. Kaç ilde, kaç ilçede cereyan etmiştir bu olaylar? Kim ne kadar yolsuzluk yapmıştır? Bu konuda hangi yargı kararları vardır?

Ertuğrul Özkök bunları kalem kalem dercetsin, üzerine gidelim...

Sonra da şu "biat metaforunu" tartışalım. Bakalım "biatlı" olmakla itham edilenler mi, yoksa "eleştiri kültürü"yle büyüdüğünü söyleyenler mi otoriteye karşı daha bağımsız?

Bir de tabii şu adresi ortaya çıkaralım:

Murat Belge'lerin hangi evde oturduğunu... Hangi gazetecinin nereye biatlı olduğunu, kimlerden el aldığını... "Ruhumuzu daraltan cemaat evlerinden özgürlüğe kaçan" bazı gazetecilerin kimlerin önünde el pençe divan durduğunu, hangi karargaha biatlı olduklarını...

Bunları tartışalım bence!